• Teşrik tekbiri getirmeyi unutmayınız

yecüc mecüc nedir yecüc nedir mecüc nedir

cihadir

Acemi Üye
Silver
#1
ESKİ DÜNYA
· Coğrafi keşiflerle bilindik topraklara saldıran ve yerli halkları katledenler insanlığa zulmettiler. Kazanmak için yola çıkanlar başka ulusların mülklerini gasp ederek ve öldürerek zamanla kendi saltanatlarını kurmuşlardı. Amerika’da petrol kuyularına sahip olan baronlar hala da saltanatlarını sürdürmektedirler. Gözleri doymayan ve dünyaya hırslanan bu anlayış yeryüzünü sömürmüş ve Ortadoğu’yu savaş alanına çevirmiştir. Yeryüzü nimetleri Ademoğullarının ortak malı iken bir zümre tarafından yeryüzünün sahiplenilmesi tüm düzeni bozmuş ve haksızlıklar yaşanmasına neden olmuştu. Yeryüzü nimetlerini paylaşmayan ve herkesin faydalanmasını engelleyen bir anlayış vardı. Kazanç iştahlı zalim yönetimler devri yaşanmıştır. Bir kısım egemenlerin krallığı ve sefası için yeryüzü halkı sıkıntıda bırakıldı ve insanlar katledildi.
· Şeytanın egemenliği 1800 lü yıllarda Osmanlının kıtalarda egemenliğini kaybetmesiyle başladı. İnançsızlar, pek çok ulusta sömürgecilik elde etmekle uğraştı. İmparatorluğun dağılışındaki yaşanan süreçler ve ulusların Osmanlıdan ayrılması insani merkezli bir otoritenin kayboluşuyla ortaya çıkmıştı. Dünya için bir mücadele ve yarış başlamıştı. Bu güçlü olma tutkusu belli kaygılarla ortaya çıktı. Bu kaygılar da şeytanın asılsız söylemleriydi. İnsanlar hiç birbirlerine güvenmediler. Sonra da parçalandıkça parçalandılar. Dinlerde, mezheplerde, ailelerde, kültürlerde, etnik kökenlerde, ırkçılıkta, her alanda parça parça oldular. Herkes bir diğer gurubu kötü görüyor ve ötekileştiriyordu. Dünya zamanla çok daha kötü bir hale gelmişti.
· Napolyon 1789 yılında Mısır’ı işgalinden sonra Osmanlı ve Fransa’nın Ortadoğu’da mücadelesi olmuştur. Osmanlı imparatorluğunun gerileyişiyle dağılması artmıştır. Fransa bölgede etkinliğini arttırmıştır. Osmanlı son iki yüzyıl boyunca batının egemenliğinde kalmıştır.
· İngiltere Fransa ve Rusya’nın kazanma hırsı ile şekillendirdiği dünyada ABD gibi menfaatçilerin birlikteliğini kuran birlik ortaya çıkmıştır. Bu birleşik devletler zamanla dünyaya egemen olup kendilerince İsrail devletini kurmuştur. Tanrının vaat ettiği İsrail karalığını yavaş yavaş hazırlamaya çalışan sapkın inanışlı insanlar kendilerini doğru yolda ve dinin temsilcisi saymışlardı.
· 1800 lü yıllarda başlayan büyük değişim ve dünya için hızlı yarış bir hastalık gibi yayılmıştır. Gücün insani değerler, adalet ve barış gibi alandan çıkıp maddi alanlarda sağlanması Osmanlıyı çökertmiştir. Sanayi devrimi sanayi toplumuna sanayi toplumu da sınırsız tüketime kapı açmıştı.
· 1900 lü yılların başında Osmanlının yıkılmasıyla büyük bir kaos ve kargaşa çıktı. Bu dönemde hukuksuzlar, çeteler, hırsızlar, kanunsuzlar devlet yönetimlerine egemen oldular. Ülkeler daha çok parçalandı. 1950 lere doğru küresel güçler sömürgecilik çatısında toplandılar.1900 lü yılların sonlarında inananlara tam savaş açıldı.
· 1910 lu yıllarda dünyaya sahip olma arzusundan doğan çatışma ve savaş psikolojisi 1914 yılında birinci dünya savaşını yaşattı. Ardından ikinci dünya savaşı, ardından bölgesel mücadeleler, ardından soğuk savaş dönemleri, ardından silahlanmada yarış yaşandı. Sonrasında insanlık dünya için mücadele edince karanlık bir dibe gömüldü. Savaşlar ve soğuk savaşlar döneminde insanlık inançsızlığın ve dinsizliğin etkisinde kaldı.
· Osmanlı Adalet dağıtıyor ve insanlığı kolluyordu. Silahı geliştirenler öldürerek hakim olmak istediler. Osmanlıyı zayıflatınca tanrı tanımazlar yeryüzüne egemen oldu. Sonra da Osmanlıyı karalama anlayışı üzerinden siyaset yaptılar.
· Yeryüzünde inananların egemenliği Osmanlının dağılmasıyla son bulmuş ve yeryüzünde inançsızların tam hakimiyeti sömürgecilikle ve baskıyla görülmüştür.
· Osmanlının yıkılışıyla yeryüzünde insanlığa sahip çıkacak güç de beraberinde yıkıldı. Yeryüzünde adalet dağıtacak, birleştirecek, barış ve huzuru sağlayacak imparatorluk boşluğu yaşanmıştı. Dünyadaki bu boşlukta denizlerde korsanlık gün geçtikçe arttı. Onlar ticaret değil gayrimeşru yöntemlerle kazançlarına kazanç kattılar. Güçlenenler koloniler kurdular. Sonra yönetimlere egemen olanlar sömürgeciliğe başladılar. Feodalizmden kapitalizme geçişte çok acılar çekildi.
· Osmanlı çöktükten sonra bir zamanlar Amerika, bütün Ortadoğu halklarına demokrasiyi getireceklerini vaat etmişti. Barış için çalıştığına ve dünyanın jandarmalığını yaptığına ikna etmişti. Her şeyin çok güzel olacağını düşünürken her geçen gün kötü şeyler arttı. Ortadoğu kana ve insanlık karanlığa bulandı.
· Coğrafi keşifler, Rönesans, reform, sanayi inkılabı, kölelik, ucuz işçilik, sömürgecilik ve dünya için savaş psikolojisi hepsi bugüne gelişte aşamalar oluşturdu.
· Dünya 1912 den 2012 yılına kadar tam bir beylikler (ülkeler) dönemi yaşadı. Bu fetret döneminde birlik ve adalet sağlanamadı. Ta ki 2012 yılının sonunda büyük bir değişimin başlamasıyla dünya adil bir düzene yani tüm insanlığı temsil eden esenlik krallığına geçiş yapacaktır.
· Osmanlıyı arkadan Araplar vurdu diyenler şunu iyi bilsinler ki inançsız muhaliflerin ayaklanmaları dünyanın her yerinde vardı. O dönemde doğrucu ve barışçı hükümetler Osmanlıya bağlı yönetimlerdi. Osmanlı’da merkezi otoritenin kaybolması ve inançsız muhaliflerin ayaklanmasıyla tüm dünyada zorla devrimler yaşanmıştı. Arapları kötüleyen ve dışlayan anlayış, inançsızların ve din düşmanlığı yapanların anlayışıdır. Etnik kökenlerini överek Arapları kötüleyen anlayışın temelinde din düşmanlığı vardır. Peygamberde Arap’tı ve son din de Araplara gelmişti. Arapları kötülemek dini kötülemekti. Arapları üstün tutmak ta bir ayrı cahiliyettir. Gerçek şu ki inanan insanlar Tanrının halkıdır.
· Dünyada 1789 Fransız ihtilali ile etnik ayrımcılığın özgürlük ve temel hak olarak görüldüğü bir dönemin başladı. Ulus devlet anlayışı sürekli parçalanmayı getirmiştir. 21. yüzyılda uluslarda kendi içlerinde parçalanmalar yaşamaktadır. Mikro ulusların oluştuğu daha da çok ayrılıklar gözlendi. 2012 yıllarında İspanya’nın Katalonya bölgesinden ayrılmak istemesi, Filipinlilerde ve Kolombiya’da ayrılma istekleri yaşanmaktadır. Belçika’da bölünme ve ayrışma var. Türkiye’de Kürt ve Türk milliyetçiliğinin oluşturduğu ayrışma mücadelesi var. Sonuç olarak dünya ayrışmanın bir sonuç getirmeyeceği son bir viraja girmiştir. Bu tehlikeli ayrılıklar, kargaşa ve kaos dönemi yeni ve durgun bir çağın müjdecisi olabilir mi. Gerçekten de büyük esenlikler böyle çatışmaların zirve olduğu dönemlerde yaşanmıştır. Dünya değişiyor. Yaşananlarla görünen çok kötü olabilir ancak sonuç beklenenden çok daha mükemmel olabilir.
· Ülke yönetimlerinin yarattığı küresel terör, ABD gibi küresel sermayenin toplandığı tek merkezden yönetilmekteydi. Adem’i merkeziyetçiliğin kaybolmasıyla başlayan hırslı mücadele dünyada kötü bir çağ yaşatmıştır. ‘Düşmanımın düşmanı benim dostumdur.’ anlayışıyla hareket eden ülke yönetimleri ulusal çıkarlarıyla hareket ederken mazlum halklara zarar vererek kazançlarını sağlamışlardı.
· Dünyanın yeni efendileri küresel yağmacılardı. Sonra bir birlik kurup masa başında dünyayı paylaşmışlardı. Türlü hilelerle, kirli tezgahlarla insanları yönlendirdiler. İnançsızların gerçek yüzünü herkes görmeye başladı.. 2012 yılı gerçeklerle yüzleşme ve hesaplaşma yılı olacaktır.
· Yeryüzünde Zalimlerin saltanatı kaldırılacak. Dede Bush, baba Bush, oğul George Bush saltanatı bitiyor. Yine Clinton ailesi gibi Bill Clinton kızı Hilari Clinton gibi Clinton saltanatı bitiyor. Rice’lerin saltanatı da bitiyor. Dünyayı birkaç aile, masa başında uyguladıkları tezgahlarla aldatarak ve yalanlarla yönettiler. Menfaatleri doğrultusunda aldıkları kararlarla ve çıkardıkları fitnelerle dünyayı yönettiler. Yeryüzünde mazlum insanları baskı ile sindiren ve dayatmalarla yönetenler artık mazlum halkların ayaklanmasının kaçınılmaz olduğunun anladılar.
· Amerikalı muhafazakarlar Tanrıya bağlı olmaya çalışan ve dinlerine düşkün bir halktı. Ancak ülkeyi yöneten bozguncu egemenler halkı aldattılar. ABD’nin Ergenekon’u küresel oyunculardı. Kendi tasarılarıyla dini istismar ederek Tanrı için cihat ediyoruz imajı verdiler. Evangelistler bir taraftan dünyayı sömürmek isterken diğer taraftan gelişmemiş ülkelerin mazlum halkları katletmek istiyorlardı. Ortadoğu’yu İsa’nın gelişine hazırlıyoruz diye ümmetçilik yaparak haçlı birliği oluşturmak için uluslar arası medya kuruluşlarında etkili propaganda yapmışlardı. Dünya hırsına bürünmüş olanlar gerçek inanan ve mazlum olan halklara saldırdılar. Ortadoğu’ya gelen siyah bayraklılar (savaş isteyenler) çokça kan akıttılar. Dünyaya empoze ettiği inançlı halkları terörist hareketler olarak yansıtmaları sinsi bir şeytan planıydı. İnananları terörist hareketler, köktenci ve demokrasi karşıtı olarak nitelemeleri ve tüm Ortadoğu halklarını karalamaları menfaatlerinin gerekliliğiydi. Kardeşliği ve insanları koru anlayışını taşıyan tanrının evrensel dini, bir kenara atılmıştı. Diğerlerini karalayan ve ötekileştiren bu anlayış tanrının karşısındaki bozguncu anlayıştı. Gelecekte güç elde eder ve tehlikeli olabilir diye kendilerine tabi olmayan bazı halklara zulmettiler. Dünyaya tapanların dünyayı amaçlayarak egemenliği kurma çabaları öldükten sonrasına inanmayan şeytan taraftarlarının zihniyetiydi.
· Ortadoğu halklarının ABD ve İsrail karşıtı olmaları uygulanan yanlış siyasetlerin bir sonucuydu. Ortadoğu ve Afrika dahil tüm halklara kötü davranan ve ötekileştiren bir ABD anlayışı vardı. Ortadoğu ve Afrika’da batı karşıtlığını bizzat dünya için zulmeden batı anlayışı oluşturmuştur. İnanan halkların tehdit olduğu yönündeki önyargılar batı anlayışının gereksiz korkusuydu. ABD ve İsrail anlayışı gerçekte Ortadoğu’ya fitneyi ve zulmü getirmişti. Bir takım korkularla insanlığa zulmeder taraf oldular. Yıllarca yaptıkları zulümleri görmeyerek bugüne körler olarak geldiler.
· ABD yönetimini insanlığı tehdit eden bir terör örgütü yönetmektedir. Gücü ele geçirenler kirli tezgahlarla savaş siyaseti yaptılar. Dünyaya hükmedince hukuksuzluk, kuralsızlık yaşandı. İnançsızlar gücü elde edince dini değerler önemsenmedi. Dünya kötü bir hale geldi. Silah üretip satan, ekonomileri deviren, ticaretleri etkileyen varlıklı inançsızların yönetimi vardı.
· Vatikan da sanki dine hizmet ediyormuş gibi çıkarcı egemenlerin ardından gitti ve kargaşa çıkaranları desteklediler.
· Gelişmemiş ülkeleri gerici, cahil, akılsız, yobaz olarak niteleyen ve kibirlenen batı anlayışı inanan halkları gaddar olarak gördüler. Dünyanın ücra köşelerinde ve her yerinde yaşayan inananlara zulümler edildi. Az gelişmiş ülkelere silah dağıtıp terörleri yaydılar. Yiyecek lokma içecek su bulamayan halkların ellerine son model gelişmiş silahlar verdiler. Birbirlerine kırdırdılar. Pek çok beldelerde istikrarı bozdular. Böylece o bölgeleri sömürdüler. Yer altı zenginliklerini işlettiler. Beldeler kaos ve karmaşada bırakıldı. Dul kalanlar, tecavüze uğrayanlar, haksızlık ve kanunsuzluk hat safhadaydı. Sosyal düzen çökmüş salgın hastalıklar ve sefalet iyice yayılmıştı. Bu düzeni oluşturanlara lanet olsun. Bir tarafta sınırsız tüketim diğer tarafta sefalet ve ölüme terk edilmiş düzenler vardı.
· Arap baharı gibi sömürgelerin topraklarında isyanlar sürmeye devam edecek. ABD, İngiltere, Fransa, İspanya, Rusya ve diğer sömürgeci devletler hukuksuz kazançlarını kaybedecekler. Sömürülen halklar, özgürlükleri için savaşıyorlar. Zalimlerin boyundurluğundan çıkıp bağımsızlıklarını kutlayacaklar. Manda ve himayeden kurtulmak isteyen halklar kendi kaynaklarını kendileri çıkarmak ve kendilerini kendileri yönetmek istiyorlar. İnsan gibi yaşamak istiyorlar. Özgürlük istiyorlar ve insani tüm haklarının verilmesi için mücadele ediyorlar. Arap baharı yıllarca uygulanan zulmün bir sonucudur.
· Arap ülkelerinde cumhuriyet yaşanmaya başlamıştır. Saltanat kaldırılıyor vesayetçilerin egemenliği yıkılıyor. Demokrasi ve insani haklara sahip çıkılmaktadır.
· Her ulus inançsız çıkarcılar tarafından işgal edildi. Para değer gördü. İnsana değer vermediler. Dünya için büyük bir yarış hızlı bir koşuşturmaca vardı. İşgalleri din adına yaparak aldatırlardı. Bu zalimler dini böyle yayarlardı. Hiçbir zaman savaşla din yayılmamıştır. Savaşlarla ve baskıyla dini öğretmediler. Gerçekleri de fark ettirmediler. Egemenler sadece menfaat derdindeydiler. Gücüne güvenen zayıfa saldırdı. Din üzerinden siyaset yaparak savaş isteyenler insanlığa zarar verdiler. Rabbin katında büyük suç işleyenler hesap verecekler. Rab adına mı iş yaptılar yoksa kendi menfaatlerini mi hesapladılar hesap gününde açıkça görecekler. Haçlı zihniyetiyle Ortadoğu’ya saldıranlar cezalarını çekecekler.
· Yeryüzünün egemenlerinin şımarıklıkları tahammül edilemez hal aldı. Çıkarları için zulmedişlerinden, kendilerini güçlü gibi gösterip kibirle mazlumları bastırmalarından bıktık.
· Küresel egemenler hoşlarına gitmeyen uluslara ambargo ve yıldırma politikaları uyguladılar. Ülkeleri desteksiz bıraktılar. İç işlerine karıştılar. Ülkeyi karıştırmak için muhalif bütün grupları kullandılar. Kendilerine kulluk etmeyenleri böyle yıpratırlardı.
· Dünyadaki bütün ülkeler kendi yönetimlerinden ve siyasetçilerinden memnun değiller. Hiçbirisi siyasetçilere artık güvenmiyor. Onlar meclislere uğruyorlar ve seçim zamanlarında medyayı kullanarak birkaç vaatlerde bulunuyorlar. Bütün ülkelerde insanlar adil bir yönetim, kaynakların paylaşılması, özgürlüklerin artması ve yaşam standardının arttırılmasını istiyorlar. Ancak mevcut kalıplaşmış ve vesayetçi yönetimler bütün bunların karşısında bir engeldir. Artık halkı aldatmadan, medyanın yalanlarıyla şişirilmeyen halka hizmete koşan ve ülkenin yoksullarını gözeten liderlerin gelmesi kaçınılmazdır.
· Yeryüzünde küresel düzen bozuktur. Bu bozuk sistemin tek sebebi küresel egemenlerdir. Onların kurduğu kötü düzen ve istikrarsızlık nedeniyle ahlaksızlık artmış ve insani değerler çiğnenmiştir. Yüksek uygarlık seviyesini yakalamak bencil egemenlerin kurduğu sistemle mümkün değildir. İnsanlığı kucaklayan ortak kazanma ve paylaşma arzusuyla mümkündür.
· Küresel egemenlerin kurduğu Tanrısal sistem, küresel yöneticilere kulluğu getirmiştir. Kötülükle ve baskıyla yönetenin sisteminde kötülük ve baskı genel kabul gören yöntem oldu. Ve sistem bozuk işledi. Böylece herkes bu kötü sistemin bir parçası oldu. Yeryüzünde günahlar, haksızlıklar, adaletsizlikler, yalanlar, hırsızlıklar ve cinayetler olmuştur.
· Küresel sistemi kendi ulusal çıkarlarıyla yönetenler insanlığın esenlik krallığını değil, zulüm krallığını kurdurmuştur.
· Evrensel değerlerin ve insan haklarının adını kullandılar. İnsanlığa biz sahip çıkıyoruz diyenler meğer insanlığa zulmedenlerin ta kendisiymiş. Demokrasiyi biz getirdik diyenler meğer medya ve yalanlarla demokrasiyi esir almışlar. Kirli tezgahlarla gündem belirleyenler insanlığı kargaşada bıraktı. Eski demokratik olmayan düzeni biz yıktık diyenler meğer kendi saltanatlarını kurmuşlar. Dünya kötü bir yüzyıl geçirdi.
· Dar kalıplardan çıkamadılar. Dini ve etnik ayrımcılık yapanlar mı özgürlüğü ve barışı getirecekler. Tüm insanların menfaatlerini gözetmediler. Birilerini karalayarak hareket edenler ve tüm gruplara saygı duymayanlar kazançlarını ve varlıklarını böyle sürdürebileceklerini zannettiler. Silah üretip satanlar ve menfaat derdinde olanlar dünyayı kötü hale getirdiler. Dünyanın ardından gidenler barış ve sevgi taraftarı olamazlar. Aldatıcı hilebazlar. Kurnaz yalancılar. Siyah bayraklılar, barış adını kullanarak sahte beyaz bayrakla ilerliyorlardı. Savaşı bile barış adına yapıyoruz diyenler ve savaşsız çözüm yerine savaşı isteyenler oldu.
· Yeryüzü silah deposu haline gelmiş. Her yerde silahlar ve cephanelikler var. İnsan kendi türüne nasıl böyle ölüm makineleri hazırlayabilir. Kitle imha silahları üretenler Tanrıya savaş açmışlar. Acımasız menfaatçiler kendilerine boyun eğmeyenleri öldürerek mi hüküm sürecekler. Hakkı savunan insanlarla nereye kadar mücadele edecekler. Katlederek mi dünyayı kazanacaklar. Kardeşliği yıkan şeytan insanlığı yok etmeyi başaramayacak. Çünkü Tanrı insanı seviyor ve onu kollayacak.
· İnananlar: Adalete ve demokrasiye sahip çıkanlar. Barış ve kardeşlik için çalışanlar. Halka hizmet eden ve kendi çıkarlarını düşünmeyenlerdir. İnsanlara faydalı işleri yapanlardır. Dünya için çalışmayan Tanrının huzuruna hoş amellerle varmak isteyendir.
· Eski dinlerde yeryüzünde tanrılar savaşıyor denmiştir. Evet, Tanrılar savaşıyor. İnsan içi boş, yönetilen ve kumanda edilen bir varlık. Bir tarafta onu doğru yola çekmeye çalışan Allah, diğer tarafta onu kötü işlerle hedefine ulaştırmaya çalışan şeytan. Tanrıların savaşında yenen taraf iyilik tanrısı büyük kral olacaktır.
· Dünyanın her yerinde mazlum inananlara liderlik edecek akıllı ve bilgili bir lider çıktığında onu öldürüyorlardı. Zalimlere boyun eğmeyen doğrucu kullar daima tehdit görüldü. Mazlum halklara sahip çıkan, alt tabaka fakirleri gözeten, büyük projelerle ülkesine hizmet edecekleri engellediler. Her ulusta inananları niteleyenlerin ayağını kaydırdılar. Hapse attılar veya idam ettiler. Liderlik edebilecekleri tehdit ettiler. Suikastlar yaptılar. Yönetimlerdeki güçlü egemenler hiçbir şekilde inananlara fırsat vermediler.
· Yıllarca her kıtada inananları öldürdüler. Her ülkede devlete egemen bozguncular silahlı adamlarıyla terör yarattılar. Terörün nedeni olarak da inananları gösterdiler. Bu terörleri yapanlar devletlere sahiplenmiş olanlardı. Devletleri usulsüz, istedikleri gibi bizzat yönetmek isteyenler teröre destek verdiler. Böylece oluşturulan terör ortamında kendilerini haklı mücadele veriyormuş gibi göstererek yani insanları aldatarak egemenliklerini sürdürüyorlardı.
· Küresel egemenler, ulusları kendilerine bağımlı kıldılar. Borç verip kendilerine köle yaptılar. Bazı üretim ve enerjilerde bağımlı hale getirdiler. Silah anlaşmaları yaptılar. Kazançlarını sömürdüler. Kazanç yollarını yönettiler.
· Küresel egemenler, istikrarsızlık politikası izleyerek insanlığın sosyal yaşamını mahvettiler. İnsanlar gıybet etti, birbirinin kuyusunu kazdı ve birbirlerine kötülük eder oldular. Zalimlerin egemenliğinde yeryüzünde kıtlık vardı. Ayakta kalmak isteyenler başkasının sırtına basardı. Çünkü bozguncuların egemen olduğu bozuk düzen bunu gerektiriyordu. Saltanatlarını düşünenler dünya kaynaklarını kendilerine akıtmak için bozuk bir anlayış yaydılar. Kötülük düşmanlık ve hırs insanlarla beraber oldu. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlardı. Şeytan kendi egemenliği için tüm insanlığı yok etmeye başlamıştı.
· Kimse birbiriyle dost olmasın, insanlarda birlik ve beraberlik olmasın ki bir güce erişemesinler zihniyetiyle hareket eden şeytan kendisine dost önderler seçmişti. Bana kim itaat ediyor. Bana kim itaat etmiyor politikasıyla hareket edenler kötü bir dünya düzeni yarattılar. İnsanlar arasına fitne fesat, düşmanlık ve dünya için mücadele anlayışı soktular. Karanlık çağda sosyal ilişkiler çöktü. İyilikler ve hoşgörü atıldı. Kötülükler ve fırsat kollama tercih edildi.
· İnsanlar dünyaya hırslandı. Büyük bir mal toplama yarışı başladı. İnançsızlığın kapsadığı dünyada büyüklük göstergesi olarak insanlar yüksek bina yapmada yarıştılar. Dev şehirler ve yüksek gökdelenler yapanlar biz güçlüyüz anlayışıyla hareket ederlerdi.
· Dünyanın en büyük 7 petrol şirketi küresel kararları etkilemiştir. Bunlardan bazıları Exon, BP, Total, Elf, Şhell gibi aç gözlü dev şirketlerdir. Dünyaya zulmü yayan ve dünyanın kaderini etkileyen bu yedi güç, ülkelerin kaderlerini değiştirmiştir. Petrol kardeşliği yapanlar gizli anlaşmalarla yeryüzünün hazinelerini paylaştılar. Kirli tasarılarla amaçlarına ulaştılar. Uluslara yön veren bu güçler dünya kaderini etkiledi.
· Bir yerde daha fazla kazanma arzusuyla silah dağıtan, kargaşa çıkartan, hükümetleri deviren bir anlayış varken diğer taraftan şiddete uğrayan, göçe zorlanan, köle olarak kullanılan, açlık ve sefalet içinde kaos da bırakılan ülkeler vardı. Allah’tan isteyip barış için çalışmak yerine kirli tezgahlarla savaş çıkarttılar.
· Dünyayı G-7 ülkeleri, 7 güçlü petrol şirketi, 7 aile, 7 kişi yönetmiştir. Dünyayı yöneten çok yedi vardı. Piyasa hareketlerini belirleyenler küresel ekonomiyi yönetirdi. Zengin egemenler ülke yönetimlerinde söz sahibiydiler. Kazançları öncelikliydi fakir ve mazlum insanlar önemsizdi.
· Yeryüzünde yönetimleri ele geçiren menfaat şebekesi çökertilecek. Onlar insanlığa büyük zarar verdi. Onların devrinde insanlar öldürüldü ve tüm sosyal suçlar işlendi.
· Yeryüzünde iki anlayış sürekli çarpışıyor. İnanmayanlar ve inananlar. Bir tarafta Rabbin yasalarıyla mücadele edenler ve inananları karalama siyaseti yapan inançsızlar. Diğer tarafta evrensel değerleri özümsemiş mazlumlar ve özgürlük doğruluk ve adalet istemiyle baskıdan kurtulmaya çalışan inananlar. Bir tarafta şahsi menfaatler için ayrımcılık siyaseti güdenler. Diğer tarafta ortak menfaatler için birlik arayışında olanlar. Bir tarafta kötülük ve savaş siyaseti güdenler. Diğer tarafta iyilik ve barış peşinde koşanlar. Bir taraf ölmeden öncesinin mücadelesini verirken diğer taraf öldükten sonrasının mücadelesini vermektedir. Bir taraf hukuk bilmez, acımasız ve anlayışsız iken diğer taraf vicdanlı, hoşgörülü ve sağduyuludur.
· Yeryüzünde Tanrı’nın ruhuyla Şeytan’ın ruhunun savaşını iki ülke açık olarak ortaya koymaktadır. Bu durumun somut göstergesi İsrail-Filistin mücadelesidir. Dinin temsilcileri olduğunu sanan insanların Tanrının (İsrael) krallığını kurmak için mazlum halklara zulmedişini görmekteyiz. Gerçekte inanan insanları topraklarından sürmeye çalıştılar. Sonra bu halk gelecekte başımıza bela olabilir deyip duvarla çevirip hiçbir yere gitmelerine izin vermediler. Sularını yiyeceklerini, içeceklerini kesip ölüm kaderine teslim etmişlerdi. Açık hava hapishanesinde fosfor bombası olan soykırım bombalarıyla ateşten yağmur yağdırmışlardı. Tüm bu yaşananlar Mısırdan çıkışa örnektir. Firavunun Moşe’nin halkını katletmek için arkalarına düşüp çabaladığı gibi Filistin halkını ortadan kaldırmayı istiyorlardı. Dinler tarihi boyunca güçlüler dünya için mücadele ederken kendilerini Tanrının inanan halkı olarak niteledikleri görülmüştür. Tanrıya bağlı olduklarını iddia eden güçlüler gerçekte inanan mazlumlara saldırmışlardır. Yine tekerrür eden bu döngüde günümüz İsrail-Filistin mücadelesinde gerçekler açığa çıkmaktadır. Bu mücadeleyi küresel anlamda uluslar ve insanlar hangi tarafı desteklerse gerçek anlayışını ortaya koyar. İnanan ve inanmayan tarafını belirler. İsrail-Filistin mücadelesi inananlarla inanmayanların gerçek mücadelesinde sürekli devam eden bir bölge olmuştur. Kudüs’te barış ve esenlik olduğunda orada tanrının egemenliği oluşmuştur. Orada mücadele ve çatışma varsa şeytanın hakimiyeti vardır diyebiliriz. İsrail-Filistin mücadelesinin sona ermesi Ortadoğu ya barış getirir. Bu durum da dünya ya barış getirir. Öldürme ve yok etme derdinde olan yanlış ve kötü taraftır. Nitekim İsrail yönetimindeki anlayış Sadece Filistin’i değil tüm Ortadoğu’yu hatta dünyadaki tüm inananları yok etme mücadelesinde mi olacak. Yalanlarla dolu bu mücadelesinde nereye kadar ilerleyebilecekler. Artık herkes her şeyi çok daha iyi biliyor. Yalanlarla aldatma devri bitmiştir. İnsanlık artık uyanmıştır.
· İnananları karalama, soykırım ile suçlama, İslamafobi algısını yayma, terör gibi söylemleri yıllarca kullanarak siyaset yaptılar. Bu suçlamalarla güçlü egemenler, mazlum inananları baskı altında ezmiştir.
· Askeri güce sahip olanlar hiçbir zaman sivil halka, barışa ve insanlığa hizmet etmediler. Buna örnek küresel güçlüler de insanlığa sahip çıkmadılar. Kendi krallıkları için halka zulmettiler. Güçlü, zayıfı ezerken isteklerini baskıyla ve zulmederek yaptırdı.
· Gücü elinde tutanlar barışın adını kullanarak saldırdılar. Barış için ülkelere (Saldırıyoruz) giriyoruz dediler. İnsanlığın hakları dediler. Ama sadece kendi kişisel çıkarlarını ve kendilerine tabi olanların haklarını gözettiler. Askeri güç doğruluğa boyun eğip halka hizmeti seçeydi orada esenlik olurdu. Menfaatçilikten vazgeçen kötülüğü ve bozgunculuğu terk eder.
· Dünyada silahlı güce dayalı büyük bir şebeke vardı. Bu şebeke insanları tehdit ediyordu. Önderleri şeytandı. Dünyanın her ulusunda askeri teşkilatlara menfaatçiler egemen oldu. Bu cuntacılar devlet yönetimlerini de ele geçirdiler. Siyaseti yönetip tüm halkları yönlendirdiler. Zorla, tehditle, baskıyla, silah gücüyle egemenliklerini korudular. Silahla gücü ele geçirenler sevgiyle ve doğrulukla hareket etmediler.
· Dünyanın her yerinde darbeciler vardı. Silah anlaşmalarıyla bağlantı kurmuşlardı. Kendi aralarında hiyerarşiye sahiplerdi. Silah üretip satanlar ve dünya silah ticaretini yönetenler küresel patronlardı. Bu kazanç ve çıkar birlikteliği küresel bir haritaya sahipti. Her ulusta askeri cunta bu şebekeye bağlıydı. Halkın karşısında olan bu anlayış halkı sömürür ve kullanırdı. Şeytan egemenliğini kurarken ona tabi olanlar iyilik ve barışla mücadele ettiler. Ortak çıkarda hareket eden bu anlayış ahirete inanmadıklarından dünyanın cennetini istiyorlardı. Hükmetme gücüyle yönetmenin zevkini tadanlar her şeyi biz yapıyoruz ve biz yönetiyoruz diyerek tanrıya kafa tuttular. Dünyaya sahip olup zevki sefa derdinde idiler. Yeryüzündeki iyilik taraftarlarını ve inanan halkı ezdiler. Menfaatleri için inanların ahiret için batılla mücadelelerini kendilerine bir tehdit olarak gördüler. İnananların adalet, barış ve iyi düzen istemeleri bozguncuların hiç hoşlarına gitmiyordu. İnanan mazlumlar doğruluk, adalet ve barış istekleri, onlar için yeryüzü egemenliğinin kaybedilmesi demekti. Bu nedenle muhafazakar dünya halkıyla mücadele ettiler. Ne zaman doğrucu, adalet isteyen ve Rabden korkan biri gelse onu öldürdüler veya zindana attılar. Her ülkede, her beldede hakkı söyleyen kullar öldürüldü. İnsan haklarını savunan ve temel hak ve hürriyetlerin korunmasını isteyenleri terörist ilan ettiler ve düşman olarak gördüler. Bu hakları kendilerinin savunduğunu iddia ettiler. Küresel insani değerleri terörist anlayış yönetiyordu. Kendilerini haklı ve adil saydılar. Kendilerini doğruculardan sayanlar ve haklı olduklarını sananlar insan haklarının savunucusu gibi ilan ettiler. Halbuki kirli hilelerle, silah satışıyla, savaş siyasetiyle yeryüzünü kan gölüne çevirmişlerdi. İnsanlığın huzurunu bozmuşlardı.
· Paranın egemen olduğu, menfaatin ön plana çıktığı bir dönemde düşmanlık ve savaş dolu yıllar yaşadık. Küresel egemenlerin yıkılışında büyük sorunlar yaşanırken kötü dünya iyi dünyaya doğru evrilmektedir. Gerçekler ortaya çıkıyor ve tanrı zalimlerin gücünü kırarken mazlumları destekliyor.
· ABD'nin insansız uçaklarla düzenlediği saldırılarının uluslararası hukuka aykırı ve savaş suçudur. İnsan haklarını tehdit etmektedir. Tanrı dahi gökten meteor düşmesin diye camdan fanus gibi koruma olan Atmosferi yapmıştır. Böylece yeryüzündeki yaşamı tehlikeden uzaklaştırmıştır. Ancak İnsansız hava araçlarıyla nerden geldiği bilinmeyen silahlarla öldürülen insanların hakkını Allah verecektir. Bu suçu işleyenler tanrının elinden kurtulamazlar.
· Tek parti rejimlerine, askeri diktaya, baskıcı hükümetlere artık fırsat verilmeyecek. Tüm dünyada halkların iyi düzen için mücadelesi sürecektir. Tüm insanların özgürlük mücadelesi devam edecek ve değişim kaçınılmaz olacaktır. Önce ülkelerle başlayan değişim rüzgarı sonra bölgelerle devam edecek.. Sonra küreselleşecek ve şeytanın yeryüzü egemenliğine son verilecek.
· Halkı gerçeklerden uzaklaştırmak için gündemi saptırdılar. Mazlum halkların egemenliğini karalamaya çalışırlar. Şeytana uyan eski egemenler sadece menfaatleri için zulmederlerdi. Gündem belirlerlerdi. Küresel medya tekellerindeydi. Güçlü olmak için olayları kendilerine göre senaryo ettiler. Baskıyla halkları sindirdiler.
· Barış demokrasi ve insan hakları diyenler meğer insanlığın en büyük düşmanıymış. Onlar kendi menfaatleri açısından insani değerlere sahip çıkarken mazlum halklara ve büyük bir insan kalabalığına zulmederler. İnsan haklarını kullanarak başkalarına haksızlık ettiler. Şiddet kullandılar. Güçsüz masum halkları katlettiler.
· ABD para ile ulusları aldattı. Ulusların yöneticileri az bir para karşılığı her dediklerini yaptılar. Böylece küresel zalim egemenlerde büyük kazançlar elde ettiler. Yardımın amacı köle etmekti. Böylece Deccal’in tanrılığından korkulur hale gelindi.
· Biz büyük ülkeyiz. Biz güçlüyüz. Hiç kimse bize karşı duramaz. Dilediğimizi yaparız deyip büyüklendiler. Amerika’nın çıkarları için her türlü yolu mübah gördüler. Küresel çeteler, menfaatlerine ulaşmada insanlık için terördü.
· Birleşmiş Milletler insanlığın vicdanı ve insan haklarının sesi olmaktan çıkmıştır. Yeryüzü zalimlerinin meclisi olmuştur. Küresel Ergenekon, petrol kuyuları ve dünyanın hazinelerine sahipti. Bu çeteci menfaatçi şer güçler, hukuk tanımadı. Küresel her kurumu yönetti. Dünya karşılığında insanoğluna zulmetti.
· 1910 dan 2010 yılına kadar son yüz yılda müthiş derecede sosyal suçlar, başkasının malını haksız yere yemeler, zinalar ve cinayetler oldu. Bugünkü suç yoğunluğu son yüz yılın getirdiği neticedir. İnsanlık dünyaya sahip olma arzusundan dönüp öldükten sonra dirileceğine inanarak ahiret için mücadele etmeye başlayınca dünyada suç ve günah da dinecektir. Hem dünya hem de ahiret ancak öyle huzurlu olacaktır.
· Sömürgecilikle başka ülkelerin hazinelerine göz dikenler haksızlıkla başka halkların mallarını yemişlerdir. Artık dünya Siyonist rejimden bıkmıştır. Adil bir düzen istemektedirler. 2012 yılında bunu açıkça görmekteyiz.
· Dünyada adalet ve insani açıdan hesap verilebilirliğin, bir yaptırım gücünün olmaması, insani değerlerin ve dini gerçeklerin bir merkezi otoriteden sahiplenilememesi dünyayı çok kötü bir hale getirmiştir. Dünyanın jandarmadan çok adaleti ve kardeşliği tesis edip koruyacak bir merkeze ihtiyacı vardır. Dünya karanlıktan kurtulurken sıkıntılı süreçler yaşayacaktır.
· Dünyada inanç sarsıldı. İnsani değerlere gerçekten sahip çıkan bir güç olmayınca düzen bozuldu. Meydanı boş bulanlar her şeyi yaptı. Parayı ve global ekonomiyi yönettiler. Küresel bankalarla halkları sömürdüler. Silahlı çeteler, uyuşturucu ve silah ticareti, mafyalar, insan ticareti, kölelik, kadın ticareti, organ ticareti gibi gayri resmi tüm kötü işler uygulanır oldu. Hırsızlar yönetime geldi. İstikrarsız ortamda ülke gelirlerini yediler. Dünyada adil düzeni sağlayacak bir merkez olmayınca kaosta bir yüzyıl yaşandı.
· İletişim çağında yaşıyoruz. Artık herkes her şeyi anında duyuyor. Ve herkes her şeyin farkındadır. Bundan önce zulmedenler iletişim kopukluğunu kullanarak bir uydurma haberle yalanı yayarlardı. Yada katliamlar yaparlardı da kimsenin haberi olmazdı. Doğru haberin yayılmasını engellerlerdi. Mesela 1930’lar da Sovyetler birliğinde Stalin kararıyla on milyon toprak sahibi çiftçi öldürüldü. Çünkü o zaman iletişim ağı yoktu. Zaman içine yayılmış tek tek öldürmeler dikkat çekmedi. Uzun zamanda büyük bir nesile katletmişlerdi. İnsanlar olayları nedenleriyle ve gerçek haliyle görmediklerinden çıkarcı egemenler haberi diledikleri gibi yayarlardı. Böylece ulustan ulusa haber sıçrardı.
· İletişim çağında yaşıyoruz. Herkes aynı anda her şeyden haberdar oluyor. Medyada tekelcilik ile aldatma dönemleri de geçmişte kaldı. Zalimler, medya ile dünyayı yönetme ve yönlendirme kontrolünü kaybettiler. Dünya kontrolsüz ve serbest değişim yaşamaktadır. Daha doğrusu kontrolü onlardan Rab almıştır.
· Şeytanın egemenliğindeki dünya ile Rabbin egemenliğindeki dünya hayatı çok farklıdır. Şeytanın egemenliğinde menfaat mücadelesi, dünyaya sahip olma isteği, çıkar çatışması ve savaşlar hakim iken Rabbin egemenliğinde kardeşlik ve barış hakim olur. Birlik huzur ve mutluluk vardır. Ahiret için çalışma vardır. Dünyaya sırt çevrilir, şöhretten kaçılır. Hırs ve mal toplama arzusu kalkar. İnsanlar sadece dünyadan faydalanmayı yeterli görürler. Paylaşırlar ve sevgi dolu olurlar. Düşmanlık ve kötülük yeryüzünden kalkar. Sevgi ve iyilik yeryüzüne gelir. Adalet işler, kardeşlik korunur, insanlık için çalışılır.
· Azınlıktaki zalim egemenlerin tek taraflı yaptırımları düzeni zedelemiştir. Daha fazla kazanma arzusunda olanlar adalet ve eşitliğin karşısında olmuştur. İnançsızlar dünyaya sahip olmak için insanlara zulmederken, inananlar da ahirete sahip olmak için paylaşma derdindedirler. Yeryüzünde inananlarında inanmayanların da devirleri görülmüştür. Tanrı bu dönemlerin yaşanmasına izin verir ki insanlar doğru olanı görsünler ve gerçeği bilsinler istemiştir. Tarih hep bu çerçevede tekerrür etmiştir. Hayır ile şerri ayırt ederken hakkın tarafında olmayı seçenler vicdanen rahat olacaktır.
· Dünyada demokrasinin engellenmesi ve özgürlüklerin yaşanamaması değişimi mecbur kılmıştır. 2008 küresel kriziyle başlayan değişim 2020 yılına kadar sürecektir. Bu dönemde siyasi çalkantılar, krizler, savaşlar ve birtakım sıkıntılar yaşanacaktır. Zalimle mazlumun savaştığı bu dönemde tanrının müdahalesiyle doğal afetler tavan yapar. İnsanların çoğu gerçeklerden habersizdir. Tanrı öfke ile yeryüzüne müdahale ettiğinde yeryüzündeki tüm zalimler ve ona destek verenler ölür. Kalanlar bu olaydan sonra gerçekleri anlarlar. Hepside tanrıya yönelirler. Yeryüzünde esenlik dönemi başlar ve altın çağa giriş yapılır.
· Dünya en kötü halini görmüş ve şu anda Arap baharıyla ters yönde bir süreç başlamıştır. Artık şeytanın egemenliği kırılmaya başlandı. Artık barış birlik ve kardeşliğin yaşanacağı büyük bir küresel adalet devletinin oluşacağı sinyalini almaya başladılar.
· Arap baharında halklar yöneticilerini hür iradeleriyle seçmeyi ve denetlemeyi istemiştir. Bu durum insanlara hizmeti getirecektir.
· Arap baharı daha başlamadı. Dünya daha baharın başındadır. Önümüzdeki günlerde daha sıkıntılı süreçler göreceğiz. Yönetimi devretmeyen inançsız güçlü zalimler inanan mazlum halkı katletmek için çabalayacaklar. Değişim zor ve sıkıntılı olacaktır.
· Arap baharıyla bir değişim rüzgarı başladı. Yeni kurulan halk hükümetlerine, yeryüzüne egemen dış güçler kazançlarını kaybettikleri için müdahale ediyorlar. Bilakis bu halk hareketleri yani mazlumların direnişleri onlara karşıdır. Yeryüzünü yöneten zalimler Arap baharını yönlendiremeyecekler. ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek hükümetler oluşmayacaktır. Bu bahar sadece Arap yarımadasıyla değil tüm dünyada yaşanacak ve eski dünya sistemine karşı bir başkaldırı olacaktır. İnananların bu haklı mücadelesi insani haklar açısından ve Tanrının yasaları için gereklidir. Yeryüzü sadece tanrının evrensel yasalarıyla adil düzene kavuşur.
· Ortadoğu’da Arap baharıyla başlayan uyanışın mantığını herkes anlayacak. Çözüm üretmeyen ve halklarına zulmeden tüm hükümetler devriliyor. Bu uyanış yeni bir umut yarattı ve tarihin mantığını anlayacak olanlar tanrısal gerçeği fark edecek. Hukuksuz ve dinsiz yönetimler devrilecekler. Çeteci ve terörist yöneticiler bir bir yıkılacaktır.
· İnananların zararsız halleri ile barış ve doğruluk gücünü yitirmişti. Dünya için hırsla mücadele edenler gücü ve silahı ele geçirerek insanlara ve düzene zarar verdiler. Aldatarak küresel egemenliği ele geçiren İsrail anlayışı artık sona gelmektedir.
· İsrail devletini kurmadan önce masa başında karar aldılar, planlar kurdular ve iyice hazırlık yaptılar. Zaman içerisinde uyguladıkları planlar tıkır tıkır işlemişti. Para ve hile ile ve cebren Filistin topraklarına sahip oldular. Tanrının vaat ettiği İsrail krallığını kendilerinin kuracağını zanneden sapık inanışlılar biz kuracağız diye şeytana uymuşlardı. Oysa ki İsrail Krallığını tanrı kuracaktı. Zalimler, kötü planlarla aldatarak kendi kurdukları İsrail krallığını ayakta bile tutamayacaklar. Onlar Rabbin halkı olan İsrail halkı değildir. Onlar Şeytanın halkı olan zalimlerin krallığıdır.
· İnsan haklarının uygulanmasını İsrail önlüyor. İnsan hakları, tanrının yasaları değil miydi. Tanrının yasalarını engellerken nasıl tanrının krallığı olduklarını iddia ederler. Uluslar arası mahkemelerin doğru karar vermesini etkiliyor. Pek çok yerde kendi çıkarına kararlar aldırtıyor. Güçlü olduklarından ve küresel gündemi yönettiklerinden çıkarlarına uygun hareket ediyorlar. İsrail’in siyaseti silah, savaş ve bozgunculuk olduğundan barış İsrail’in işine gelmiyor. Petrol kuyuları, yeryüzünün hazineleri onların tek amacıydı. Dünya menfaatiyle yürüyen anlayış her şeyi mübah görmektedir.
· İsrail, ABD’nin çocuğuydu. Bozgunculuğun Ortadoğu’da ki karargahıydı.
· Gerçek İsrail anlayışı; Tanrıya inanan, Tanrının yasalarına bağlı kalan, dürüst doğrucu ve adaletli olanların anlayışıdır. Türkiye halkında ve ABD halkında inançlı muhafazakarlar çoğunluktadır. ABD’nin derin devleti, muhafazakar halkı aldatarak din üzerinden siyaset yaptılar. İsrail devletini kurdular. Ve zamanla haçlı birliği ile cihad havasıyla Afganistan’a, Irak’a ve Filistin’e saldırdılar. Kendilerini dindar ilan edip bu vasıflara sahip çıkan zihniyet gerçekte tanrıya bağlı değildi. Tanrının karşısındaki ateist anlayış, gerçekte İsrail devletini kuranların anlayışıydı. Uzun yıllar insanları dinden koparmak için türlü yayınlar yapmışlardı. Tanrının varlığına ve yasalarıyla mücadele ediyorlardı. Yönetimleri dinsizleştirmişlerdi. Menfaatleri doğrultusunda dürüst ve adaletli idiler. Herkese dürüst ve adaletli değillerdi. Diledikleri topraklara saldırmışlar, diledikleri halkları aç bırakıp soykırım yapmışlardı. Hani sevgi adalet ve barışı yayacaklardı. Mazlum, Zarasız halklara ve ülkelere saldırdılar. Şimdi kalkıp dindar ve İsrail halkı olduklarını mı iddia ediyorlar. İsrail sokaklarında Tevrat’ı küçük kitapçık halinde sokakta giderken okuyanlar bilsinler ki zulmün başını çekenlerin ülkesi İsrail’de yaşıyorlar. İsrail’i yönetenler aldattıkları insanlardan dolayı Tanrıya hesap verecekler.
· ABD’yi yöneten bozguncular Avrupa ülkelerini ve ehli kitabı, yalanlarla korkuttu. ‘Şu halklar sizin için tehdit oluşturuyor.’ Dedi. Terörist faaliyetler yapıyor. Şiddet kullanıyor. Demokrasiyi engelliyor. Tüm insanlık için tehlikeli milletler dediler. Türlü propaganda ile dünya kamuoyunda Müslümanları cani ve kötü göstermişlerdi. Oysaki tüm dinler aynıydı. Kirli tezgahlarla amaçlarına ulaştılar. Dünya ve şan için hırslı olan son deccal Obama, zamanla gerçek yüzünü gösterecek ve zalim egemenlere hizmet ettiğini açıkça belli edecektir.
· ABD’nin birinci körfez savaşından önceki dönemde Ortadoğu’da olmayı üç sebepten istemişti. Petrol kaynaklarını kontrol altına almak, ideallerindeki İsrail devletinin güvenliğini sağlamak ve genişlemek, ABD’nin çıkarlarına karşı tehditlerle mücadele etmek idi. İşte bu anlayışla hareket edenler Ortadoğu’yu ve dünyayı savaş dolu karanlık bir hale getirdiler.
· Ortadoğu’da ve dünyada ABD’nin varlığına ve etkinliğine destek veren hükümetler menfaat amacıyla hareket etmişlerdir. Bu nedenle inananlara ve mazlum halklara baskı uygulanmıştır. ABD kuvvetleri kendisine boyun eğmeyen halklara gerektiğinde güç gösterisinde bile bulunmuştur. İçerden hükümet devirmeler, kendisine hizmet eden askeri darbeler ve ekonomik müdahalelerle ülke yönetimlerine boyun eğdirmiştir. Silah ve para ile gücü elinde bulunduran ABD anlayışı aldatarak da olsa hakkı sahiplenir tavrıyla küresel anlamda destek görüyordu. Hukuksuzluğu yol edinmiş bu yöneticiler ABD devletinin sahibiydi. Ülkede demokrasi varmış gibi gösterilse de demokrasiyi onlar yönetiyordu. Seçilmişleri atanmışlar yönetiyordu ve medyayı da yönetiyorlardı.
· 2001 yılında Bozguncu ve işgalci güçler Irak’a girerken yeryüzünde en parlak dönemlerini yaşıyorlardı. 2001 yılından sonra küresel güçlerin egemenliği zayıflamaya başladı. 2001 yılı dönüm noktasının ilk işaretini vermişti. 2012 yılına kadar sert bir şekilde gerileyen küresel güçler Tanrının sopasıyla karşılaşmıştı. Recep Tayyip Erdoğan, doğruluk, barış ve adalet bileşkesinden oluşmuş demir çomakla eski yönetimleri gütmeye başlamıştır.
· Yecüc ile Mecüc’e Türkler deyip Türkiye’de terör örgütünü destekleyenler sadece zulmettiler. Ardından Ortadoğu’da inananlara saldırarak kendilerini Mesih’in halkı zannedenler büyük bir sapıklık içindelerdi. George Bush, Irak’a ve Afganistan’a saldırırken İsa’ya ortam hazırladığını düşünürken kendisinin Deccal olduğunu anlayamayacak kadar kördü.
· İslami yönelimli halklar, yıllarca inançsız diktatörlerin yönetimi altında yılmışlardı. Amerikan yanlısı generallerin hakimiyetinde olan baskıcı yönetimler bir bir devrilmektedir. Arap baharında değişimler birden gerçekleşmez. Askeri kadro ile devletin her kurumu eski düzenin evlatlarıdır. Geçiş süreçlerinde liderler değişse de askeri yapılar ve kurumlar eski düzene hizmet etmektedir. Yönetimlerde devrimler birden gerçekleşemez, biraz zaman alır ve geçiş süreçleri yaşanacaktır. Eski sömürgecilerin kontrolü kaybetmesi artık kaçınılmazdır.
· Ortadoğu ülkeleri petrol kuyuları karşılığında silah satın alırlardı. Silahlı insan gücünü ellerinde tutanlar baskıyla halkları sindirmişlerdi. Gücü ellerinde tutanlar saltanatını sürerdi. İletişim ağı onların elindeydi. Basın yayın organlarıyla hakkı savunduklarını iddia ederlerdi. Halkı uyutur, oyalar, aldatırlardı. Artık halklar bu yalanların farkında olmuştur. Hakkı, özgürlüğü ve adaleti istemektedirler.
· Arap baharında geçiş süreçleri kanlı olmaktadır. Çünkü devrilen inançsız yönetimler silah gücüne, askeri kadroya ve bunlardan beslenen taraftarlara sahiptir. Halkın devrimine izin vermeyen anlayışlar dünyaya hırslanmış ve haksızlıkla kazanmış yönetimlerdir. Bu ölümlere uluslararası güçler, Birleşmiş milletler gibi küresel guruplar müdahale etmiyorsa bu kötü düzenin bir parçasıdırlar. Bir de bakmışınız ki Tanrı bunları birbirlerine düşürmüş. İnsanlar törpülenir tesviye edilir. Kötülerin bir kısmı yeryüzünden arındırılır. Olaylar evrilir. Barışı ve adaleti savunanlar ayakta kalır. Ve hak zamanla ortaya çıkar.
· 1990’lı yıllarda soğuk savaş dönemi yaşandı. Ardından 11 eylül 2001 saldırısı ve ardından haçlı zihniyetiyle İslam’a ve Ortadoğu’ya saldırı gerçekleşti. Bütün bunların ardından on yıl sonra Ortadoğu’da 2011 yılında Arap baharı ile değişim rüzgarı başladı. Bu uyanış hakkı görmeyi ve doğruluğun ardına düşmeyi getirecektir. İnananların başkaldırısı tamamen halk devrimidir. Mazlum halkların hareketi küresel bir boyut kazanacak ve engellenemeyecektir.
· Batı ve Doğu çatışmasında barışı tesis etmek ve kardeşliği tekrar kurmak zor değildir. Barış için mücadele eden bir kurtarıcıyı tehdit olarak görenler eski kötü düzenden beslenmektedir. Eski düzenin savunucuları zulmederek kazandıklarından haram yemektedirler. Kim hakkın kim batılın yanındadır. Kim barışın kim savaşın yanındadır. İnananla inanmayan çok açıkça anlaşılmaktadır.
· Ortadoğu’da inançlı halkları küçümseyen, kınayan, yobaz, şiddetçi ve terör gibi gören, ötekileştiren anlayış şeytanidir. Batı halkını da kibirli, zalim ve dinsiz gören silahlı direniş yapan anlayış da şeytanidir. Çünkü batıyı yönetenlerle Ortadoğu’da dini birtakım guruplara silahlı direnişi kurduranlar da aynı kişilerdir. Silahlı mücadele ve savaş bir sonuç getirmez. Sorunları çözmez. Bu arada aldatılan, ezilen, sömürülen büyük bir küresel halk vardır. Bunlar hem aldatılmakta hem de yönlendirilmektedir. Düşmanlık yapanların savaş sıkıntısını çekmektedirler.
· Arap baharından sonra Avrupa baharının da yaşandığının ilk işaretleri görülmektedir. Müslüman-Hristiyan çatışması, Katolik-Protestan çatışması, bölgesel ırkçılıklar ve hak iddiasında olan birtakım halklar seslerini iyice yükselmektedirler. Dünya çok önceden üstü örtülmüş sıkıntıları bugün daha açık ve net yaşamaktadır. Gerçekler Tanrı tarafından açıkça ortaya çıkartılmaktadır. Bu sıkıntılı dönemler yeni ve aydınlık bir dönem getirecektir. Bölgesel baharlar küresel bir bahara dönüşecektir.
· Ey devrin firavunları sizin krallığınız da bitecektir. Dünyada kitle imha silahlarının üretilmesine izin verilmemesi ve yasak konulması gerekirken kitle imha silahlarını üreten dilediklerine satan ve başkalarına yasaklayan anlayış hukuksuz ve batıldır.
· Batıda ırkçılık yapanlar ve haçlı zihniyeti taşıyanlar, Ortadoğu halkını tehdit olarak görmüşlerdir. Gelecekte sıkıntı yaratırlar diye Ortadoğu halkını kullanmış ve katletmişlerdir. Batının korkusu ve temelsiz kuruntuları haksızlığa sebep olmuştur. Dünyayı isteyenlerin hırsı ve kaybetme korkusu Tanrının ‘İnsan öldürmeyeceksin.’ emrini çiğnetmiştir.
· Mazlumlar, hükmetmek değil adil bir paylaşım ve özgürlük istiyor. Barış ve adalet istiyor. Çünkü inananların egemenliğinde dünyaya sahip olma arzusu değil Allah için paylaşma arzusu vardır. Rabbe hizmet etme isteği ve ondan korkma hissi vardır. İnananların döneminde barış, adalet ve esenlik dağıtılır.
· Mazlumların eşitlik ve özgürlük arayışını yok oluş olarak algılayan zalimler sadece yanılıyorlar. Adaletin ve eşit paylaşımın olduğu esenlik çağında onlar da çok kazanacaktır. Ancak inanmayan zalimler herkesi kendileri gibi zannettiklerinden bize zulmedecekler ve kökümüzü kazıyacaklar şeklinde bakmaktadırlar.
· Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde Osmanlı’ya büyük bir özlem vardır. Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin gözü Türkiye’dedir. Kötü dünya düzeninden bıkmışlar adalet ve barışla dolu iyi bir dünya düzeni istemektedirler. Dünya ulusları kötü düzenden memnun değildir. Her yerde bir kurtarıcı ve inançsal bir merkezi güç beklentisi vardır. İnsanlar bu kötü dünya düzeninden kurtulmak istiyor.
· Silah üreticileri ve tüccarları kendilerine bağlı silahlı askerleri yönetti. Tüm dünya ülkelerinde kendilerine bağlı siyasilere silah satışı ve desteği sağladılar. Avrupa ve ABD’nin silah üstünlüğü ile kurduğu kötü düzen tüm ülkelerin yönetimlerini etkiledi. Küresel cuntacılar kendilerine bağlı cuntacıları yönetiyordu. Yeryüzündeki mazlum inananlara zulmettiler.
· ABD’ye egemen karanlık güçler, ABD’yi ve dünyayı yönetiyor. Bu küresel terör örgütü menfaat mantığıyla ve hukuksuzlukla yönetmektedir. ABD’de bazı hükümetleri devirdiler. Bazı suikastler yaptılar. Suçlular bulunamadı ve davalar yönlendirildi. Karanlık güçler adaleti de yönettiler. Ülkeyi bu çeteler yönetiyordu. Güçlü kurumların başındakiler dünyayı karanlık bir çağa götürdü. Ülkelerin kaderleriyle ve halkların canlarıyla oynadılar. 11 Eylülün arkasında bu karanlık güçler vardı. Dünyaya egemen bu gizli terör belirli kişilerden oluşuyor ve İsrail mantığıyla hareket ediyordu. Kendilerini dinin temsilcileri sayıyorlar ve dünyayı yönetmekten zevk alıyorlar. Bunların dev petrol şirketleri sömürdüğü yer altı madenleri ve küresel hazineleri vardı. Küresel ekonomiye ve sosyal yaşamlara doğrudan ve dolaylı etkileri vardı. Bu gayri meşru yöneticiler insani odaklı merkezi bir otoritenin kaybolması sonucu oluşmuştu. Dünyaya egemen bu azınlığın saltanatı yani Firavunlar devri bitmektedir.
· 11 Eylülü, ABD’nin Ergenekon’u yaptı. Hepsi planlı bir oyundu. Ortadoğu’ya, dine ve Allah’ın halklarına saldırdılar. Bölgenin hazinelerini de sömüreceklerdi. Tanrıya ve dine karşı açtıkları bu savaş onların sonunu getirecektir. 11 Eylül ardından Afganistan’a girildi. Irak’a saldırıldı. Uydurdukları El-Kaide’yi de kendileri yarattılar. NATO ve ABD, Müslüman bir ülke olduğu için Irak’a ve Afganistan’a saldırdılar. Haçlı birliği zihniyetiyle geldikleri Afganistan da zengin yeraltı madenlerini çıkarma arzuları da vardı. Afganistan petrol, doğalgaz altın ve bakır yatakları gibi madenlerce çok zengindi. Bu hesapları önceden yapan ve kirli tezgahlarla uluslar arası kamuoyunda destek toplayan deccal Tanrı huzurunda savaş suçlusudur.
· Afganistan’ın hazinelerine ve toprağına göz dikenler çevrelerinde kendileri gibi zengin iş adamı olan Usame Bin Ladin’i gözlerine kestirdiler. Bir olayla terör psikolojisini dünyaya yayan bozguncular milyonlarca insanın ölümüne neden oldular.
· İnançları bozuk olanlar, eski haritalara bakıp Yasef’in oğlu Gog ve Magog’un hala Anadolu’da olduğunu iddia ediyorlar. Türklere Gog, Magog diyorlar. Türkler 1071 sonrasında Anadolu’ya girdi. Türkler, Anadolu’nun sonraki sakinleridir. Türkler Anadolu’ya girdiğinde Gog ve Magog kuzeye ve kuzey batıya doğru gittiler. Avrupa’ya, Avrupa’nın kuzey ülkelerine ve pek çok kıyı şeritlerine yerleşmişlerdi. Yecüc ve Mecüc güç kazandı setti yıktı. Coğrafi keşiflerle yeryüzüne kazanmak için yayılmışlardı. Dünyada barış, sevgi ve adalet otoritesi Osmanlı ile yıkılınca ortaya çıktılar. Sonra haksızlık ve öldürerek güç sahibi oldular. Dünyayı isteyen anlayış inançsız ve acımasızdı. Dünyayı savaş alanına çevirdiler ve insanlığı karanlık bir çağa götürdüler.
· 11 Eylül saldırılarını yapanlar ABD’nin içindeki İsrail devletini kurmaya çalışan derin devlettir. Terörist diye ilan edilenler kurbandı. Ladin ortaya atılan piyondu. El kaideyi kendileri yarattılar. Afganistan’a Irak’a menfaat için girdiler.Ve buna dini bir hava bürüdüler.
· 11 Eylül saldırısıyla ABD medyası her saat başı slayt gösterisi gibi terörist, Afganistan, İslam, Usame gibi sözlerle sürekli yayınlar yaparak insanların kafasına din düşmanlığını iyice işlemişler. Pek çok program ve açık oturumla İslam düşmanlığını pekiştirmişlerdi. Çünkü onlar bir bilinç yaratmışlardı. Televizyonlarda sürekli aynı görüntüler aynı anlayışla farklı tarzlarda insanlara gösterildi. Dünya bu söylemlerden gerçeği tam bilmeyerek etkilendi. Yaşananların ardından söylenenler doğru zannedildi ve insanlar inandılar. İlk duyulan haber göründüğü gibi verildiğinden doğru zannedilebilir ancak haber her açıdan değerlendirildiğinde gerçekler daha iyi anlaşılır. Maalesef küresel medyayı bir merkez yönetiyordu. Ofiste yapılan uydurma haberlerle insanları aldatmışlardı. 11 Eylülde bilgi kirliliği ve yanlış bilgilerle doğruyu görmek engellenmişti. Uluslar doğruyu görememişlerdi.
· 11 Eylülle küresel terör algısı yaratılarak küresel haçlı bilinci oluşturulmuştur. Gerçekte bu bilinci oluşturanlar hiçbir dine mensup olmayan inançsız bozgunculardı. Menfaatleri için halkları aldattılar.
· İnsan tabiatı gereği acelecidir. Zaman içinde bilinci değiştiğinden ve unutkanlığı olduğundan zalimler planlarını uzun zamana yayarak yaptılar. Planları uzun vadeli olunca insanları aldattılar, uyuttular, oyaladılar. Zalimler dünyayı ne hale getirdi. Dünya, savaş alanına döndü.
· 7 Temmuz Londra terör saldırısını organize edenler İslam düşmanlığını sağlamaya çalışan bozgunculardır. 11 Eylül zihniyetiyle 7 Temmuz terör olaylarını yapan bozguncu zihniyet aynıydı. Başta Tabloid gazetesi olmak üzere bazı yayın organları İslam düşmanlığını öğretmiştir. Müslümanları kötü insanlar olarak göstermeler, terörle islamı bağdaştırmalar, Göçmenlere ve göçmen sayılarına ağırlık vermeler ayrımcılığı ve düşmanlığı pekiştirmiştir. Halbuki egemenlerin ülke gelirlerini kendilerine akıtması yerine birlikte yaşama arzusu olsaydı bu düşmanlıklar kötü son yaşanmazdı.
· Avrupa’da: Almanya’da, Fransa’da İspanya’da ve pek çok yerde bu tür terör saldırıları organize edilmiş ve İslam düşmanlığı yapılmıştır. Avrupa’da yükselen ırkçı söylemlerin temeli bu tezgahlanmış terör olaylarından kaynaklıdır.
· ABD komploları büyük savaşları başlattı. Büyük yalanlarla savaş başlatmak Amerikan geleneğidir. Savaş üzerinden kazanç sağlayan ve savaş siyaseti yapan terör üzerinden amacına uzanan bir Amerikan devleti vardı. Bu küresel hukuksuzluğa neden olan merkez uzun süre varlığını sürdüremeyecektir.
· Ülke yönetimlerine inançsız vesayetçi ve menfaatçi egemenler hakim olmuştur. Avrupa’da yönetimler, kendi halklarını yalanlarla yönlendirdi. Halkları aldattılar. Bir takım inanan mazlum insanları terör gibi göstererek bunlar üzerinden kazanç sağladılar. Din düşmanlığı ve menfaat birlikteliği yapan bu anlayış yeryüzüne hakim olmuştur. Avrupa’da yönetimler de bu şebekeye bağlıydı. Aşırı ırkçılar ve istihbaratlar, etkili kurumlar bu hukuksuz ve karanlık güçlerin tekelindeydi.
· Devletler içinde yapılanmış örgütler devlet terörleri dönemini başlatmıştır. Danimarka da Breivik katiline destek veren anlayışla Almanya’da Türklerin ve Müslümanların öldürülmesini organize eden ve destek veren devlet aynı idi. İngiltere de Müslümanlara yapılan kara propaganda da İngiliz krallığını yönetenler tarafından gerçekleştirilmekteydi. İnsanların düşüncelerine yön veren ve büroda uydurma haber yaparak insanlığı aldatanlar Tanrıya hesap verecekler.
· Gizli antlaşmalarla dünyayı paylaşan 7 kardeşin birlikteliği vardı. Modern zamanların efendiliğini yapan para babaları vardı. Paylaşılan dünya petrolleri ve yeraltı zenginlikleri çıkar birlikteliğinin ana öğesiydi. Köle yapılan, kaçırılan ve öldürülen insanlar bu hırslı sistemin bir sonucuydu. Kargaşaya bırakılan beldeler. Düşmanlığı ve iç savaşı kışkırtanlar. Dünyanın kaderine yön veren 7 caninin kardeşliğinde yeryüzü kaos yaşadı. Dünya bozuk bir halde idi ve inananlar dünyayı kurtaran adamı bekliyordu. Umutlar tükenmişti, yeryüzünde savaş ve kargaşa hakimdi. İşte tam böyle dönemde bir kral çıkar, yeryüzünü ve kötü sistemleri düzeltir. Kardeşliği ve barışı tesis eder. Böylece tüm dinlerin beklediği kurtarıcı ortaya çıkar.
· Dünyanın hazinelerini paylaşmak için gizlice bir araya geldiler. Amaçları rekabeti engellemek, petrol ve silah pazarını tekellerinde tutmaktı. Modern dünyanın bozguncu efendileri artık 20. yüzyıla damgasını vurdu. Kan ve gözyaşı dolu acı bir son devir yaşandı. Dünyanın kaderini belirleyen gizli ittifaklar menfaat temelindeydi. Küresel güç sahipleri ülkelerin kaderleri hakkında karar verir hale geldi. Dünyadaki bu hukuksuzluk, çeteleşme ve yozlaşma insanlığa büyük tehdit olmuştu.
· Ulluminati: Dünyaya sahip olan bozguncu anlayıştır. Dünyanın varlıklı yöneticileri dünyanın kaderini şekillendirdi. Bunlar silah üreticileri ve tüccarları, petrol şirketleri, birtakım büyük şirketlerin sahipleriydiler. Çıkarları doğrultusunda hareket ederlerdi. Din’i kullanır insan haklarını savunduklarını söylerlerdi. Kendilerini inanan ve dinin temsilcisi sayarlardı. Dini bir edayla Ortadoğu’ya saldıran bozguncu anlayış haçlı zihniyetiyle hareket etti. Dini istismar ederek halkları aldattılar. Onlar kendi saltanatlarının derdindeydiler. İnsanlara sahip çıkıp kardeşliği sağlamak yerine din üzerinden yok etmeyi tercih eden anlayış zulmeden anlayıştır.
· Dünyanın her yerinde Osmanlı adaletini ve Osmanlı zihniyetini özlemle bekleyen halklar vardır. Yıllarca baskı altında kalan inançlı çaresiz halklar hep dünyada adil düzenin olmasını ve dünyanın düzelmesini beklediler. Her ülkede bu arzuyu taşıyan alt sınıf halklar vardı.
· Yeryüzüne adaletsizliği ve baskıyı sağlayan hırs 1800 lü yılların sonlarında belirgince ortaya çıktı. Modern dünyanın yeni efendileri 20. yüzyıla damgasını vurdu. Bir insanlık dramı yaşandı. Dünya tarihinin en büyük hırsızlığı ve sömürgeciliği yaşandı. Ortadoğu’ya savaşları, Afrika’ya baskıları, Orta Amerika kıtasına hukuksuzluğu getiren karanlık düzen hakim olmuştu. Hakkı savunan güçlü bir merkez olmadığından yeryüzüne bozguncular egemen olmuştu.
· Arap baharıyla diktatörlükler yıkıldı. Monarşiler devrildi. Gelişmiş ülkelerdeki modern diktatörlük gücünü kaybetmeye başladı. Arap baharı küresel bahara dönüşecektir. İnanan mazlumların, yaşayabileceği bir dünya istemeleri gayet doğaldır. Mazlum halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesi artarak devam edecektir. Gücü elinde bulunduran inançsız yönetimler saltanatlarını kaybetmemek için halkı öldürmeye başladı. İnanan mazlumların öldürülmesine sessiz kalanlar vesayete destek verdiğinden kaybedecektir. İnsanlık adına zulme uğramışlara ses çıkarmamak zulme ortak olmaktır.
· Hukuksuzluk küreselleşmiş ve BM ile dünyayı yönetmişler. Silahlı güçleri de NATO olmuş. Taraflı yargıyla insan hakları mahkemesi kurmuşlar. Halbuki insan haklarını hiç gözetmediler. Dünyayı yöneten bozguncuların her kurumu var. Hepside aktif işliyor. Bu küresel devlete sahip güçler, kötü ve karanlık güçlerdir. Menfaat derdinde olduklarından ayrımcılıkla fitne ile insanlığa saldırmaktadır.
· Türkiye, Irak’a savaşa destek tezkeresini geçirmeyerek Irak’a saldıranların yanında olmadı. Rabbin kralı tezkereyi engelledi. Irak’ta kimyasal silah olmadığı belliydi. Savaş isteyenler vardı. Irak için kara propaganda yapılmıştı. Savaşsız sıkıntılar giderilebilirdi. Ancak birileri savaş çağrısı yaptı. Küresel medya ile savaşı insanlara makul gibi gösterdiler. Türkiye bu oyuna gelmemiştir. Sonuçta Irak’a saldırmanın anlamsızlığı anlaşıldı. Milyonlarca ölümlerin sorumluları hala yeni kirli planlar kuruyorlar. Afganistan’dan sonra şimdi de İran diyorlar. Bunlardaki savaş hastalığı çok iğrençtir. Tanrı artık savaş isteyenlerin nefes almasına izin vermeyecektir.
· 1900-2000 arasında yeryüzü en karanlık çağı yaşadı. 2001 de Deccal (George Bush) ve İsa (RTE) dünyaya geldi. Büyük savaş ve değişim bu dönemle başladı.
· Müslümanlara yönelik düzmece haberler Irak savaşı öncesinde çok yapıldı. Müslümanları düşman olarak gösterip suçlamaların odağı haline getirdiler. Müslümanlara yönelik yapılan kampanya haberleri ayrımcılık ve düşmanlık doğurmuştur. Medya insanlar üzerinde direkt etkilidir. Medyanın yönlendirme gücü olduğundan medya ile bozgunculuk yaptılar.
· Demokrasi kahramanı gibi gözüken ABD maalesef ne demokrat ne de cumhuriyetçidir. ABD’yi birtakım güçler yönetmektedir. ABD’nin Ergenekonu küresel terörü doğurmuştur. ABD yetkililerinin ikiyüzlülüğünü herkes bilmektedir. Bir yandan size destek olduklarını söylerken diğer yandan zarar verirler. Arkanızdan iş çevirirler. Onların kuralları menfaatleridir.
· BM’nin her konuda beş daimi üyesinin kararıyla hareket etmesi demokratik değildir. Her kıta din ve ülkeyi temsil eder olmalıdır. BM’nin vizyonu ve yapısı yenilenmelidir. BM bütün insanlığı temsil etmelidir. BM şu anda küresel sömürgecileri temsil etmektedir. Vesayetçilerin tekelinde bir kuruma dönüşmüştür. İnsanlığa ve evrensel değerlere hizmet etmesi sağlanmalıdır.
· Amerika en büyük eşitsizliğe sahip ülkedir. Adil olmayan yapı, gelir uçurumu, vergilerdeki adaletsizlikler sosyoekonomik çöküntüyü getirmiştir. ABD, fırsatlar ülkesi olmaktan çıkmıştır. Avrupa, ABD'yi taklit etmeyi ve ona uymayı bırakmalıdır. Artık Amerikan rüyası bitmiştir. Birilerinin menfaatleri için Amerika’nın çıkarları bahane edildi. İnsanlar pek çok sıkıntılar yaşadı, milyonlarca insan öldürüldü.
· İslam'da (Evrensel dinde) çok ciddi bir yükseliş olacak. Bundan korkuyorlar. Kendi aralarında ‘Bunlara alışmamız ve çok dikkatli olmamız lazım'' diyorlar. Zaten İslam korkusuyla Ortadoğu’ya saldırmışlardı. Ancak İslam onların zannettikleri gibi cani, zulmeden ve kötü değildi. Tam tersi güçlü olanlar zulmetti. Birtakım korku ve takıntılarla mazlum halklara saldırdılar. Kendi kötülüklerini görmediler. Barışın ve demokrasinin savunucusu olduğunu sananlar savaşı ve diktatörlüğü yaşattılar.
· Afganistan ve Irak a girmekle bir şey elde edemediler. ABD ekonomisi elli yıldır büyümüyor. Hukuksuz yöntemlerle ve savaş siyasetiyle yaşamayı yol edindiler. Silahın verdiği güçlülükle zulüm üzerinden kazanır oldular. ABD’nin kaçınılmaz çöküşü mutlaka yaşanacaktı. Çünkü batıl yol fazla yaşamazdı.
· İsrail, Filistin’de demokratik seçimler sonucunu kazanan Hamas hükümetini terör örgütü ilan ederek demokrasiye dışardan darbe vurdu. Hiçbir millet ve devlet uluslar arası hukukun üstünde değildir. İsrail ABD ve Avrupa’dan aldığı destekle şımarıkça üstünlük sağlamaya çalışmış. Güçsüz bir halkı silahla yok etmek istemiştir. Tanrının evrensel dinini hakim kılmak için yok etmeyi seçen sapık inanışlılar kendilerini inanan yerine koydu. Zulmedenler hiçbir zaman inanan olmamıştır. Tanrı’nın halkı değil Tanrı’nın karşısında bir halk olmuşlardır. Kendilerini ayrıcalıklı ve dindar ilan edenler bu yetkiyi nereden aldılar. Onlar arkalarına aldıkları destekten silah gücünden, zenginlikten ve şımarıklıktan aldılar. Halbuki öldürerek değil Adalet, barış, sevgi ve adil düzenle Tanrı’nın dini egemen olurdu.
· Ortadoğu, dünyanın kalbidir. 3 semavi dinin yaşadığı Kudüs ve çevresinde eşit ve adil bir düzen vardı. Barış içinde yaşam sürerlerdi. Ancak İsrail anlayışı, son 60 yılda Kudüs’ü, Filistin’i, Ortadoğu’yu ve hatta dünyayı kötü hale getirmiştir.
· İsrail baskı uygulayan ve öldüren olmakla zalim olmuştur. Filistin’de mazlum olmuştur. Din ayrımcılığı yaparak hak yolda olduklarını iddia edenler sapmıştır.
· İsrail, Uyuşturucuyla, kaçakçılıkla, silah ticaretiyle ayakta durdu. Ajanlarla insan öldürdüler. Kirli planlar kurdular. Ortadoğu’yu karıştırdılar. Meşru olmayan tüm kötü yollara başvurdular. İnsanlık suçu işleyenler şimdi doğru yolda olduklarını iddia ediyorlar.
· Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar ölüyor diye seviniyorlar. İnananları suçlu görenler hangi dayanakla kendilerini temize çıkardılar. Bilsinler ki onlar yüzünden insanlar ölüyor. Ey kendilerini modern ve inançlı sayanlar. Usulsüz yöntemlerle zenginleşip fakir halkları hor ve hakir görmenizde sizi üstün kılan neydi. İnananları terörist, tehlike ve düşman gibi gören anlayış evrensel değerlerden ve Allah’ın dininden yoksundur. Dünya için ölümlere sessiz kalanlar insanlığı katlettiklerinden Allah’a hesap verecektir. İnsanlık katlediliyor. Bu katliama fikren destek verenlerinde elleri kanlıdır.
· Ortadoğu’da savaşlara ve zulümlere menfaatleri için sessiz kaldılar. Gelişmiş ülkelerin refahı mazlumların sırtından sağlandı. Bu refahları zulüm üzerinden gerçekleşti. Gelişmiş toplumlar ne kadar insansa Filistin, ırak, Afganistan, Suriye’de ki yaşayanlar da o kadar insandır. Kendi zevk ve sefaları için zulmü yol edinenler kötü bir yol seçmiştir.
· Yeryüzünde mazlum müslümanlar katledilmektedir. Milyonlarca insan açlık sınırında yaşarken hala açgözlülükle dünya kaynaklarına saldırıyorlar. Ortadoğu’da ki kaynaklara gözlerini diken menfaatçi ülkeler eski sömürgeciliklerini devam ettiremeyeceklerdir. Çünkü sömürgecilik devri yıkılmaktadır.
· Dünyada bir tarafta lüks yaşam, bir tarafta yiyecek lokma ve su bulamayan halklar var. Sınırsız tüketim çılgınlığı ve paylaşmama arzusu insanlıktan çıkardı. Bilerek zor bir yaşama bırakılan çaresiz büyük bir kalabalık var. Dünya bir kısım insanın keyfi için zulme sessiz kalıyor. Dünyanın rızk dağıtıcıları onlar değillerdi. Dünyanın sömürücüleri onlardır. Zalimlerin krallığı yıkıldığında dünya daha yaşanılır hale gelecektir.
· Deccal’e uyan ve yeryüzünde kazanma arzusuyla dünya için çalışan her insan Yecüc ve Mecüc halkını oluşturmuştur. Gog ve Magog halkları dünyaya sahip olmak için insanlara ve insanlığa zarar vermeyi normal gören anlayıştır. Kendilerini doğru yolda sanan ve nimetleri sınırsızca tüketen hakkı ve hukuku bilmeyen insan öldüren insanların hukukunu çiğneyen maddeci anlayıştır. Dünyadaki bu fikre sahip olanlar her ulusta bulunmaktadır. Bazı ulusların da tamamına yakını oluşturmaktadır.
· CIA, Mossad ve Amerikan istihbaratı bölgeyi savaş alanına çevirmek için ellerinden geleni yaptılar. İstihbarat anlayışı olumlu ve yapıcı değil olumsuz ve yıkıcı temelde çalıştı. Husumetlileri silahlandırdılar. Bölgeleri istikrarsızlaştırdılar. Kaos ortamında sömürgecilik iyi yapılıyordu. İnsanlar birbirine kışkırtılıyor. Aralarına düşmanlık serpiliyordu.
· ABD’nin Ortadoğu ve çevresinde 125 bin askeri vardı. Afganistan, Irak, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ermenistan, Yunanistan, Birleşik Arap emirlikleri, İsrail ve Kafkaslarda, Gürcistan’da ve pek çok küçük üslerde bölgede ki denizlerde uçak gemileri ve filoları mevcuttur. Savaş üzerinden kazanç sağlayan bir devlet elbet bir gün insanlık karşısında devrilecektir.
· İngiltere, Fransa, Rusya gibi silah üstünlüğünü ele geçiren ülkeler küresel sömürgeciliğe başladılar. İngiltere’nin gitmediği ve sömürmediği ülke kalmamıştır. Avrupa’nın kıyı ve kuzeyindeki ülkeler sömürgecilikte öncülük ettiler. ABD’yi de bunlar kurdular.
· Ortadoğu da petrol savaşları doğalgaz ve altın çabaları yaşandı. Sömürgecilikten yıllarca insan ölümleri ve katliamlar yaşandı. Savaşlar oldu. Dünya metası için yaşananlar içler acısıydı.
· ABD’nin ve kurduğu kulüp olan NATO’nun çifte standardı insanoğluna zarar verdi. İnanan halkları küçümseyen tavrıyla doğruluk ve adiliyyet çizgisinden ayrıldılar.
· İsrail Ortadoğu da bozgunculuğu yayan ve tüm insanlığa adaletsiz ve kötü bir düzeni getiren ülke olmuştur. Savaşın bayrağını taşımıştır. Artık İsrail’in iç yüzünü tüm dünya görmeye başlamıştır. Dinden habersizlerin aldatarak dini savunma imajı ve kirli planları yıkılmaktadır. İsrail, müttefiklerine yük ve sıkıntı oluşturmaktadır. İsrail yeryüzüne büyük bir sıkıntı vermektedir. Irkçılık ve din ayrımcılığı yapmıştır. Şiddet içeren tavırlarıyla inananları ve tüm insanlığı hedef almaktadır.
· Özgürlüğü, cumhuriyeti, demokrasiyi ve eşitliği sadece kendileri için kullandılar. İnsan haklarına, adalete ve dünya barışına kısacası Rabbin evrensel dinine küresel bozguncular aldatarak sahip çıktı. ABD ve Avrupa’da yönetimlere bozguncular egemen oldu. İnsani değerleri kullanarak yönettiler. Şimdi bu değerlere sahip çıkan ve dünyaya yeni bir yön veren İSA Türkiye’dedir.
· Arap baharı ile başlayan özgürlük ve demokrasi arayışları; İsrail ve ABD merkezli menfaatçi egemenlerin hiç hoşuna gitmiyor. Nereden çıktı bu hak adalet ve özgürlük arayışları. Ne güzel gidiyorduk, dünyayı aldatıp sömürüyorduk, kazancımız iyi idi. ‘Nerden çıktı bu Arap baharı.’ diyorlar. Bağımsız halk hareketleri insan hakları savunucusu gibi görünen ülkelerin içini daraltmaktadır. Egemenlikleri Ortadoğu’dan ve dünyadan gittiğini gördüklerinde bir savaş çıkartalım da durumu tekrar aleyhimize çevirelim diyecekler. Bunun için ilk Türkiye’yi sonra’da Mısır’ı suçlu görüyorlar. Direkt olarak Türkiye’ye tepki almıyorlar bölgeyi karıştırmak için İran’ı hedef gösteriyorlar. Tüm bu değişimin sorumlusu olarak Türkiye’yi görüyorlar. Dünya değişiyor ve Tanrı Yehova halkına dünya egemenliğini verecektir. Tanrının İsrail halkı, Türkiye’de inananların önderliğindeki yeryüzündeki tüm inanmış halklardır. 1.dünya savaşında inananlar yeryüzünde egemenliklerini tamamen kaybettiler. Şimdi 2012 de İnançsızlar yeryüzünde egemenliklerini tamamen kaybetmeye başlayacaklar. Ta ki kıyamete kadar.
· Değişimin özünü ve tarihin akışını anlayan ve bu değişime destek veren her ulus ayakta kalacaktır. Hakkın yanında olanlar kazanırken batılın ardında olanlar kaybedecektir.
· Dünya tarihinde Avrupa ve ABD merkezli yönetilen dünya ile Türkiye ve Mısır merkezli Ortadoğu ve Afrika destekli yönetilen dünya hep olmuştur. Kötülerin egemenliği ile iyilerin egemenliği hep yeryüzünde tekerrür etmiştir. Artık insanlıkta son perde oynanmış ve sonuç gözler önüne serilmektedir.
· Maldivler, Güney Osetya, Panama gibi pek çok ülke iç çatışmalarla karışık durumdadır. Belçika’da ayrılık istemleri, İspanya’da parçalanma söylemleri, Türkiye’de Kürtlerin istekleri gibi dünya
· 1789 da Fransız ihtilaliyle başlayan kardeş kavgası sürekli parçalanmayı sağladı. Irkçılık ve ulus devlet anlayışı tehlikeli virüs gibi yeryüzüne yayıldı. İnsanlara köktencilikle düşmanlık yayıldı. Bu anlayış sürekli artarak 2012’ye kadar gelmiştir. 2008 krizinden sonra daha da çözülen dünyada mikro bölünmeler ve daha küçük ulusçuklar çıkmaya başladı. Her kıtada hatta hemen hemen her ülkede parçalanmalar görülmektedir. Bu anlayışın iflas ettiği artık insanlar tarafından anlaşılmaktadır. Ulusçuluk ve sülalecilik insanlığa zarardan başka bir şey getirmemiştir. Yerel vesayetçiler parçalanmanın temel nedeniydiler. Ancak insanlık bundan büyük zarar gördü. Artık kardeşlik ve barış devri başlamalıdır.
· İnananlarla inançsız darbecilerin mücadelesi dünyanın her yerinde sürüyor. En etkili silahlı çatışmalar da Afrika’da görülüyor. Çocuk askerler ve kanunsuzluk kıtaya tam bir kaos yaşattı. Küresel sömürgeci yanlılarıyla yıllarca ezilmiş mazlum halk tarafından mücadele gerçekleşiyor. Yöneticileri silahlı ordularıyla emperyal devletlerin kölesi iken zevk ve sefa içinde halka baskı kuran dinsiz darbecilerin saltanatı yıkılacaktır.Bu zalimler nedeniyle kıtada mazlum halklar açlık ve sefalet çektiler. Bu halkları silahla sindiren inançsız anlayışın egemenliği yıkılacaktır. Allah onlara özledikleri kurtuluşu verecek. Tanrının kılıcı keskin ve şiddetlidir. Değişim keskin gelmektedir.
· İsrail, ABD ve Avrupa’ya egemen olan İslamafobi anlayışı bilerek yaratılmış ve medya yoluyla çeşitli örneklerle iyice insanların bilincine işlenmiş uydurma bir yalandır.
· Ortadoğu da ABD ve İsrail düşmanlığının artmaya başlamasında temel nedeni batının tutumudur. NATO askerlerinin bölge halkına olumsuz tavırları ve sivillere zarar vermesi tepkiyi daha da arttırmıştır. İşkenceler, tecavüzler, sivil halkların öldürülmesi, dini değerlerin ayaklar altına alınması ABD ve NATO askerlerine düşmanlığı iyice arttırmıştır. Bölge halkının dini ve temel değerlerine saygı duyulmaması ve tüm halkı düşman olarak görmeleri neticesinde yaşanan tüm olaylar Ortadoğu’ya haçlı zihniyetinin ne amaçla geldiğini ortaya koymaktadır. ABD ve NATO’nun Irak Afganistan, Pakistan Filistin Lübnan gibi ülkelerde uyguladığı savaş ve stratejiler bölge halkına rahatsızlık vermişti. Bu saldırıların hiçbir mantıklı açıklaması, haklılığı yoktur. Uydurma bahanelerle uluslara saldıranlar silahlı üstünlüğün verdiği güçle taşkınlık etmişlerdir.
· Yeryüzünde inananları hem maddi hem de manevi açıdan yıpratmak istediler. Dini değerleri ayaklar altına aldılar. Kutsallara saldırdılar. İnsani değerleri yıkmaya çalıştılar. İnananları ezdiler. Sömürdükleri yerlere kaosu yaydılar. Sudan, Kenya, Etiyopya, Darfur, Afganistan, Pakistan Daha pek çok yerde düzeni bozdular. Sonra fuhuş, tecavüzler, hırsızlık, köle ticareti, organ ticareti, silahlarla yaşam, teneke evler, adaletsizlikler, kanunsuzluklar her yeri kaplamıştı. Kötü düzeni yaratanlar kazançları için bu düzeni kurdular ve insanların ölümlerine neden oldular.
· ABD ve İsrail, diplomatların çoğunu Ortadoğu’ya ajan olarak gönderdi. Bozgunculuğu ve kaosu organize ettiler. İnananları geri toplum ve aşağılık halklar olarak gördüler. Dünyayı tercih edenler zulüm üzerinden kazanmayı üstünlük ve asillik saydılar. Halbuki paylaşmak ve barışa sahip çıkmak asillikti. Bölgede inançsızlar krallığını fazla sürdüremezdi. Çünkü yalan üzerinden siyaset, istikrarsızlık ve kaos fazla sürmezdi.
· Ortadoğu’da tüm dikta yönetimler dışarıdan destekliydi. Zalim devletlerle bağlantılıydı. Bu güçlü egemen devletler kendilerine hizmet edenlerle işbirliği yaptılar. Ortadoğu da ki bu yönetimler halka baskı yaparak yaşıyorlardı. Bağlı oldukları devletlerden silah alıyorlardı ve böylece sömürgecilik birkaç yüzyıl yaşadı. Bu güçlü devletler küçükleri sömürürdü, sömürülen küçük devletleri yönetenler de onlara kulluk ederlerdi. Yalakalık yaparak ayakta duruyorlardı. Silahlarla kendi askeri cuntalarını kurdular ve inanan mazlum halkı sindirdiler. Son yıllarda inananlar hep katledildi. Hakları yenildi. Hapse konuldu, sürgüne gönderildi, öldürüldü. İnançsızlar inanan halkı sindirdiler ve zorla bastırdılar.
· Arap baharı ve küresel bahar yaşanmaya başladı. Herkes kendi sömürgesini düşünüyor. Kimse insanlığı ve ezilen mazlumları düşünmüyor. Yönetimler ucuza yaptığı anlaşmaları düşünüyor. Petrol, doğalgaz, enerji, silah satışı anlaşmaları bozuk yönetimlerin birinci önceliğidir. Sömürü yönetimler çoğunluk olan mazlum halkı yıllarca ezdiler. Rabbe inanmayanlar dünyaya sahip olma derdindeydiler. Zevklerine düşkün olan ve sürekli kazanmayı isteyenler insanlığı hiç düşünmediler. Yıllarca ezilen inananlar, özgürlük ve eşitlik mücadelesi vermekteler. Egemenler kazançlarından ve kurdukları bu işleyen düzenden saltanatlarını sürdüklerinden insanlığı, mazlumu, yoksulu düşünen hiç yoktu. İnsan hakları üzerinden siyaset yapıyorlardı. İnsanlığa zulmedenler sadece insan haklarını çıkarlarına kullanıyorlardı. Medya üzerinden halkı aldatıyorlardı. Artık sömürü devri bitti. Küreselleşen medya ve iletişimdeki hız onların yürüttükleri kargaşa siyasetini baltaladı. Eskisi gibi yalan söyleyip ulusları karıştıramayacaklar. Amaçlarına ulaşamayacaklar.
· Baskıcı yönetimler halkları oyaladılar. Uyuttular. Aldattılar. Sadece kendilerini düşündüler, kendilerine de cumhur dediler. Her ulusta böyleydi. Ta ki Rabbin kralı gelene kadar, çünkü Tanrı yeryüzündeki zulme dur demektedir. Türkiye, Mısır ve Libya bu bozguncu egemenliğinden kurtulan ilk ülkelerdendir. Bozguncuların egemenliğine en son da bu ülkeler girmişti. Bozgunculuğun en son çıkacağı ülkeler de İngiltere, Fransa, ABD ve Rusya’dır.
· Küresel haramiler her yeri sömürdüler. Yeryüzünün hazinelerini ve gelirlerini kendilerine akıttılar. Kardeşliği, insanları, fakirleri hiç düşünmediler. Onların zamanında yeryüzünde yokluk vardı. Yoksulluk, savaşlar, katliamlar, günahlar, suçlar, ölümler tavan yaptı. Zalimlerin egemenliğinde her şey düzensizdi. Çocukların, yaşlıların, kadınların, fakirlerin, dul ve yetimlerin hakları gözetilmedi.
· İnançsızlık rüzgarı, yayılmış ve küreselleşmiştir. Tüm devlet yönetimleri bozguncuların krallığına girmişti. Dünyada insan haklarını, evrensel değerleri, Tanrı’nın dinini sahiplenen bir otoritenin olmaması sonucu ortaya çıkan usulsüz, hukuksuz baskıcı ve sömürücü yönetim anlayışları dünyaya egemen olmuştu. Haksız kazançtan beslenen insan toplulukları ortaya çıkmıştı. Bunlar insanlığa zarar vermekteydi. Baskılar, katliamlar, kalabalık fakir halklar, savaşlar, büyük orta sınıf, ezilen ve açlık çekenler, kargaşa ve kaos ortamları dünyanın doğru bir anlayışla yönetilememesi sonucu oluşmuştu.
· Yeryüzünde silahlanma sonlandırılmalıdır. Ülkeler silah ve askeri güçlerini en aza indirgemelidir. Sadece sosyal güvenlik için polis gücü olmalıdır. Silahlanma yarışı ve güç gösterisi çılgınlığı insanlığa çok bedel ödetti. Gücü elinde tutan kibirlendi, haksız yere başkasının topraklarına ve hazinelerine göz dikti. Güçlü olanlar savaş psikolojisinde oldu. Savaş arayışında olanlar herkesi tehdit gördü. Biz güçlüyüz, bizim dediğimiz olur. Biz silahlar üretiriz. Kimse üretemez. Sadece bizden satın alabilirler deyip silah ticaretiyle büyük kazançlar sağlayanlar ulus yönetimlerini de kendilerine bağımlı kıldılar. Şeytan silahlanmayı severken Allah silahlanmadan nefret etti.
· Uluslar kendi menfaatlerini düşünerek komşu ülkelerine dahi düşmanlık beslediler. Uluslar, tehdit gördükleri komşularının muhaliflerini desteklediler. Silah desteği de dahil her türlü kirli plana destek verdiler. Komşu komşuyu düşman, kardeş kardeşi kötü gördü. Şeytanın egemenliğindeki yeryüzü çok karanlık dönem geçirdi.
· Dünyadaki bozuk küresel sistem değişmeye mecburdur. Kötü bir dünya düzeni vardır. İnsan sevgisi, kardeşlik anlayışı yeryüzünden zamanla kalktı. Düşmanlık ve menfaat anlayışı hakim olmuştu. Bu bozuk sistem haksızlıkları, yoksullukları, sosyal suçları tavan yaptırdı. İnsanlar öldürüldü. Artık kardeşlik ve esenlik çağı yaklaşmaktadır.
· Dünyada İslam hakimiyetinin geri geleceğinden korkan ve bunun üzerinde ayrımcılık yapan bir ideoloji vardır. İslam’ın ortaçağ gericiliği olduğuna inanan bu anlayış, islamı kötü, yobaz, bağnazlık, yozlaşmış, gericilik, barış karşıtı, demokratik olmayan bir sistem olarak kurguluyordu. Yeryüzüne egemen olmuş inançsızlar insan haklarını, barışı, adaleti, demokrasiyi, sevgiyi, hoşgörüyü, ilmi ve akılı sahiplenir ve kullanır olarak görünmüşler. Halbuki bu değerlerin hepsi İslam’da var olan temel değerlerdir. Dünyanın ardına düşen coğrafi keşiflerle bilindik topraklarda yerli halklara katliam yapan, halkı köleleştiren, para ve menfaat üzerine kurulu düzeni sağlayıp ardından da dinin temel değerlerini yani evrensel dine bir dönem sahiplenir gibi gözüken bozguncular vardı. İslam’ın yeryüzüne hakimiyetinden çok yeryüzünde kendi sömürülerinin sona ereceğinden ve saltanatlarının yıkılacağından korkmaktadırlar. Tanrı’nın dini evrensel değerlere sahip çıkmasına rağmen bunu kabullenmezler hem de inanmazlar.
· Arap baharıyla başlayan süreç yeryüzünde inançsızların egemenliğinin yıkılıp tekrar inananların egemenliğine geçiş sürecinin başlangıcıdır. ABD ve Avrupa bir bir sömürgelerini kaybediyor. Küresel bozguncular, Ortadoğu ve dünya hakimiyetini kaybediyorlar. Bu kaybediş onları kaygılandırıyor. Bu nedenle İran’a hemen saldırmak için acele edecekler. Amaçları bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır. Çünkü zulmedenler ancak istikrarsız ortamdan kazanç sağlarlar.
· ABD ve İsrail’in bozguncu ve baskıcı egemenliği zamanla Mısır’daki Mübarek rejimini, Libya’daki Kaddafi, Suriye’deki Esad rejimini doğurdu. Dünya’ya egemen G-7 ülkeleri Esad’ın zalim olduğunu ve halkı katlettiğini söyleyemediler. Esad’ı dolaylı yoldan desteklediler, gözlemciler göndererek algıyı değiştirmeye ve unutturmaya çalıştılar. İnsanları oyaladılar. Çünkü kendilerine hizmet eden ve kazanç sağladıkları Esad’a sahip çıktılar. Değişimi geçici olarak tıkadılar ve bir domino taşını tuttular. Ama bu değişim engellenemeyecektir. Çünkü savaş ve baskıyla bu değişim engellenemez. Esad halkı sömürürdü. ABD yi yöneten güçler Suriye için ‘BM ve NATO ile müdahale etmeyelim. Bölgeyi kaderine bırakalım. Bölge iyice karışsın. Türkiye’nin sabrı iyice bitsin. Belki birbirlerine girerler.’ hesapları yapıyorlar. ABD medyalarında Suriye için yapılan programlarda da dolaylı olarak müdahale etmeyelim ABD’nin çıkarlarına olmaz anlayışı var. Desteklersek inanan halkın tarafında oluruz. ‘Türkiye, Hamas, Hizbullah, Mısır gibi düşman anlayışların tarafında olamayız.’ düşüncesi var. Bu nedenle ne Suriye’deki şiddeti inkar edebiliyorlar ne de Suriye’li muhaliflere destek verebiliyorlar. İnsan hakları savunucuları meğer menfaat şebekesiymiş. Katar, Yemen ve S.Arabistan hükümetleri hala ABD ve İsrail’e hizmet ediyor. Bu ülkelerde değişim arkadan ve keskin gelecektir.
· Dünyayı yöneten eski egemenler krizlerle, afetlerle uğraşmaktan ve Arap baharıyla bağlantılarının kopmasından dolayı tüm bu küresel güçlerini kaybedecekler. Yeryüzünde bozguncuların bağları koparken inananların hakimiyeti oluşmaktadır. Yeryüzünde bir kez daha şeytanın krallığı yıkılmaktadır.
· Tunus’ta geç bir çocuğun kendini yakmasıyla başlayan ilk hareket Deccal’in egemenliğine ve kurduğu bozuk düzene karşı bir bıtkınlık ve başkaldırıdır. Bir uyanış başlangıcıdır. Tunus’la başlayan Arap baharı dünyada kurulan maddeci ve menfaatçi yaşam kuralına karşıdır. Tunus’ta çok genç üniversite mezunu olmasına okuma oranı yüksek olmasına karşın iş bulamayan seyyar satıcılık yapan diplomalı gençlerle doluydu. Yıllarca büyümeyen ve sömürülen Tunus’ta zalimlerin dünya egemenliğine ilk başkaldırısı kaçınılmazdı.
· Doğruluk yalanla savaş etmeye başlar. İyilik kötülüğe başkaldırıyor. Dünya var oldu olalı iyilikle kötülük savaş eder. Değişen zaman döngülerinde bazen iyilik yeryüzüne hakim olurken bazen kötülük yeryüzüne hakim olur. İşte tam bu dönemde kötülük devrinin sonunda Tunus isyanıyla kötülerin egemenliği yıkılmaya başlar. İyilik krallığı yavaş yavaş kurulmaya başlar. Gelecekte daha belirgin olaylarla karşılaşacağımız kaçınılmazdır.
· Allah dünyanın kaderini mehdi’nin gelişine uygun kılmıştır. Yaşam tarihinde iyi ile kötünün savaşı vardır. İnsanoğlu bu savaşı üzerinde hisseder. Belirli dönemlerle yeryüzünde önemli devirler yaşanır. Dünya hayatı, tanrısal ve gerçek bir yargı taşımaktadır. Sonuçta Allah’a itaat ve iyiliğin tercih edilmesi kurtuluşun tek çaresidir. Yeryüzünü ve alemleri organize eden mutlak güç ve kudret sahibi adil ve şefkatli bir tanrının varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
· Küresel dengeler değişecek. Gelişmiş ülkeler ve küresel egemenler konumlarını kaybedecektir. G-7 nin yerini G-20 almış durumdadır. Suriye üzerinden ayrışmalar ve kutuplaşmalar oldu. Çin, ABD, Japonya, Fransa, Rusya, İsrail ve Ortadoğu da sıkıntılar yaşanacaktır. Büyük siyasi çalkantılar olacak. Lokal, ulusal ve bölgesel savaşlar olacaktır.
· Dünyayı yöneten küresel güçlere boyun eğen yönetimler zalimin zulmüne dur diyememiştir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı kaybetmiştir. Bu mantık dünyayı kötü bir hale getirdi. Zalimin zulmüne dur demeyen bir gün mutlaka zulme uğrayacaktır. Zulme ses çıkarmayan, zulme ortak olmaktadır. Küresel bozgunculara dur demeyenler onlara kulluk ettiler. Böylece zalimlerin egemenliği hem sürdü hem de büyüdü. İnsanlar kötü sistemden zarar gördüler.
· Arap baharında değişim ve dönüşüm sancılı ve sıkıntılı bir şekilde devam edecektir. Sıkıntılar gün geçtikçe kronikleşecektir. Zalimlerin ardındakilerle mazlumlar mücadelesi devam edecektir. Ta ki bir noktaya kadar, O nokta Allah’ın yeryüzüne müdahalesidir.
· Suriye’de çözümü tıkayanlar bilsinler ki hiçbir yönetim halkına karşı savaşarak ayakta kalamaz. Varlıklarını şiddetle sürdürmeye çalışanlar kaybedeceklerdir. Halkın nazarında adil olmayan kaybeder. Yönetenlerle yönetilenlerin arasındaki büyük uçurum sömürme ve kibirden ileri gelmektedir.
· Bilgiye ve güce sahip olanlar büyüklendiler. Gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkeleri hem sömürdüler hem de sindirdiler. Savaşlar çıkaran bozgunculuk yapan anlayış sadece kendi konumunu korudu. Saltanatlarını sürdüler.
· Dünya böylesine barış çabasını, hoşgörüyü, insan odaklı hareketi özlemiştir. Rabbin kralı ve çizdiği rol dünyanın içinde bulunduğu buhrandan çıkış için bir modeldir.
· Başbakan Erdoğan ülkenin ve bölgenin güvenliğine yönelik iyi ve yapıcı adımlar atıyor. Taraflar arasındaki sorunları gidermek için her türlü çalışmalar yapıyor. Mezhep kavgalarını engellemek için toplantılar gerçekleştiriliyor. Irak’ta Libya’da ve Mısır’da Türkiye’nin olumlu çalışmalarını izliyoruz. Elçiliklerle beraber dış politikada hızlı süreçler işliyor. Dış politikada Davutoğlu rüzgarı esiyor. Barışçıl yapıcı ve etkili çalışmalarda bulunuyor.
· Irak’ın istikrarı Türkiye için çok önemlidir. Irak’ın bütünlüğü konusunda önemli çabalar sarf eden Türkiye, bölgesinde huzur istiyor. Geçtiğimiz hafta Irak eski başbakanı Allavi Başbakan Erdoğan’la görüştü. Daha önce Irak başbakanı Maliki ile iç işlerimize karışıyor diye bir gerilim yaşanmıştı. Başbakan da Irak’ın birliği ve istikrarı için mezhep kavgalarının önüne geçileceğini ve bunun için her türlü çalışmaların yapılacağını ve gerekli uyarılarda bulunulacağını söylemişti. Irakta iç çatışmanın engellenmesi ve iç huzurun sağlanması yönündeki çalışmalara devam edileceğini bildirmişti.
· Libya’da Suriye’de, Irak’ta insanlık adına hareket eden hükümet liderleri yok. Hepsi menfaat adına kendi çıkarlarına hizmet ediyorlardı. Vesayetçi anlayış, demokrasiye direnmektedir. Bölgede ve dünyada demokrasi ve adalet yoktu. Özgürlük ve insan hakları engellenmişti. Gücü elinde tutanlar zorbalık ve fırsatçılık yapıyordu. Dünyadaki bu kötü düzen bir türlü değişmiyordu. Arap baharıyla başlayan süreçte zalimlerin saltanatı kalkıyor bölgeye demokrasi ve cumhuriyet geliyordu.
· Arap baharıyla doğan yenilik akımını sindirmek istiyorlar. Bölgede büyüyen ve küresel bir aktör olan Türkiye’nin istikrarını bozmak için bölgeyi karıştırmak istiyorlar.
· Arap baharıyla başlayan ve tüm dünyaya hızla yayılan uyanış ve başkaldırı iyice sertleşebilir. Yıllarca süren zalimlerin egemenliğindeki dünya da mazlumların ezilmişliği çanlarına tak etmişti. Böyle devam ederse İsrail ve ABD temsilciliklerine karargahlarına tepkiler hızla artacaktır.
· Zorba yönetimlere karşı ayaklanmalar Arap baharıyla başladı. Dünya egemenliğini yöneten ABD ve İsrail yönetimlerine karşı bir tepki ortaya çıktı. İnançsız anlayışın; baskı, zulüm, bozgunculuk ve savaşla yürüttükleri siyaset yıkılacaktır. Zulme başkaldıranlar insanlığa yönelik tüm katliamlara ve kötü düzene karşı tek vücut olacaklar. Küresel ayaklanmalar karanlık düzene başkaldırının kaçınılmaz sonucudur.
· Savaş politikalarıyla ayakta duran ülkelerin en başında ABD ve İsrail gelmektedir. Silah satışı ve bölge yeraltı zenginliklerini işletmeleriyle emperyalist bir yaklaşımla sömürü yaptılar. İstikrarsız ortamdan beslenen ABD, İsrail ile paslaşmalı bir oyun kurmuşlar ve bu oyunu küresel medya ile iyi oynuyorlar. Uluslar arası kamuoyunda bir savaş haklılığı bilinci oluşturmaya çalışıyorlar. İran’a savaş planlıyorlar. Irak ve Afganistan’da olduğu gibi uluslar bu oyuna gelmeyecektir. Türkiye ve Rusya, İran’a askeri müdahaleye her zaman karşı olduğunu yinelemektedir. Ukrayna’ya füze kalkanı yerleştiren ABD Rusya’dan büyük tepki almıştı. İran’a saldırılması durumunda ABD ve Rusya merkezli bloklaşmalar görülecektir. Bu kutuplaşmalar denizlerde, havadan ve karadan bir takım küçük saldırıları getirecektir. Bazen füze atımları ve denemeleri birtakım gözdağı veren tatbikatlar görülebilecektir.
· Türkiye, Van Münit ve Mavi Marmara’nın ardından İsrail’in uyduruk bahanelerle İran’a savaş açmasına sert tepki verebilir. İran’a saldırı olursa bölge aktörü Türkiye çok güçlü bir şekilde ortaya çıkabilir. Bölgede ve küresel arenada büyük destek alır.
· Türkiye küresel vicdanın sesi olmuştur. Mısır, Libya, Irak, Suriye ve İran gibi pek çok ulus ve sorun için hep insanlık ve barış için çabalamıştır. Tarafsız, çıkar kaygısından uzak, tamamen insaniyet penceresinden bakarak hareket etmektedir. Bölgesinde savaş istemeyen Türkiye Ortadoğu’da düzenin sağlanması için çok etkin çabalar verdiği bir gerçektir.
· Dünya demokratikleşmedikçe ve içi hukukla dolmadıkça, yargı ve medya bağımsızlaşmadıkça; zulüm, gerginlikler ve bozuk düzen sürmeye devam edecektir.
· Ortadoğu’da cuntacı rejimler yıkılırken zulümlerden iyice bunalmış halkların devrimleri gerçekleşmektedir. Küresel vesayetçiler saltanatları için hala mücadele vermektedirler. Artık kapitalizm tıkandı. Yeni bir dünya kurulacak. Yeni düzen iyi bir sistemle yönetilecek. Yeni bir vesayetin doğmayacağı yasaların üstünlüğüyle yönetilen adil bir sistem ortaya çıkacak. Adem-i merkeziyetçilikle esenlik çağı yaşanacak. Ezilen ve sömürülen milyarlarca insan üretmeye başlayacak. Müthiş bir bereket, alışveriş ve esenlik çağı yaşanacak. Uluslarda bu üretimler müthiş bir bereketi getirecek. Dünyayı yöneten şeytan’ın uygarlığı yıkılacak Ve Tanrı’nın uygarlığı kurulacak.
· Bozgunculuk ve zulüm üzerinden kazanan egemenler dünyaya sahip oldukları onca nimetlerden vazgeçmeyecekler. Çünkü onlar dünya için mücadele ederlerdi. Taşkınlık ediyorlar. İnananları öldürmek istiyorlar. İllaki Tanrının sopasını mı istiyorlar. Rabbin insanlığa müdahalesi kaçınılmaz oluyor. Doğal afetlerin yoğunlaşarak artması Rabbin keskin müdahalesinin yaklaştığının göstergesidir.
· Dünyayı yöneten kötü düşünce kendisini gizlemektedir. Türkiye’nin Ortadoğu’da barışçıl çalışmalarını destekleyerek beraber hareket ediyormuş imajı veriyorlar. Değişimi yönetmek istiyorlar. Diğer yandan Suriye konusunda hiçbir adım atmayan, AB daimi üyelerin kararlarına uyarak sahip olduğu eski düzeni korumaya çalışan ABD görmekteyiz. Yakında çıkarcıların gerçek niyetleri ortaya çıkacaktır.
· Dünyada küresel bir devlet vardı. Bu küresel devletin kamu kurumları vardı. Yasaması, yürütmesi ve yargısı vardı. BM küresel meclisti. Askeri gücü NATO idi. Ancak bu küresel kurumlara insanlığa zarar veren ‘Ergenekoncu yapı’ egemen olmuştu. Menfaat odaklı hareket edenler yeryüzüne egemendi. Bozgunculuktan kazananların birlikteliği vardı. Küresel kaynakları kendine akıtan anlayışın dünyayı sahiplenmesiyle oluşan hırs insanlara zulmetmiştir. Kendilerini doğrulardan sanan yalan üzerinden krallıklarını sürdüren şeytanın kurduğu kötü düzen yeryüzüne hakim olmuştur. Bu küresel devletin anlayışı değişmelidir. Rabbin kralı insanların sivil devrimini başlatmıştır. Doğruluk ve adalet anlayışıyla yeryüzüne yerleşecek ve insanlar arasına barış tesis edilecektir. Dünyayı istikrara kavuşturacak kral gelmiştir. Bu kral insanlığın ve Tanrı’nın hizmetkarıdır.
· BM, dünyayı yöneten bozguncuların meclisi oldu. Demokratik olmayan yapısıyla tam bir vesayet birlikteliğiydi. Küresel patronlar çıkarları doğrultusunda karar aldırtırlardı. BM yi yöneten ve yönlendiren anlayış insanlığa düşmandı. BM’nin askeri gücü olan NATO insanlık adına hareket eder olmaktan çıkmıştı. Küresel güvenlik gücü olmak yerine Irak’a, Afganistan’a, Pakistan’a haçlı zihniyetiyle saldırmışlardı. İnananlara düşmanlık anlayışıyla hareket eden cani askerler vicdansızca insan öldürüyorlardı.
· Küresel yolsuzluğu yapanlar ve küresel sömürgeciler, inananların haklarına mallarına ve canlarına kasıt ettiler.
· Türkiye, küresel cumhuriyeti bozguncuların sahiplenmesinden kurtardı. İnsanlığa hizmet ettiklerini iddia edenler savaşlarla ayakta kalıyordu. Onların sömürü imparatorluğunu herkes açıkça görmüştür.
· ABD, Fransa, İsrail ve İngiltere gibi ülkelerin yönetimlerinden Türkiye’ye eleştiriler yöneltilmektedir. Türkiye’yi kötülemektedirler. Köşe yazarları, gazeteler ve manşetlerle Türkiye için olumsuz propaganda yapmaktadırlar. Türkiye’nin barışçıl, iyi ve olumlu çalışmaları zalim egemenlerin hoşuna gitmiyor. Sahip olduklarını ve dünya egemenliğini kaybetmekten korkuyorlar.
· Artık iletişim çağında yaşıyoruz. Hiçbir şey gizli kalmıyor. Yalan üzerinden yapmacık uydurma haberler yapılamıyor. Herkes, her şeyi anında duyabiliyor. İnsanlar uyandı. Gerçeklerle yalanları rahatça ayırt edebiliyorlar. Doğruluk ve gerçekler insanlığı hedefe götürmektedir.
· İnsanlığa sahip çıkan anlayış Allah’ın taraftarlarının anlayışıdır. Barışı, adaleti ve doğruluğu arayan anlayış Allah’ın taraftarlarının isteğidir. Yalana ve kuru inada başvuranlar gerçekleri kabul etmezken, menfaatleri için şeytanın tarafında olmuşlardır.
· Öyle bir çağa giriyoruz ki ne silahlar ne de güçlü olmak kazandıracaktır. Bu çağ doğruluk ve adalet çağıdır. Hakkı söyleyenlerin lider olduğu çağdır. Barış ve kardeşliğin çağıdır. Düşmanlığın bitirildiği dostluğun geldiği çağdır.
· Ülkeleri sömüren egemenler sadece kendi menfaatlerini düşündüler. Bu nedenle ülkelerin büyümesini ve tüm halkların refahını düşünmediler. Bu nedenle Adil ve paylaşımcı bir sisteme karşı çıktılar.
· Dünyada sadece kendi menfaatlerini düşünenlerle tüm insanlığın menfaatini düşünenler arasında bir mücadele vardır. Bu nedenle ülkemiz büyüsün, refahımız artsın, işsizlik azalsın zihniyetini taşıyanlarla benim cebime pek bir şey girmiyor deyip bencillik ederek insani değerlerle savaş eden çıkarcı ve inançsız anlayış vardır.
· Dünyada büyük Türkiye algısı başlamıştır. Kurtarıcı ülke ve adalet merkezi ortaya çıkmaktadır. İnsanlığa sahip çıkan ve barışı dile getiren haliyle dünyada eski düzene karşı bir güç olarak görülmektedir. Türkiye, mazlumlara yardım eden, arabuluculuk yapan, birleştirici bir rolle olumlu çalışmalar yapmaktadır. Dünya gerçekleri fark ediyor. Küresel bir farkındalık ile değişim yaşanıyor. Bu değişimler eskiye sahip vesayetçilerin ve kötü düzenden beslenenlerin hoşuna gitmiyor. Türkiye ve dünyada mazlumlar sürekli saldırıya uğrayacaklardır. Çünkü zalim egemenler kazançlarını bırakmak istemiyorlar. Dünyada mazlumlara karşı resmi veya gayri resmi saldırı hali artarak devam edecektir. Egemenlerin yaşattığı terörler bir yere kadardır. Ta ki Allah yeryüzüne müdahale edene kadar.
· Yeryüzünde her zaman bir yönetim merkezi olmuştur. Sürekli değişen bu merkezler tanrının kararıyla değişir. Diğer uluslar o merkezin eyaletleri gibidir. Merkez iyi odlumu dünyada düzen iyi olur ve barış olur. Merkez kötü oldu mu düzen bozuk olur ve savaş yılları yaşanır. Dünyada sosyal yaşamı merkezin yönetim stratejisi belirler. İyilik tabanlı hareket eden merkez yeryüzüne iyiliği, kötülük tabanlı hareket eden merkez yeryüzüne kötülüğü yayar.
· Kuru inatla, zulmeden vesayetin ardında olanlar:. ‘Biz babalarımızı hangi yol üzerinde bulduysak onların ardından gideriz.’derler. Babaları doğru bir yolda olmadığı halde menfaatleri için hakka gelmeyenler şeytan’ın halkıdır.
· Dinle mücadele ederek siyaset yapanlar dinden uzaklaşmış zalimlerdir. Dini emirler, evrensel insani haklardı. Her din sosyal hayatı düzenleyen ve insanlığı koruyan tek tanrı dinleriydi. Onlar kendi uydurdukları dinle mücadele ettiler. Tüm dinler aynı iken ayrımcılık çıkartıp düşmanlık yaydılar. Kendi dinini övmek ve yaymakla başka dinlere zarar verenler din adına mücadele etmiyorlardır. Bunlar doğruluklarını değil ancak haksızlıklarını ve taşkınlıklarını sergilerler. Dinler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan ilk kuru inadı yapan ayrılıkçıların ardından gidiyorlar. İlk kuru inadı yapanlar İsa v e Muhammet geldiğinde de peygamberliklerini reddetmişlerdi. Eski vesayetçiler her gelen doğrucu ve barışçı peygamberi reddettiler. Günümüzde de bilgisizce kuru inatlarıyla gerçeklerle ve Rabbin diniyle mücadele ediyorlar. İnandık deyip eski peygamberi destekleyenler sonraki peygambere düşman oldular. Doğru yoldan sapanlar inanç çizgisinden ayrılıp menfaat odaklı şeytanın dinine tabi oldu.
· Ulusları karıştırmayı, birbirine düşman etmeyi, insanların huzurlarını bozmayı iş edinerek kazananlar kahrolsun. İnsanları birbirine düşürmeye çalışsalar da bunu uzun süre devam ettiremezler. Bu yalancılık ve aldatmaca sürekli devam edemeyecektir.
· Küresel egemenlerden aldığı yetkiyle çevresine zulmeden taraftar yönetimler artık bir bir devrilmektedir. Petrol ve silah anlaşmaları yapan ülkeler, küresel egemenlere bağlı kaldılar. Kötü yönetimler, kendi hallerinde yaşayan zararsız mazlum halklara zulmettiler. Devlet yönetimlerine bozguncu ve hukuksuz anlayış egemendi. Kazançları kendi taraftarlarıyla paylaştılar. Onlara iş verdiler. Devletten faydalandılar. Halkı sömürerek kazandılar. Vesayet böylece oluştu.
· Yılarca hoşa gitmeyen şeylerin ve düşmanlıkların artarak şiddete dönüşmesi değişimin göstergesidir. Dünyada 1882, 1915, 1948, 1979 yıllarında belirgin değişimler oldu. Her seferinde dünya daha da karanlığa ve kargaşaya gömüldü. 2012 yılından sonra karanlıkta çıkış başlayacaktır.
· Yıllarca hoşa gitmeyen ve toplumun huzurunu bozacak davranışları öğütleyenler kötü bir sistem kurdular. Kadının bedenini açmasını isteyen ve örtünmeyi kötü gösteren anlayış toplumu bozmuştur. ‘Dürüst olursan aç kalırsın.’ Diyen zihniyet hukuksuzluğu yaydı. Haksızlığı ve yalanı sevenler kaybedecekler. Çünkü onların döneminde zulüm ve gözyaşı vardı. Tanrıya inanmayanlar dünya için kurdukları bu kötü düzenden sorgulanacaklar.
· Bütün peygamberlerin ümmetleri İbrahim’in dinine çıkar. İnsan hakları ve evrensel değerler yeryüzündeki tek dindir. Tüm dinler, tüm ırklar tek merkeze çıktığı halde bu düşmanlık nedendir. İnsanlık tek bir lisanda olsaydı kopukluk daha az olurdu. Lisanlar bile ayrılıklardan doğdu. Kırgınlıkların ardından karşı kültürü reddeden taraflar kopukluk olsun diye lisanları oluşturdular.
· Dünya’da uluslar param parça. Tam bir derebeylik dönemi yaşanıyor. Küresel bir krallık, insani haklara sahip çıkmakla barış ve adaletle sağlanacaktır. Beklenen Mehdi barış krallığını kuracak olan İsa’dır. Beklenen kurtarıcı Türkiye’dedir. Rabbin kralı Türkiye’nin başbakanıdır.
· Dünya hızlı bir değişim yaşıyor. 2012’nin 6.ayından sonra büyük krizler, sıkıntılar, siyasi çalkantılar ve virajlar göreceğiz. Doğal afetlerin tavan yaptığı döneme girmiş bulunuyoruz. Şu gerçek ki Allah dilediğini yapmaya muktedirdir.
· Dünya barışı Ortadoğu üzerinden sağlanacaktır. Dünya, İsrail taraftarlığı ve Türkiye taraftarlığı gibi iki kutuplu bir hale dönüşebilir. İsrail, İran‘a saldırmakla kim bilir belki de kendi sonunu hazırlayacaktır. Çünkü dünya kamuoyunda haklılığını ispat edemeyecektir
· Bozuk dünya düzenini kuranlar kendi tarihleriyle yüzleşecekler. Baskıyla yeryüzüne egemen olduklarını kabul edecekler. Ermeni soykırımı gibi karşı tepkilerle kendi kirli tarihlerini ört bas edemeyecekler. İnsanlığa uyguladıkları soykırımı kabul etmeseler de gerçekler açıkça bilinmektedir.
· Dünyada demokrasinin adı vardı, kendi yoktu. Her yerden barış sözcükleri yükseliyor ancak sürekli savaşlar oluyordu. İnsan haklarına sahip çıkıyoruz diyenler diğer taraftan baskı kuruyor ve insan öldürüyorlardı. İnanan mazlumların başkaldırısı, büyük halk devrimleri kaçınılmaz olmuştur. Yıllarca baskı altındaki insanlar elbette bir gün patlayacaklardı. Ortadoğu ve dünya demokrasinin tadını alacak ve bu esenliği hiç bırakmayacak.
· Yeni Ortadoğu ve yenidünyanın inşası; özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barışla mümkün olacaktır. Doğruluğun ve barışın karşındakiler kaybedecekler. İnsana hizmetin karşısındaki her muhalif güç dağılıp yok olacaktır.
· "Bizim kararlarımızda her zaman Türkiye'nin sesi sözü hissediliyor" diyen Rasmussen, NATO'nun dünya güvenliği açısından en iyi sigorta poliçesi olduğunu söyledi. Halbuki NATO güvenirliğini yitirdi. NATO kararları ve NATO askerlerinin yaptıkları hiç de insancıl değildi. NATO askerleri kuran yaktı. Zevk için Irak’ta insan öldürmüştü. Afganistan ve Pakistan’da insancıl değil haçlı birliği gibi hareket etmişti. NATO dünya devlerinin çıkarlarına hizmet etti. Dünyanın eski egemenleri yıllarca işledikleri küresel zulümden dolayı insanların ayaklanmasına sebep olmuştur. Ortadoğu'daki insanlar, artık seslerini duyurup hak talep etmeye başladıklar. Arap Baharı devam ettikçe Türkiye'nin liderliği daha da önem kazanacaktır. Çünkü Türkiye hayati bir önem taşımaktadır ve NATO'nun da hayati bir üyesidir.
· Dünyanın jandarmasıyım diyen ABD aslında barış elçiliğiyle ve insan haklarının savunuculuğuyla üstlendiği liderliğini 1950’lerde ilan etmişti. ABD küresel düzeni, barışı ve adaleti sağladığını söylüyordu. Durum hiç de öyle değildi. İnsani değerler üzerinden uluslara baskı kuruyordu. Ardından soğuk savaş dönemi ve hızla silahlanma süreci yaşandı. 11 Eylül ve ardından yaşananlar Ortadoğu’yu savaş alanına çevirdi. Ardından karışık ve kaos dönemi yaşanıyordu. Mazlumlar başkaldırdı. Yeni bir küresel düzene ihtiyaç olduğu açıkça anlaşılıyordu. Barışçıl ve adil bir küresel düzeni insanlar özlemişti.
· Dünya da güven ve istikrar olmayınca küresel kriz baş gösterdi. Yeni bir dünya düzenine ihtiyaç olduğu dünya da son yaşanılanlardan sonra açıkça anlaşılıyor. Savaşların olmadığı, insanlığa sahip çıkan, güvenin olduğu, barış dolu bir dünya özlemi çekilmektedir.
· Peygambere kötü karikatürler yakıştırmalar, dine ve Peygambere hakaret içeren filmlerin gösterilmesi, Kuran yakma girişimleri, dini emirlerle (başörtüsü ve helal etle) mücadele etmeleri din düşmanlığını ve bilinçaltlarındaki kini göstermektedir. 11 eylül ile Ortadoğu’ya savaş birlikteliği tasarlayanlar İslam düşmanlığı yapmıştır.
· Dünyada ABD, Fransa ve İngiltere temsilciliklerine saldırılar artacak. Dünya egemenleri kurdukları bozuk düzene karşı halk ayaklanmalarını durduramayacaktır. Ülkeler kendi içlerinde karışacaklar. Herkes kendi hasımlarıyla kavga etmeye başlayacak. Ekonomik kriz durumları daha da derinleştirecektir. Önce pek çok yerde bölünmeler olacak. Sonra küresel bir atmosfer yaşandığından küresel bir birliktelik görülecek.
· ABD ve Avrupa krizle boğuşuyor. Arap baharıyla Ortadoğu da bir uyanış başladı. Batı gerileme dönemine girerken doğu yükseliş dönemine girdi. Eski baskıcı rejimler bir bir yıkılıyor.
· Son dönemlerde dünyada yaşanan değişimlere olumlu katkı veren Türkiye’nin sivrildiği görüldü. Türkiye’nin barışçıl çalışmaları ve olumlu çözümleri Türkiye’yi ön plana çıkardı. Dünyanın jandarma görevini Türkiye üstlenmiş gibi görünüyor. ABD, dünyadaki yöneticilik egemenliğini Türkiye’ye kaptırmış durumdadır. Türkiye güven vermesinden dolayı itibar görüyor. Ortadoğu’da, Afrika’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Türkiye sevgisi başladı. Türkiye bölgesinde ve dünyada nüfuzunu güçlendirdi.
· Arap baharı ve Ortadoğu da yaşananlar Türkiye’yi olumsuz etkiliyor diye seviniyorlar.
· Ortadoğu da hatta ABD ve Avrupa da dahil tüm dünyada kaos sürüyor. Bozguncuların kurduğu sistem çöktü. Paraya sahip olma ideolojisinin yeryüzüne hakim olmasıyla ekonomik ve sosyal sistem işleyişinde bozukluk oluştu ve kötü sistem yaşayabileceği en uzun dönemini yaşadı artık sona gelindi. Dünyaya daha fazla adalet eşitlik ve özgürlük gereklidir. Çok az zengin ve çok fazla yoksul var. Zenginler zulmediyor. Mazlumlar sömürülüyor.
· 1910’larda birinci dünya savaşı döneminde yaşananların tam tersi olaylar yaşanmaya başladı. Bir zamanlar Doğu merkezli Osmanlı dünyayı yönetiyordu. Osmanlı barış ve adalet sancağını taşıyordu. Avrupa o dönemlerde ortaçağın karanlığında çok geri idi. Zamanla yeryüzü inanmayanların egemenliğine geçti. Şimdi ABD ve Avrupa çöküyor. Yükselen Ortadoğu da sivrilen Türkiye var. Ve dünya yeni bir çağa giriş yapıyor.
· Farklılıkların zenginliği ile kurulan kültürel birliktelik geleceği daha iyi şekillendirecektir. Türkiye’nin öne çıkması doğruluk ve barış sancağını taşımasıyla gerçekleşmektedir. Türkiye, küresel arenada rol model olarak ortaya çıktığı gibi yönlendirici ve yönetme gücü de elde etmiştir.
· Yalan üzerinden savaş siyaseti yapanların krallığı kısa sürüyor. Doğruluk üzerinden barış siyaseti yapanların dönemi gelmiştir. Şu gerçek ki Dünya da dengeler değişiyor. ABD ve Avrupa Ortadoğu da hakimiyetini kaybederken kendi dertleriyle de baş edemiyorlar. Birtakım sıkıntılarla ve krizle boğuşuyorlar.
· Ortadoğu da baskıcı yönetimler altında ezilmiş mazlum halklar özgürlük mücadelesini başlattılar. Petrol kuyularını sömürgeci ülkelere ucuza pazarlayan yandaş yönetimler halkı ezdiler. Ülkenin kaynaklarını kendilerine akıtan cunta destekli baskıcı yönetimler devriliyor.
· Güçlünün zayıfı ezdiği dönem bitmektedir. Gelişmiş silahlarla mazlumları öldürenlerin zorbalığı son bulmaktadır.
· Küresel bir çağda yaşıyoruz. Herkesin her şeyden etkilendiği bir dönemdeyiz. İçine kapanık ülkeler ve kapalı rejimler dahi dünyaya duyarsız kalamıyor. Küresel medya tekelden kurtuldu. Gerçeklerden tüm insanlar, anında haberdar oluyor. Yaşananlar insanları doğru yola götürmektedir.
· Dünya müthiş bir dönemden geçiyor. Sanki geleceğin tarihini bugünkü yaşananlar yazacak. Görünen şu ki bir tarihsel değişim yaşanıyor. Bu değişim insanlık ve dünya için huzuru getirecektir.
· Arap baharı yeni bir dünya düzeninin kurulacağı sinyalini verdi. Kurumlar, insanlar ve ülkeler evriliyor. Anlayışlar değişiyor ve gerçekler iyice açığa çıkıyor. Yeni ve adil bir dünya düzeni ancak Rabbin kralıyla mümkün olacaktır.
· Yeryüzünde insanlar ikiye ayrılmış ve tam bir tezatlık içindeydiler. Her iki taraf kendilerini inanan ve tanrının tarafında ilan ederlerdi. Gelişmiş ülkeler, kendilerini tanrının inanan halkı olarak nitelerlerdi. Gelişmemiş ülkelere ve Ortadoğu’yu kafir olarak görür ve onlara savaş siyaseti uygulanırdı. Acaba doğudakiler mi gog magog’du, yoksa batıdakiler mi gog magog’du. Kendilerini Tanrı’nın İsrail halkı sanan batılılar Peyganberlerin beyaz bayrağı olan barışı hiç kullanmadılar. 11 Eylülle oluşturdukları küresel haçlı zihniyeti ne kadar doğruydu. Doğudakiler, batının zülmundan dolayı Tanrı’ya dua ederlerdi. Batıdakiler de Tanrı’nın dinini yeryüzüne egemen kılmak için çalışırdı. Şunu iyi bilelim ki saldıran ve şiddet kullanan daima şeytandır. Allah’ın taraftarlarıyla Şeytan’ın taraftarları yeryüzünde mücadelesini son devirde en şiddetli haliyle sürdürmüştür. Ancak kim Tanrının tarafında onuda yeryüzünde gizli iş çevirenlerin hileleri ortaya çıktığında anlaşılacaktır. Artık gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.
· Ortadoğu ve Afrika halkları Türkiye’ye destek veriyor ve Osmanlı yeniden doğuyor.
· Türkiye lider bir ülke olmuştur. Arap halklarının ardından küreselleşen devrimler göreceğiz. İsrail’in öncülüğünde bozgunculuk pasifleşecektir. Yeryüzündeki kötü düzen bitmektedir.
· 2012’yi zafer yılı ilan eden İsrail anlayışı büyük bir hezimete uğrayacaktır.
· Değişime direnen küresel statükocular artık dünyanın eski sahipleridir. Adaletsizdiler ve eşitliğe karşı çıkmışlardı. Artık mazlumların şahlanışı yaşanmaktadır.
· İnsanlığın çıkarını düşünen vesayetçiler tarafından reddedilir. Recep Tayyip Erdoğan’da vesayetçiler tarafından reddedilecektir. Tanrı Onunla beraberdir.. Mazlumlara gelen küresel demokrasiye sırf saltanatları için karşı çıktılar. Vesayetçiler insan haklarını, evrensel değerleri ve demokrasiyi kendi çıkarları doğrultusunda yorumluyordu. Ve bu değerleri kendileri açısından kullanıyorlardı.
· Dünyada iyi yöndeki değişimi göremeyenler eski düzenden nemalananlardır. Değişime direnenler inat hastalığına saplanmışlar. Sırf kıskançlıklarından dolayı İsa’yı reddettiler. Şeytan’da hileleri üzerinden kurduğu düzene sahip çıkmıştı. Ve Tanrıya karşı kuru inat etmişti.
· Küresel vesayetçiler, Küresel krizin, Arap baharının, yükselen Türkiye’nin sonucunda değişen dünyayı durdurmaya çalışacaklar. Değişimin sebebi ve yönlendiricisi olarak gördükleri Türkiye’ye saldırma kararı alacaklar. Ancak bu onların son kararı olacaktır. Çünkü Allah inananların tarafındadır.
· İnananlar birlik ve beraberlik içinde doğruluk barış ve adalet mücadelesi verdikçe kimse inananları durduramayacaktır. Bir avuç insanın kararlı tutumu binlerce insanın temelsiz amacını yıkacaktır. Allah müminlerle beraberdir. Yükselen Türkiye’de inananların gücünü izleyenler bunu bir tehdit gibi görüp kötü plan hazırlıyorlar. İnançsızlar asla muvaffak olamayacaklar.
· Zalimlerin namütenahi doğal kaynakları var. Yıllarca sömürerek elde ettikleri sermayeleri var. Doğalgazı petrolü ve yeryüzünün hazineleri var. Kara paraları ve para siyaseti var. Her türlü silah, uyuşturucu ve insan ticareti gibi kötü kazançları var. Tüm haksız kazanç yollarını kendilerine iş edinenler kaybedecekler.
· İnançsızlar, dini kötülediler. Dini emirleri (İnsanlığın esenlik yöntemlerini) itibarsızlaştırdılar. Ceza yasalarını hafiflettiler. Cinselliği ön plana çıkardılar. Zenginliği ve hırsla kazanmayı yol edindiler. Allah’a ibadet yöntemlerini yobaz ve gericilik olarak nitelediler. İnananlarla dalga geçtiler. Rabbin yasalarının ayaklar altına alınması ahlaki çöküş getirmiştir. Yeryüzü günahlarla ve suçlarla doldu.
· İnananlarda Allah korkusu var. Zarar vermekten ve haksızlık etmekten çekinirler. Dünyaya aldanmamışlardır. Dünya yaşamının geçici bir deneme olduğunu bilirler. İnsani değerleri kollayan, haksız kazancı reddeden, doğrulukla hareket eden, adalet ve kardeşlik isteyenlerin çabaları kalplerindeki iman nedeniyledir.
· Obama, ikiyüzlü ve pasif politikasının ardından ikinci seçimlerden aldığı destekle Türkiye ve inananlara karşı aktif politika uygulamaya geçecektir. Ancak şeytanın son kralı Deccal kaybedecektir.
· Düşünceyi yönlendirenler insanları gütmekten zevk alırlardı. İletişim çağında yaşıyoruz. Herkes aynı anda her şeyden haberdar oluyor. Medyada tekelcilik ile aldatma dönemleri de geçmişte kaldı.
· İnsanları sömürenler yeryüzünün kaynaklarını kendilerine akıtırken cimri oldular. Zenginleşenler paylaşmayıp toplumlara yol göstermedikleri için büyük bir fakir halk tabakası oluşturdular. Hem onların üzerinden saltanatlarını sürerler hem de onlara kötü davranırlardı. Eski yöneticilerin kibri tavırlarında görülürdü. Sömürge ve gelişmemiş ülkelerin liderleriyle karşılaştıklarında kibirle, kasılarak, ayak ayak üstünde poz verirlerdi.
· İsrail idealli, dünya yönetiminde yeryüzünde sadece zulüm vardı. Ortadoğu’da zulüm ve katliamlar yapılıyordu. Kurdukları düzen Tanrının İsrail halkına vaadettiği krallık değildi. Tanrıya karşı kurulmuş şeytanın krallığı vardı. İnsanlar öldürüldü ve yeryüzünde çok sayıda mazlumlar vardı. Bozuk düzende haksızlıklar, adaletsizlikler, günahlar ve suçlar yeryüzünü kaplamıştı.
· Yecüc ve .Mecüc bozgunculuğuyla yeryüzünde insan ırkını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Tüm inananlara her yerden saldırmış haldedir. Dünyaya hükmetme ve zengin olma arzusu insanlığa büyük zarar vermiştir. Doğruluğun, adaletin ve barışın savunucusu Recep Tayyip Erdoğan onlarla mücadele etmektedir. Doğruluk ve barış taraftarları her yerde mücadele edecek. Bu mücadele döneminde Tanrı onlarla olacak ve yeryüzünde afetler tavan yapacaktır. Her şey tıkandığında O ve O’na inananlar dua edecekler. Yeryüzüne bir veba yayılacak. İnsanlığa zarar veren inançsızlar her nerede olursa olsunlar ölecekler. Etkili bir salgın olacak ve yeryüzün de yaşayanların üçte biri ölecektir. Dünya için yaşayan çıkar amaçlı hareket edenler kaybedecekler. İnananlara saldıran ve insanlığa zulmeden Yecüc ve Mecüc’ün bozgunculuk anlayışı yeryüzünden temizlenecektir. Şeytan’ın tarafındakiler Rabbin tarafındakileri yok edemeyecekler. En sonunda iyiler kazanacaktır.
· Allah, doğrularla yalanları açığa çıkartıyor. İnananlarla inanmayanları ayırıyor. Tüm insanlığın gerçekleri fark etmesi için olayları yaratıyor. Rab ile şeytanın mücadelesinde inananlarla inanmayanların mücadelesi iyice kızışıyor. Tanrı, yeryüzünün iyilikle ve kötülükle yönetilmesine izin vermişti. İyiler ve kötüler kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia ederler. Birbirlerini anlamazlar. Geçmiştekilerin yaptıkları ve azaba uğrayan toplumların akıbeti doğruyu açıkça göstermektedir. Savaş çağından çıkarken binlerce insanı geride ölü bıraktık. Son otuz üç yılda bozuk düzenin yaşattığı ölümler inanılmaz rakamlardadır. Ailenin, sosyal yaşamın ve tüm dünya düzeninin bozulmasının temel nedeni bellidir. Kimlerin iyi işlere ve barışa kapı açtığı ve kimlerin kötü işlere ve savaşa yol açtığı gayet anlaşılır durumdadır.
· İnsanlar her şey yaşandıktan sonra gerçeği anlayacaklardır.
KÜRESEL KRİZ
· Zulüm üzerinden egemen olanlar korkunç bir yıkılış yaşıyor.
· Zalimler krizin altında eziliyorlar ancak bunu gizliyorlar. Her şey çok güzelmiş gibi gösteriyorlar. Ekonomiyi yönlendirici kurmaylarla olumlu hava estirtiyorlar. Krizi yönetmeye çalışıyorlar. Krizden en az etkilenecek ve en kolay çıkışı yapacakların kendileri olduğunu iddia ediyorlar. Onlar batıklığını gizleseler de her geçen gün daha ağır duruma gelecekler. Onlar Rabbin kralına uyup doğru yola gelmedikçe kaybedecekler. Rabbin kralı onları insanlığa hizmet etmeye ve iyilik etmeye çağırıyor. Onlarsa zulüm ve kötülük üzerinden kazanç sağlamayı seçiyorlar.
· Küresel krizden çıkışı yöneten egemenler 2014 e kadar faizleri sıfırda tutacaklarını söylüyorlar. Bazı yaldızlı sözlerle genel görünümün ağırlığını değil de teferruatın olumluluğundan bahsediyorlar. Bu teferruatlar geneli etkilemiyor ancak bunları kullanıyorlar. Aldatıcı söyleyişle gidişatı yönetmeye çalışıyorlar.
· Batıda krizle çöküş yaşanırken enflasyon da artacak, işsizlikte artacak artık kanserin yayılması gibi kriz ağırlaşacak.
· Rabbin kralı Krizleri iyi yönetti. Ülkesinde beyaz eşyada ve otoda özel tüketim vergisini kaldırdı. Acil eylem planları devreye soktu. Teşvik ve destek açılımları yaptı. Krizde çarkların dönmesini sağladı.
· Yıkılmaz sanılan ABD ve Avrupa çöküyor. Dünya ya egemen inançsız yönetimlerin zor duruma düştüğünü görünce kendinizin güçlü olduğunu anlıyorsunuz. Menfaat temeli üzerine kurulu sömürgecilik anlayışı artık çöküyor. Baskıcı ve zorba yönetimler yıkılıyor. İnsan odaklı demokrasi ve sevgi düzenini insanlığın vazgeçilmezi olacaktır.
· ABD dünya da en büyük bütçe açığını yaşıyor. Ve sürekli borçlanıyor. İstihdam yaratamıyor ve işsizlik sürekli artıyor. ABD başkanı Obama: "Ekonomik canlanmayı sürdürmek için elimizden geleni yapmalıyız. Yoksa daha zor durumlar göreceğiz’ dedi. Obama, bir yandan bütçe açığını gelecek 10 yılda, 4 trilyon dolar azaltacağını söylerken, bir taraftan da borçlara 11 trilyon Dolar daha ekliyor." Aslında bir kandırmaca yaşanıyor. Ayrıca Bush ve Obama zamanında zengin daha da zengin ,fakir daha da fakir olmuştur.
· Obama:"Ekonomik büyümeyi durduracak kesintiler yapmamalıyız. İhtiyatlı hareket etmeliyiz. İhtiyaç duymadığımız şeyleri kesebiliriz. Dedi. Daha önce de Obama kurtarma planları, para pompalamaları yapmıştı. Ancak krizden etkilenmeyi bir nebze olsun durduramadı. Sorunları çözmek için sürekli dolar basılıyor. Para basmak çözüm değildir. Dolar artışı gelecekte çöküşün sinyalini vermektedir. ABD krizle başa çıkamıyor. İMF borç verdiği ülkelerden parasının geri dönüşümünü sağlayamıyor. İMF gelişmiş ülkelerden para toplamaya başladı. ABD de her yol denenmesine rağmen kontrolsüz çöküşü yavaşlatamıyor. Görünen o ki sistem çöktü. Bu sistemin tekrar işlemesi gereklidir. Bunun içinde küresel güven ve küresel demokrasiye ihtiyaç duyulacaktır.
· FED, ABD’yi mali lanetten kurtaramaz. Fransa, Avrupa’nın hasta adamıdır. İngiltere dağılan küresel krallığını kurtaramayacaktır.Kriz derinleştikçe eski düzenin yıkılışını yeni bir dönemin başlangıcını göreceğiz.
· Ekonomik krizle birlikte siyasi karar alma mekanizmasının birçok ülkede sorunlu olduğunun ortaya çıktı. Birçok ülkede mali önlemler ve yapısal reformlara acilen ihtiyaç duyuluyor.
· Fed, küresel krizi çözemiyor. Fed para basmaktan başka ne yapacağını bilmiyor. Sürekli gizliden dolar basıyor. Yakında dolar değersiz bir kağıt parçası olacaktır. Avrupa'nın sorunları ve sıkıntıları artıyor. Avrupa'da iflas etmiş ülkeler vardır. Yüksek borç sorununun daha fazla borçla çözülemeyecektir.
· İzmir’i işgal eden ve Anadolu’ya karşı Yunanistan’ı kullananların çöküşü başlamıştır. Yunanistan’ın çökmesi kurtuluş savaşında Türkiye halkına soykırım yapmak isteyenlerin maşasının kırıldığını göstermiştir. Artık dünyaya zulmeden eski egemenler gücünü kaybetmektedir. Zalimlerin ve inançsızların egemenliği yıkılıyor. Euro bölgesi sallanıyor. İspanya, İzlanda, İrlanda, İtalya, Fransa gibi ülkeler batıyorlar. ABD, İngiltere, Avrupa battıklarını dünyadan gizliyorlar.
· Küresel sömürücüler kendi düzenlerini de kurtarmak için Yunanistan gibi bataktaki birçok ülkeye yardım yapmaktadırlar. Sömürücü anlayış bu sefer para üzerinden faizle çağdaş sömürü peşindedirler. Devletlere, maliyelerine duyumu umumiye gibi el koydular.
· Avrupa’daki mali kriz ve işsizliğin yabancı düşmanlığını artırdığını görmekteyiz. Hoşgörüsüzlük, islamafobi, ırkçı söylemler giderek artmaktadır.
· Avrupa, krizden kurtulmak için bozguncu egemenlerden kurtulup demokrasiye yatırım yapmalıdır. Artık ekonomik krizler, siyasi krizlere dönüşmüştür. Pek çok hükümet yıkılmakta ve pek çok ülkede devrimler olmaktadır. Daha adil ve insanca yaşamayı isteyenler şeytanın egemenliğine karşı çıkmaktadırlar. Eski bozuk sistemi savunanlarla adil dünya isteyenlerin mücadelesi küresel istikrara kadar devam edecektir. Tanrının işleri birden olmaz elbette yıllar alacaktır. Ancak bu yıllardaki hızlı değişim gerçek hedefe kardeşlik çağına götürecektir.
· Küresel krizle küresel işsizlik artmaktadır. Küresel büyüme daralmakta her geçen gün güven azalmaktadır. İnsanlar sıkıntılar çekmektedir. Küresel krizin getirdiği riskler ve sosyal patlamalar çatışmalar da kaçınılmaz olmaktadır.
· Uluslar arası para fonu (İMF) başkanı Cristine Lagarde krizle mücadele için İMF ye para toplayacağını söyledi. Onlar Faizle krizden zorlanan ülkelere verdikleri paraları da alamayacaklar. Egemenler krizden iyi kazanıyoruz diye seviniyorlardı.
· ABD krizle büyük bir borca girdi ve nerdeyse ikinci Yunanistan oluyor. Artık kimsenin savaş yapmak gibi bir lüksü yoktur. Artık onların savaş istekleri çaresizliğin içinde can havliyle son hamleleri olacaktır.
· Gelir dağılımındaki ayrışmadan ötürü, "Amerikan rüyasının" artık bir "efsane" olduğunu anlaşılmıştır. ABD fırsatlar ülkesi olmaktan çıkmıştır. ABD’de durum Avrupa’dan ve diğer sanayi ülkelerinden çok daha vahim boyutlarda olduğu gizlenmektedir.
· Fed, para basmaya devam edecek ancak bunun yanlış olduğunu biliyor. Fed çaresizlikten başka ne yapacağını bilmiyor. ABD sürekli borçlanıyor. Çöküyor ve sürekli geriye gidiyor. Avrupa'nın sorunları artıyor. Avrupa'da fiilen iflas etmiş ülkeler var. Bazı ülkeler hariç tüm ülkelerin borçlarının giderek arttığı gerçektir. Yüksek borç sorunu daha fazla borçla çözülemeyecek. Zalimlerin efendiliğinde çöküş kaçınılmaz olmaktadır.
· Küresel krizden dolayı küresel egemenler köklü ve yapıcı çözümler yerine günü kurtarmaya çalışıyorlar. Hukuksuz egemenler insanlık namına bir şey yapmazlar. İnsanlar için ellerini taşın altına koymazlar. Dünyada hak uğruna güven olmayınca ve yeni bir ışık görülmeyince çaresizlik daha da artacaktır. İnsanlığa sahip çıkacak ve barış çağını getirecek bir kişi dünyanın lokomotifi olup bereket çağını getirecektir. Tüm dünyada ticaret canlanacaktır. Mazlumların, yoksulların ve çaresizlerinde alım gücü artacağından küresel ekonomi çarkı müthiş bir hızla dönecek ve büyük bir bereket dönemi yaşanacaktır.
· ABD, İsrail, Avrupa gibi egemen kuvvetler yeryüzüne güven vermiyor. Savaş üzerinden hareket edenler BM ile, AP ile G-7 ile yeryüzünü yöneten kurumlar savaş siyasetlerinden dolayı hiçbir güven vermedi. Oluşan istikrarsızlıkla yaşanan küresel kriz dünyanın değişime ihtiyacı olduğunu gösterdi.
· Dünyayı adil ve barışçıl yönetecek ve insanlığa güven verecek yeni bir gücün doğuşu gerçekleşecektir. Ve bu günümüzde çok açıktır. Rabbin kralıyla Türkiye dünyanın egemen gücü olacak ve bu güç çıkar hesaplarına göre değil, insanlığa hizmet eder anlayışta Tanrı’nın krallığı olacaktır.
· Almanya başbakanı Merkel; Yunanistan’ı kurtarma konusunda başarılı olamadıklarını ve krizin Tüm Avrupa’ya yayılabileceğini söyledi. Almanlar, kendi ekonomisinin derdindedir. Büyüklenip abartmakta ve krizi gizlemekle Avrupa’yı kurtaramayız. Dedi.
· Euro bölgesinin borçları arttı. Ülkelerin nefatif görünümleri artıyor. Bozulan bir dengenin içindeyiz. Baronların egemenliği yıkılıyor. Yeryüzünde yeni bir düzen oluşacak. Krizlerin ve değişimlerin daha başındayız. Daha sancılı dönemler göreceğiz.
· Güney Kıbrıs İMF’den yardım talep etti. İspanya ekonomisi çöktü. Sarayları ve tarihi yerleri satışa çıkardı. Yunanistan da adaları satışa çıkarmıştı. Avrupa ülkelerinin hepsi vahim durumdadır. Bölgesel bir gerileme ve çöküş yaşanıyor.
· Küresel sömürücüler Yunanistan’ı fırsat bildiler borçla, para ile sömürüyorlar. Bu sömürünün karşılığını gün gelecek Türkiye’ye karşı kullanacaklar. Bir zamanlar kurtuluş savaşı döneminde de kullanmışlardı. Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı bir üss olarak kullanacaklardır.
· Yaşam standardının yüksek olduğu Avrupa şimdi sıkıntı çekiyor. Mazlumların hakkını yiyerek lüks yaşayanlar sınırsız ihtiyaçlarını karşılardı. Sürekli israf eder ve hep daha fazlasını isterlerdi. Dünyadaki çaresiz halklara bırakın yardım yapmayı onların kaynaklarını da sömürüyorlardı. Paylaşmadan çılgınca tüketenler krizi doğurmuştur. Yeryüzünde inançsızların egemenliği yıkılmaktadır. Allah, yeryüzü sofrasını tüm insanlara vermişti. Ancak kazanan daha çok istedi. Yoksul aç kaldı. Gelir adaletsizliği her yerde oldu. İnsanlar paylaşmayı öğrenemedi.
· Ekonomik krizle birlikte siyasi karar alma mekanizmasının birçok ülkede sorunlu olduğunun ortaya çıkmıştır. Seçimle gelenlerin ulusları ve dünyayı yönetmediği anlaşılmıştır. Birçok ülkede mali önlemler ve yapısal reformlara acilen ihtiyaç duyuluyor. Demokrasi ve insan odaklı faaliyetlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da sadece o ülkelerde vatandaşların güçlü bir bağımsızlık duygusuyla mümkündür. İnananlar, menfaatçileri devirerek sırf Allah için insanlığa hizmete koşmalıdır. İnsani hakları arttıracak reformları uygulamaya konmalıdır. Dünya da Rabbin dini (insanın korunması) için çalışmak istikrarı getirecektir. Rabbin dini: Barış, adalet ve insana hizmettir. Dünyaya sırtını dönmek ve paylaşmaktır.
· İMF başkanı Lagarde para lazım derken ABD Çin’e ve Almanya’dan para istemektedir. Ancak Almanya başbakanı Merkel’ de Çin’den para isteyince krizin gün geçtikçe derinleştiğini görmekteyiz.
· FED’in hamleleri zavallıcadır. Güttüğü siyaset sorunu çözmez. Para ihtiyacı için ülkelerden para toplamaktadır. Ülkelere verdiği borçların geri dönüşümü olmuyor.
· Bir zamanlar borç alabilmek için İMF’nin kapısını aşındıran Türkiye şimdi İMF ye borç veriyor.
· Banka batıkları, şirket batıklarını getirdi, şirket batıkları ülke batıklarını getirdi. Küresel kriz iyice derinleşiyor. Dünyada bir güven yok. Küresel adalet ve küresel demokrasi gelene kadar dünyayı savaş tehditleri beklemektedir. Yakın dönemde lokal savaşlar görebiliriz. Birinci dünya savaşı dönemini tekrara yaşamaya başladık. Batının egemenliği biterken yeni bir egemenlik doğmaktadır.
· Kriz ikinci bir krizi Avrupa krizini getirdi. Halbuki ABD’deki kriz Avrupa’dan daha kötü durumdadır.
· Dünyayı yöneten küresel ergenekoncular çöküşten kurtulmak için Türkiye’ye saldırma kararı alacaklar. Tüm bu değişimin suçlusu olarak Türkiye’yi görecekler. Savaş ekonomisiyle beslenen zalimler, çıkış yapan Rabbin ülkesini ortadan kaldırmak isteyecekler. Zalimler böyle ayakta kalacaklarını sansalar da Rab onlara cezasını verecek.
· Allah bundan sonra zalimin beslenmesini engelleyecek, mazlumun büyümesini sağlayacak. Allah kararını verdi. Ve insanları her şeye rağmen çok sevdiğini gösterdi. Zalimler yok edilecek. Yeryüzü inananlara miras bırakılacak.
 

cihadir

Acemi Üye
Silver
#2
BÜTÜN KİTAPLAR VE ELÇİLER BUĞÜNÜ İŞARET ETTİLER.
Son iki yüzyılda Dünya da yaşanan büyük acılar ve feryatlar kurtarıcıyı müjdeledi.
Ezilmişleri, mazlumları, inananları müjdele. Vaadedilen geldi.
O göz aydınlığıdır. Sevincimizdir. Umudumuzdur. Rabbin seçtiğidir.
Bütün dinlerde Elçiler tarafından deccal in fitnesine uymamaları için uyarıldılar.
Biz Onlara Bütün kutsal kitaplarda İsa nın gelişini haber verdik. müjdeledik.
‘Deccal, yecüc mecüc, İsa falan yokmuş’ Dediler .’Onlar saptılar.
Ne zaman geleceğine Rab karar verir.Siz mi karar vereceksiniz.
‘Şu adam beklenen kurtarıcıdır. İsa dır.’ diyorum.‘Hadi oradan O İSA olamaz’ diyorlar.
Yüzyıllardır beklediler.Şimdi neden karşı çıkıyorlar.
Ehli kitap din bilginleri de tam zamanı İSA şimdi gelmeliydi diyorlar.
Etraflarına bakıyorlar.Ülke liderlerini ,Din bilginlerini inceliyorlar.
Sonra Şu adamı görüyorlar.Bütün tarifler Ona uyuyor.Bu olamaz deyip yüz çeviriyorlar.
Beklenen İsa nın hangi ülkeden hangi dinden ve hangi nesilden geleceğini Rab bilir.
Kendi Medyalarında İsa 40 yıl içinde çıkabilir.20 yıla kadar gelebilir diyorlar.
Bu söyledikleri onların safsatalarıdır. Bütün elçilere aynısını yaptılar.
Kendilerini dinin temsilcisi sanırlar. Hayatları hep zandan ibaretti.
Her peygamber gelişinde durumları aynıydı. Peygamberleri reddettiler
Kimini öldürdüler. Kimini kötülediler. Nesillerini de mahvettiler.
Onlar gerçeği göremezler. Çünkü Rabbe değil Dünyaya ve arzularına kulluk ettiler.
Tevrat ı doğru okumuyorlar. Halbuki kitaplarında her şey açıktır. İncil de de öyle.
Hezekiel-38(14-17)de “Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Gog'a de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: O gün halkım İsrail güvenlik içinde yaşarken bunu farketmeyecek misin? Sen ve seninle birlikte birçok ulustan oluşan tümü ata binmiş büyük bir kalabalık, güçlü bir ordu uzak kuzeyden geleceksiniz. Ülkeyi kaplayan bir bulut gibi halkım İsrail'in üzerine yürüyeceksiniz. Son günlerde, ey Gog, seni ülkeme saldırtacağım. Öyle ki, ulusların gözü önünde kutsallığımı senin aracılığınla gösterdiğim zaman beni tanıyabilsinler..
Gog ve Magog. Türklerdir dediler. Onlar şaşkındır. Yalancıdır. Bakın asıl gog onlar.
Uzak kuzeyden (ABD) ulusları toplayarak gelip ırak halkına saldırdılar.
Şeytan’ın havarisi iken, kendilerinin Yahudi olduklarını söyleyenlerin küfrünü bilirim
İsrail devleti de İsrail halkını temsil etmez. Edemezde. Onlar israel halkı değildir.
1948 yılında parayla kurdular. Bozgunculuk çıkaran bir topluluktur.
Son Elçi Muhammedin torunları Irak tadır. (Kufe de Irak dadır)
Gittiler İsrail halkına peygamberin torunlarına ,tüm ulusları toplayarak saldırdılar.
Rabbi bilen birtakım insanların memleketi Afganistana da hazineleri için saldırdılar.
Halbuki sadece liderlerini ve yönetimlerini değiştirebilirlerdi. Amaçları farklıydı.
Beklenen kurtarıcı ,Adalet dağıtıcı ,Rabbin tuttuğu adam, İSA çıkmıştır.
YECÜC MECÜC –GOG MAGOG—BOZGUNCU İKİ KAVİM
Yecüc ve Mecüc has bozgunculuk düşüncesiyle dalga dalga yayıldılar.
Önüne çıkan her suyu içti. her nimeti yedi. Buna da coğrafi keşifler dediler.
Amerika kıtasında koloniler kurdular. Bereketli topraklara yerleştiler.
Kıtanın eski halklarını katlettiler. Afrika dan insan kaçırıp köle yaptılar.
İnsan ve silah ticareti yaptılar. Yeryüzünün hazinelerini ele geçirdiler.
Her türlü nimeti ,zevki ,rahatlığı isteyen ve ilahını dünya yapan zihniyetti.
Arzuları ve istekleri onların dinidir. Buna uyanlar yecüc ve mecüc ü oluşturdu.
Pek çok ülkeyi karıştırdılar. Bazılarını böldüler.Bozgunculuk ektiler.
Bir guruba karşı diğer gurubu kışkırttılar. Haksız yere insan öldürürler.
Onların ardına çok düşenler oldu. Denizdeki kumlar kadar çoklar.
Kendilerine dünya yönetiminde yeryüzünün hazineleri için yalancı bir deccal edindiler.
Kendi kazançları ve Yeryüzünün hazineler için insan öldürmekten çekinmediler.
Yeryüzünde sürekli kan dökülmekte. Yeryüzü böyle bozgunculuğu hiç görmedi.
Bütün ülkeler ,uluslar halklar kargaşada. Dünya ne kötü durumdadır.
Hükümetleri ve yönetimleri eline aldı. İstemek ve hırs onları acımasızlaştırdı.
Dünyanın üretimini ve hazinelerini tutanlar Yecüc ve Mecüc ün meclisidir.
Adalet,huzur,güvenlik,bolluk ve barış tüm insanların özlemidir.

DECCAL—SAHTE PEYGAMBER
Önce Dünyanın Jandarmasıyım dedi. Peygamberliğini ilan etti.Sonra tek güç oldu.
Deccal yalancıdır. Aldatıcıdır. Hilekardır.İyi ile kötüyü karıştırıp gerçek yüzünü gizler.
11 Eylül saldırısıyla sahte peygamber (deccal)ortaya çıktı. Deccal George BUSH dur.
Büyük yalancı (deccal), Kendi uçaklarıyla kendi ülkesine saldırdı.
Bir yalanla Afganistana girdi.Irak ta kimyasal silah var dedi. Bozgunculuk çıkardı.
Dünya da adaleti sağlıyormuş gibi görünüyordu. Barışı ,huzuru isteyen gibiydi.
Yalanlarıyla kralları kandırdı.Kuzu postunda kurtdu. Dindarı, mümini, bile kandırdı.
Tanrının sevgili bir kuluymuş gibi ilan ettiler.Yalancı peygamber GEORGE BUSH dur.
Şeytan zamanının daraldığını farkedince azgınlaştı, deccal e hizmete koştu.
. Şeytan dedi ki ‘Herkes onun sayesinde ekmek yiyor, su içiyor. Bollukla yaşatıyor.’
Uyarsan cennetine kor, Uymazsan cehennemine atar.Dünya ekonomisi onun elindedir.
Seytan ‘o olmazsa kargaşa çıkar’ dedi. Deccale ‘Rab’ dedi. Liderler O na uydular.
Tevrat söylediklerimi doğrular.Açıp okusunlar. Onlara önceden haber verdik.
İncil vahiy Yuhannanın görümleri, söylediklerimi doğrular.Açıp okusunlar.
Son elçi Muhammet in sözleri , söylediklerimi doğrular. Hadisleri okusunlar.
Sonuncu deccal OBAMA önündekinin izinden gitti. Rab ‘Artık tamam.’ dedi.
Müslüman dünyasına hoşgörülü olmasında bir oyun var.Yalancılara aldanmayın.’ Dedi.
Rab onların ne yaptıklarını ne gibi bir amaçları olduklarını çok iyi bilir.
Rab uyaracak Yecüc Mecüce ve Deccale uymalarından dolayı onların vay haline
Pakistan da İnsansız uçaklarla, evlerinde huzurla oturanları vurdular.
Rab öfkelendi. İzin verdikleri ve engel olmadıkları için Rab Pakistanı sellerle vurdu.
İSA YA DELİLLER

Rab nasıl yargılayacak görecekler.Kralı adil kurtarıcı, Alçakgönüllüdür.
Kralınız uluslara barışı duyuracak.
Onun egemenliği bir denizden bir denize,Fırat'tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak.
Rab Gelecek . O zaman RAB halkının üzerinde görünecek, Oku şimşek gibi çakacak.
Egemen RAB boru çalacak Ve güney fırtınalarıyla ilerleyecek.
Onları Her Şeye Egemen RAB koruyacak. Düşmanlarını yok edecek.
Doğudan adaleti harekete geçiren,
Hizmete koşan kim?
Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor.
Kılıcıyla toz ediyor onları,
Yayıyla savrulan samana çeviriyor.
Kovalıyor onları,
Ayak basmadığı bir yoldan esenlikle geçiyor.
Bunları yapıp gerçekleştiren,
Kuşakları başlangıçtan beri çağıran kim?
Ben RAB, ilkim; sonuncularla da yine Ben olacağım.72.mezmur
Adalet sağlayıcı adam .
Senin halkını ve mazlum kullarımı ,doğrulukla ve Adilce yargılayacaksın.
Bütün ülke liderleri , krallar ona uyacaklar.Çünki yoksulu ve düşkünü o kurtarıyor.
Onları baskıdan ve zorbalıktan kurtaracak.
Onun gözünde sizin kanınız değerlidir.
Sürekli dua alıyor. Sürekli övüyoruz onu,
Ülkemize bereket getirdi. Bütün ülke liderleri ne mutlu Ona diyecekler.
İşay'ın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak,
Kökünden bir fidan meyve verecek.
RAB'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu,
Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu
Onun üzerinde olacak.
RAB korkusu hoşuna gidecek.
Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak,
Kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.
Yoksulları adaletle yargılayacak,
Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.
Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak,
Kötüleri soluğuyla öldürecek.
Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.
Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
BÜTÜN İŞARETLER TAM BU ZAMANI GÖSTERİYOR.
Doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız (Halley 1986) göründü.
Güneş ve Ay tutulmaları gerçekleşti. Marduk bile geldi.
Üç büyük deprem. Batıda Gölcük , Arap yarımadasında Bem şehri, Doğuda Tsunami.
Dabbetülarzı 100 yıldır görüyorlar. Ona ufo dediler.
Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek bin beşyüz (1500) seneyi aşmayacak.
Hicretten 1400 sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say.Bir akit on yıldır.
1990-2010 yılları arası gök olayları ve yaşananlar bütün kitapları doğruladı.
Zaman kısaldı. Çabuk akıyor. Güneş sistemi Galaksi merkezine yakınlaştı.
İnkaların ve Sümerlerin tabletleri, bazı yazıtlar, eski destanlar bu zamanı işaret etti.
Mayaların takvimi, 5125 yıllık son döngüsü bu zamana işaret etti.
Tevratta ki tanımlar ve hesaplar bu zamanı işaret etti.
Gök olaylarına bakın. İnsanoğlu ve yeryüzü çok önemli bir süreçte.
Rabbi anlayıp farkedene kadar. 21.Aralık.2012 ye kadar belalar peşisıra gelecek.
Tanrının tasarısı saat gibi işlemekte. Geri dönüşü olmayan yoldalar.
Zamanların en güzelindeler. Dönüm noktasındalar. Çağ değişiyor.
Zor bir süreçteler. Korkmayın. Yılmayın. Ümidinizi kesmeyin. Rab sizinledir.
BUNDAN SONRA
İsa yı izleyecekler.Onda delilik var diyecekler.Vazgeç deyip teklifler sunacaklar.
Kendi medyalarında ve dünya medyasında İsa yı sürekli kötüleyecekler.
Bir gün onlar konuşacak bir gün İsa konuşacak. Herkes medyadan izleyecek.
Kötülendikçe büyüyecek, taraftarları artacak. Doğruluğu anlaşılacak. Kuvvetlendirilecek.
Aynı Musa nın dönemindeki gibi belalarla Karşılaşacaklar,Vaadedilen gerçekleşecek.
Seller, fırtınalar, hortumlar ,yıldırımlar,kasırgalar, depremler,salgın hastalıklar.
Çekirgeler, sinekler, haşereler, yerel kıtlıklar , bazı suların kan renginde olması.
Olağan dışı şeyler olacak, Şaşıracaklar, sıkıntı çekecekler , farkediş başladı.
Şehirlerinde rahat oturamayacaklar, Rab Onların kazançlarına darbe vuracak.
Yecüc ve Mecüc ısrarcıdırlar. Bozğuncudurlar. Rabbe inanmazlar.
Onlar ellerindeki nimetlerin gideceğinden korkarlar. Onlar haddi aşanlardır.
Rab uyaracak, Yecüc Mecüce ve Deccale uymalarından dolayı onların vay haline
İnsanoğlu bu belaların oluşum nedenlerine mi bakacak. Rabbe inanmıyorlar mı.
‘Küresel ısınma olduğu için bunlar oluyor’ mu diyecekler.
‘Aşırı sıcaklardan oldu’ mu diyecekler. Oluşumu bırakın artık. Niye oldu deyin.
Rab bunu bize neden yaptı deyin. O zaman olayların amacını anlayacaklar.
Allah ne zaman İnsanoğluna belalar verir , bilir misiniz
İnkarcılar niyetlerini iyice bozduklarında, İman edenleri Öldürmek istediklerinde.
Nitekim Musa ve kavmini de Öldürmek istediklerinde onları suda boğduk.
Daha önce de hep böyle olmuştu. Ne zaman elçiyi ve ona inananları öldürmek istediler,
Şiddetli bir belayla onları ansızın yakalayıverdik. Her işi biz yaparız.
Şimdi de Şu Rabbin kralını ve onu tutan halkını katletmek ve saldırmak mı isterler.
Sırf kibirlerinden ve bozgunculuğa ısrarlarından dolayı onların vay haline.Vay ki ne vay.
Rabbin kralı Ağzından çıkan duayla hepsini kılıçtan geçirecek. Rab Onunladır.
İSA Allah a der ki: ‘Yeter artık. Yeryüzü zulümle doldu. İnsanlar nedensiz öldürülüyor Rabbim. Evlerinde huzurla otururken öldürülüyorlar. Yalvarırım Yardım et. Onlara Yecüc le Mecüc e gücüm yetmiyor. Sayıca çoklar. Silahça üstünler. Yalakaları ve destekçileri çok fazla. Rabbim onları katlet. Ortadan kaldır. Her dünyayı isteyen, bozgunculuk çıkaranları, zalimleri temizle.
Sonra Enselerini kaşıyacaklar ,sonra şiddetlice kaşıyacaklar, yaralar çıkacak.
Bir de ne olsun yere düşmüşler. Ölmüşler. İnsanların üç de biri ölür.
Bazı Ülkelerde az ölümler olurken bazı ülke ve beldelerde çok az ayakta kalan olur.
Yeryüzü ,atmosfer kokmaya başlar. Hayvanlar beslenirler.
Kokudan şikayet ederler. İSA Allah a dua eder. Rab yeryüzünü temizler.
Dünyayı mavice değil beyaz bir küre sanırsın.İyi bir yağmurla yer gök temizlenir.
Sonuç her zaman Rabbin zaferiyle sonuçlanır. Yerin ve göğün hükmü ondadır.
İnanmıyorlar mı. Eylenedursunlar. Israrlarından ve kibirlerinden dolayı öldüler.
Büyük Rabbe karşı çıktılar. İnkarcılar. Kimse onların ardından ağlamayacak.
Kimse onlara üzülmeyecek. Aşağılanmış olarak ölecekler.
Şahit olacaksınız. Ben de sizinle beraber şahit olanlardan olacağım.
Artık dünya da yeni bir düzen başlayacak Herkes Rabbin büyüklüğünü görecek.
Korkmayın. Onlar Rab den korksun. Rabbin vaadi haktır. O vaadinden dönmez.
Büyük ve uzun bir krallık verilecek, kıyamete kadar sürecek.
Göklerin egemenliğine ve Göksel gerçeklerin varlığına inanacaklar.
İSA yeni düzeni ,Huzuru, Birlikteliği , Kardeşliği inşaa edecek.
Yeryüzüne en az bin yıl huzur ve inanç birliği verildi. Fazlası Rabbin katındadır.
Artık Şeytanlar bağlanacaktır. Rabbi tanımayan kalmayacak.
İSA nın deccal i öldürmesi kılıçla ve silahla değil, kelimelerle olur.
İSA cahil bir insanı bir sözüyle yeşertip filizlendirir, o neredeyse alim olur.
Bütün Dünya İSA nın yaptıklarını, İsa nın söylediklerini konuşur olacak.
Tevrat da bildirilen Mehdi nin geleceği son 7 yıllık dönem 2003-2010 arasıdır.
O İsa Allah ın yeryüzündeki dudaklarıdır. Kelimeleriyle batılı yıkar.
Ehli kitap ve bütün dinler tek çatı altında toplanacak.Tarih böylesini görmedi.
İstanbul un fethine yönelik hadis, Çanakkalenin geçilememesi İSA içindir.
İstanbulun ikinci kez fethedildiği ,Mehdi nin konstantiniyyeden çıkacağı gerçekleşmiştir.
İncil de ki beklenen İsa Tevrat daki Mesih ve İslam daki beklenen Mehdi aynı kişidir.
İSA dan başka Mehdi yoktur. Muhammed in hadislerindeki Mehdi İle İsa aynı kişidir.
Kuran da sadece İsa dan bahsedilir. Hadisleri karıştırdılar. Beklenen mehdi isa dır.
Evet İsa Müslüman olarak gelmiştir. İsa veya Mehdi Aynı vasıflıdır. Son Mehdi İsadır.
İSA nın gökyüzünden geleceğini beklemek cahilcedir.
Göklerden Rabbimizin katından, Onun tarafından, onun Emriyle anlamı doğrudur.
Zulkarneyn ve Süleyman dan daha akıllıdır.Krallığı daha görkemli olacak.
Tek kişinin burnu kanamadan ,savaş olmadan gerçekleşecek.İsa nın kuvvetini artıracağız
Rab onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. Yer gök onu sever.
Yeryüzü 21 Aralık 2012 de Altın çağa giriş yapacak. İlk Işığı görecekler.
Kardeşlik, birlik ve beraberlik çağı. Adalet ve huzur çağı. Bolluk çağı.
Korkmayınız bu kıyamet değil. Dünya zamanıyla çok vardır. Gerçekte ise an kalmıştır.
Kıyamet olağandışıdır. Genişleyen evren yırtılacak. Evrende hortumlar çıkacaktır.

O’NUN İSA OLDUĞUNA İŞARETLER
Teni beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu, Uzunca, uzuna yakın.
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir.
O heybetli bir adamdır, üzerinde iki aba var.(pantolon ve çeket)
Ölmekten korkmaz.Kınayıcıların kınamalarından korkmaz. (Peyg. Özelliğidir.)
O nunla görüşen herkes memnun kaldığını söylemektedir. (Peygamber özelliğidir.)
Komşu ve uzak ülkeleri düşmanlıktan uzaklaştırıp, onlarla antlaşmalar yapar.
Dış siyaseti mükemmeldir. ( Dostluk , Barış ve Güven peygamberlere has özelliktir.)
Orta doğuda ve Dünyada Barışa hizmet eder.(Peygamberlere has özelliktir..)
Ülkesinde Adaletin iyi işlemesini sağlaması, O nun adaleti sağladığını gösterir.
Her kesimden insanla sohbet eder. Dostluk ve merhamet gösterir. Böbürlenmez.
Çok sinirlendiği zaman Öfkesine hakim olur. Rengi kızarır, oradan uzaklaşır.
Dostluğu , Kardeşliği , Birlikteliği ve Huzuru önerir..(Peygamberlerin görevidir.)
Onca yaygara çıkarırlar. Rab onların hilelerini boşa çıkarıyor.. Rab onunladır.
Güzel ve etkili konuşuyor. Hitabeti iyidir.İyi niyetli ve yapıcıdır. (Peyg. Özelliğidir.)
Her cahil, yalancı ve kafiri etkili bir şekilde susturuyor.(Nefesini hisseden her kafir ölür.)
Düşmanlıkla geleni hep yumuşatmıştır ve iyi savuşturmuştur.(Peygamber özelliğidir.)
Zorda kalmışlara yardım etmeyi önerir. Yoksulu düşkünü kucaklıyor. (Peyg. Özelliğidir.)
Öğüt veriyor. Kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıyor. (Peyg. Özelliğidir.)
Yoksula, çaresize, düşküne, yetime merhametle yaklaşıyor. (peyg. Özelliğidir.)
Nerede doğal afet olsa Oradaki çaresizlere üzülüyor. Yardıma koşuyor.
Gördüğüyle ve duyduğuyla karar vermiyor. (Peygamber özelliğidir.)
Bir konu hakkında iyice bilgi alarak, bilgi sahiplerine danışıyor. (Peyg. Özelliğidir.)
Her kesimden insanın memnuniyeti için çalışıyor. Şikayetlerini önemsiyor.
Çok çalışıyor, Çok mücadele ediyor. Kendinden ve bedeninden çok şey feda ediyor.
Az uyuyor. Çok yoruluyor .Ne için.? Dünya ,Barışı görene dek vazgeçmeyecek.
Diğer Ülke liderleri kendisine sevgi beslemeye başlar. Onlarla dostluklar kurdu.
O nun çocuklara sevgisi daha bir farklıdır. Her durumda beden dili ,onu anlattı.
Basiretle ferasetle bakan onu görür. Onun her hareketi Rab tarafındandır.
ŞU ADAM –İSA-MEHDİ-MESİH KİMDİR.
Ne bekliyordunuz. Olağan üstü insan mı. Her şeyiyle mükemmel mi.
Dualarıyla mucizeler yapan mı? Ne saçma şeyler bekliyorlar.
Halbuki O da bir insandır. İSA Rabbin iradesidir. Ezelde taktir etti.
Her Peygamber gibi O da basit ve küçük hatalar yapabilir. Aldanmayın.
Herşeyi kendisi yapmıyor. Sadece Kendisini Allah a teslim etti.
Rab yapıyor. O konuşturuyor. Rab onunladır. Karşılarında Allah ı bulurlar.
Engeller de koysalar , Tehdit de etseler , üzerine de gitseler O vazgeçmez.
Rab onu değişik safhalardan geçirerek kralı yaptı. Hala Olgunlaştırılıyor.
O nun İSA olduğuna inanacaklar. O beklenen kurtarıcıdır. Şahit olacaklar.
Adem oğlu ,Nuh oğlu, İbrahim oğlu, Adnan oğlu, Kusayy oğlu,Abdümenaf oğlu, Hasim oğlu, Abdülmuttalip oğlu, Abdullah oğlu,Muhammet torunu,Hasan torunu,……..,Bağatlı Teyyup oğlu , Bağatlı Ahmet oğlu , Recep Tayyip Erdoğan dır.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıdır. Hiçbir işaret şaşmadı. Her şey onu gösterdi.
Tevratta ki ,İncilde ki ve Muhammedin hadislerinde ki bütün tariflere uymakta.
Ehli kitabın bilginlerinin tariflerine bakın.Hiçbiri şaşmaz.O İsa dır.
Rab , O nun ahlakını da, Allah dan nasıl korktuğunu da iyi bilir.
O nasıl ki beyaz kefenini yanına aldıysa,Yazan münadi de hemen kendi tabutunu hazırladı.
Kim İSA ya destek olursa Ona cennet vaat edildi.
Kim de engel olursa varacağı yer cehennemdir.
Kim ona düşmanlık beslerse Alemlerin Rabbini karşısına almış demektir.
Beklenen Mehdi, İsa, Mesih(kurtarıcı) RECEP TAYYİP ERDOĞANDIR.
Şu Adam RECEP TAYYİP ERDOĞANDIR.
TC Başbakanıdır. Allah'ın halifesidir. Beklenen İsa dır. Mehdi dir. Ona uyunuz.
‘Hadi oradan, O İsa olamaz. Onun geçmişini de biliyoruz diyenler saptılar.
Bilgisizken, araştırmadan hemen O İsa olamaz diyenin halini gördün mü
Onlara cehennemin en kötü vadilerinde acı bir yiyecek vardır. Orada aşağılanırlar.
İsa olduğuna inananları cennetin başkentinde ve dev şehirlerde oturmayı müjdele
Orada dev lokantalar, ne isterse hemen servislerle karşılıksız hizmet ve saygı vardır.
Mahşerden sonra cennete girebilen sevinçle ve içtenlikle her karşılaştığına selam verir.
Rab İsa ya der ki ‘Seni ben vefat ettireceğim. Katıma yükselteceğim.’
‘Sana Nimetini tamamlayacağım. Seni ve soyunu onların üzerine geçireceğim.’
Rab Adalet tacını Kuluna giydirmiştir. O harika öğütçüdür. Adaletli hakemdir.
21 Aralık 2012 de Çağ değişiyor. Rab yapacaklarını yapacak.Yer Rab bilgisiyle dolacak.
O yeryüzünde Rabbin dudaklarıdır. Kelimeleriyle batılı yıkar.
O “Dünyaya ağzının değneğiyle vuracak” “Ve kötüyü dudaklarının soluğuyla öldürecek”
Doğruları söyleyerek yalancıları ve onlara uyanları sözleriyle öldürecek.
Tüm dünyayı Allah’a birlikte kulluk etmeleri için ıslah edecek.
Uyuyan kişiyi uyandırmadı. Sessizce geldi, Aniden çıktı. Kısa sürede Küre yi düzeltti.
Son elçi Muhammet Kan da akıtmaz. “Damla kan akıtmaz” dedi.
Tevrat ne dedi. “güçle, kuvvetle değil ancak Benim ruhumla başaracaksın”,
Tek kişinin burnu kanamadan bunlar olacak. Savaşlarla değil. Rab tanınacak.
Rab asla kötülük dilemedi. İşi de öldürmek değildir. Rabbin Ahlakı çok güzeldir.
İnsanoğluna acı ve ölüm vermeyi istemez. Onlar Zaten zalimlerdi.Azabı hak ettiler.
Onlar Şiddetle ve hırsla dünyayı istediler. Bozgunculuk ettiler. İnsanları katlettiler.
İnsanoğlu çok cahil ve nankördür. Buna rağmen Rab İnsanoğluna çok merhametlidir.
Rab ; Elçiler ,kurtarıcılar ve önderler göndermeseydi insanoğlu ne yapardı.
O nun şanı ne yücedir. İnsanları sever. Onun varlığı ne güzeldir.
Rabbimiz Egemenliğin gelsin. Egemenliğin ne güzel.
Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi'nin) muhabbetiyle dolduracak.
O işi sıkı tutacak.İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecek.
Bundan sonra cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.
Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar. Son a kadar sürecek.
Sıkıntılı kısa dönem başladı. Sabredin. devamında Ferah var. Huzur var.
Bunları Rab bildirdi. O Münadiye ‘işte şu İsa dır.’ dedik.Yoksa yazamazdı.
O Münadiye daha önce de ‘Kendi lisanında namaz kıl ve insanlara söyle’ dedik.
Yazan münadi. Gerçekleri ancak Rabbin izniyle görüyor. Cahillerden di.
Rabbin iradesi , Ezelde yazmış olduğu gerçekleşti. Vaadedilen geldi.
Göksel egemenliği ve Rabbin görkemini herkes görecek.
Rab büyük KRAL dır. Çok Şereflidir. Azizdir. Alimdir. Hakimdir.
Musa nın İsa nın ve Muhammet in Rabbi olan Allaha boyun eğin.
Böylece büyüklüğümü, kutsallığımı gösterecek,
Birçok ulusun gözünde Kendimi tanıtacağım.
O zaman Benim RAB olduğumu anlayacaklar.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
yazı burada bitiyor.
-------------------------------------------------------------------------------

‘BANA HERŞEY SİZİ HATIRLATIYOR.’ Ne demektir.
Sayın Başbakanımız Bu Şarkıyı ve sözlerini neden tekrar edip duruyor.
Recep Tayyip Erdoğan neden bunu mitinglerde sürekli söylüyor.
Bu şarkının sözlerinde ne gibi bir sır vardır.
Yoksa Recep Tayyip Erdoğan kendisinin Mehdi olduğunu biliyor mu.?
Sanırım Kendisinin MEHDİ olduğunu Ta başından beri biliyordu.
Peygamberimizin dediği gibi O Hz.Yusuf un kardeşlerini gördüğü gibi sizleri görecek. Ama siz onu göremeyeceksiniz demişti.
Aynı zamanda MEHDİ nin çok geç tanınması ve uzun süre (kendisini farkettirmemesi)görülmemesi belli bir zeminin hazırlanması için geçen süre ikinci gaybet dönemini göstermiştir.
İlk gaybet dönemi 4 ay cezaevinde yatmasıydı.
O sıkıntı çekmişlerin, (darbelerle, kötü liderlerle) ezilmişlerin üzerine gelecek diye hadisler vardır.
Sıkıntıların ardından İnsanların sevgilisi olacak diye hadisler vardır.

Tayyip Erdoğan yaptığı işlerle , Toki lerle , yardımlarla , ülkesinin gelişmesiyle ve yeni yasalarla ve yaptığı iyi işlerle pek çok kişinin duasını almaktadır. Bu da Tevratta ki ‘Mehdi sürekli dua alacak’ sözlerini doğrulamaktadır.
Gece gündüz çok çalıştı. Çok koşturdu .Az uyudu. Çabuk yıprandı ve yaşlandı.Ancak Peygamberimiz demişti ki gelişi gecikecek Allah onu tekrar gençleştirecek . çehresi biraz eski halini alacak demişti.
Onun çıkışı saat tir. Denilmiştir. Saat denilmesi de 7-9 yıl gibi bir sürede ortaya çıkar, dünyayı düzeltir. Adaleti getirir. İste saattir dediği binlerce yıllık beklenen mehdinin bir anda çıkıp kısa sürede Herşeyin gerçekleşmesinden dolayıdır.
Tayyip Erdoğan bütün bunları ne için yapıyor hiç düşündünüz mü.
Recep Tayyip Erdoğan ın Mehdi olduğu kesinleşti.
"Doğudan (Amerikadan gelen) siyah bayraklı (savaş isteyenler)birtakım insanlar çıkacak ve Mehdi için (Tayyip Erdoğan için)zemin hazırlayacaklar" (haksız yere Afganistan ve Irak a saldıracaklar ve Tayyip Erdoğana zemin hazırlayacaklardır.
• Doğu tarafından birtakım insanlar çıkıp, Hz. Mehdi'nin saltanatını hazırlayacaklardır.Bilahare Kudüs'e inecekler ve Hz. Mehdi için saltanat hazırlayacaklardır.(ABD nin toplama askerleri ve çıkar için toplanan birtakım israil halkı.)
• Mehdi zuhur eder, herkes sadece O'ndan konuşur, O'nun sevgisini içer ve O'ndan başka bir şeyden bahsetmezler. (bizler ülkemizde bile sürekli ondan konuşmaktayız. Ülkemize getirdiği adalet ,bereket, güven , referandumlarla ve daha nice hallerle onu severiz ve ondan bahsederiz. Yakında umuyoruz ki dünyaya Adaleti yayarkende tüm dünya insanları ondan bahsedecektir.)
• Mehdi çıktığında başında bir bulut(Allahın onu her türlü tehlikeden sürekli koruyacağı) Bulutun üstünde bir münadi (O nun Mehdi olduğunu söyleyen bir habercinin haber vermesi) olacaktır. (münadi_666)
• Mehdi önlerinde Cebrail (Münadiye gökten mehdiye işaret edilerek onun mehdi olduğu nu sürekli işaret etmesi ve söylemesi)Arkalarında Mikail olduğu halde çıkar.( Mikail doğa olaylarıyla kendini gösterecek ve arkalarında büyük olaylarla sürekli destekleyecektir.)
• Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. Siyah saçlıdır. Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır.(Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı, gerçekten de öyledir.) O ... heybetli bir adamdır.İşaret parmağıyla el hareketiyle vurgu yaparak konuşacaktır.
• Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. Recep tayyip Erdoğan tam bu yaşlarda 1986 yılında ilk milletvekili adaylığını koymuştur.(1986 halley kuyruklu yıldızı müjdelemiştir.)
• İslam'ın aleyhine söylenecek bir söz bile ona ağır gelir. (Nitekim peygambere karikatür krizinde tepki göstermesi , islamı terörmüş gibi göstermelerine karşı çıkışıda Davos taki hareketi , İslam ülkeleri konferansı ve birliği toplama hareketleri de Recep Tayyip Erdoğanın mehdi olduğunu doğrulamaktadır.)
• Güneş'in oruç ayının ortasında, Ay'ın ise sonunda tutulması... (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 3 (1981 yılında (Hicri 1401'de) Ramazan ayının 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur. Yine "ikinci olarak", 1982 yılında (Hicri 1402'de) Ramazan ayının 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur)
• Muhakkak ki o, insanların karşılaştıkları şerler sebebiyle, Mehdi'nin kendilerine en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır. (Gerçekten de Türkiye de karşılaştıkları şerler, darbeler, inanç yönünden sıkıntıların yaşandığı ülkedir. Elbette ki bu ülkede Recep Tayyip Erdoğan bu halka çok sevgili olacaktır.)(Ayrıca dünyada insanlığın yaşadığı sıkıntılar ve ortadoğunun kan gölü olma sebebiylede tüm insanoğluna O sevimli gelecektir. Her ülkede yerel terör örgütleri , karşılıklı siyasi zıtlaşmalar ve ülke içi çatışmalar, insanların manevi ve psikolojik sıkıntıları. Güven inanç ve huzurun olmaması bütün insanlığa mehdi yi müjdelemektedir. Zaten o yeryüzüne ağır gelmiştir.)
• O, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçirmeyeceği Ehl-i Beyt'ime (soyuma) mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir.(Gerçekten ülkemizde ve dünyada fitneler hat safhadayken gelmiş ve önce Ülkemizde ki fitneleri kolaylıkla çözmüş ve gidermişdir. O defalarca ben bu yola baş koydum. Canımı hiçe saydım. Beyaz kefenimi yanıma aldım demiştir.
• Mehdi Muhammet soyundandır. Allah onu bir gecede ıslah eder. (Tevbesini kabul eder, hizmetini yapacak hale getirir. Doğruyu ilham eder ve muvaffak kılar)".
• İnsanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.(Tabiki adalete önce kendi ülkesinden başlayacaktır. Nitekim kendi ülkesinden doğudan adaleti harekete geçirmiştir. Biz Türkiye vatandaşı olarak bunlara şahit oluyoruz.Ülkemize adalet gelmiştir. Anayasa değişiklikleri referandumlar ve ilerde de göreceklerimizi tahmin edebiliyorum.Dünya ya da adalet ve barışı duyurmaktadır. Sürekli tv lerde izliyoruz ve görüyoruz.)
• O Konstantiniyye'de olacak. Arab'a ve Arap olmayan herkese hükmedecek, Deccal'i öldürecek...(Mehdinin İstanbul dan çıkacağına Arabistan dışından çıkıp ta Araplara da ve herkese de hükmedeceği anlaşılmaktadır.Bu da Tayyip Erdoğan olduğunu doğruluyor.Artık onun mehdi olduğundan hiçbir şüpke kalmıyor. Tevrat da da fırat dan dünyanın uçlarına uzanacak denilmiştir. Ortadoğu>şam>konstantine bütün ehli kitap işaretleri uymaktadır.)
• Bu (Emir) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın), buyurdu.(gerçekten de Dünya şu anda zulümlerin yaşandığı, savaşların iç karışıklıkların olduğu, yalanların kol gezdiği ve çıkarcıların çıkarlarına hizmet ettiği bir dönemde bulunmaktayız. )
• Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.(Mehdi işlerini seri bir şekilde hemen görecektir.ülkemde görüyorumki işleri kısa sürede görüyor. Bunlara şahit olduk. Gerçekten de az söz veriyor ve verdiği sözde de hemen duruyor.Bunu haberlerden izliyorum.O sözünden dönmez.)
• İnsanlar hakka dönünceye kadar (fikri) mücadelesine devam edecektir.( o mücadelesinde sonuna kadar devam edecektir. Nitekim ülkesinde çok kargaşa varken , çok başlı yönetim varken çok bozuk bir sistemin içinde ortaya çıktı. Ancak mücadelesini ülkesinde hiç bırakmadı , yorulmak nedir bilmedi. Şunu kesinlikle biliyorum ki ülkesini ve dünya yı adaletle doldurmadan vazgeçmeyecek.Çünki heryerde yalan her yerde adaletsizlik var.)
• Ehl-i beytimden birini, ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, -eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet ve hakkâniyetle doldurur."(Bu hadis aynı isim anlamına düşünülmemelidir.. Hiristiyanlar da isa gelecek şeklinde beklemeleri , müslümanların da Muhammet isminde bir kişi gelecek şeklinde beklemeleri aynı şeydir. Burada isim olarak aynı isimle gelmesi beklenmemelidir.Yani peygamberimiz gibi doğru sözlü, dürüst adam , adaletli kişi , kendisinden emin olunan , hakka götüren, anlamları da taşımaktadır.Nitekim Peygamberimize el emin de diyorlardı. Peygamberler benim gibi bir kişi gelecek, benim özelliklerimi taşıyacak anlamında söylemişlerdir..)
• Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah'ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Mehdisinin yardımcılarıdır. (Afğanistana saldırılmasından ve oradaki nimetlerden ve inançlı insanlardan bahsedilmiş. Gerçektende afganistana yer altı zenginlikleri için girmişler oradaki bazı inançlı insanlara savaş açmışlardır.Olaylar tamı tamına hadislerdeki gibi gerçekleşmiştir.)
• Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. (gerçekten pekçok müslüman ülke Afganistan,ırak,pakistan,lübnan, filistin bazı yerel bölgeler vs gerçekten kan gölüne dönmüş ve yeryüzü müslümanlara dar gelmiştir.)
• Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. (İnsanlığa adaleti ve doğruluğu öğretecektir.Nitekim ülkemizden başladı ve doğudan adaleti harekete geçirdi.Haksızlığa uğrayanların hakkını ödüyor. Adalet işliyor .)
• Ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.(Tayyip Erdoğan başbakan oldu . Kendini gizledi. Kimseye hissettirmedi. Şimdi aniden ortaya çıkarılacak.Mehdi savaşmadan olayları sonuca bağlayacaktır.)
• Hiçbir tarafın ondan mahfuz (saklı)kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek: "Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi'dir" demesine kadar devam edecektir., Önce 11 eylül le fitne çıkardı ortadoğuya saldırdı. Bütün dünyaya islamın bir terörmüş gibi gösterilerek islama ve Allah ın dinine savaş açmak için avrupaya ve tüm dünyaya fitne ekti. Bu durum kimseye gizli kalmadı, bütün dünya bunu izledi. Seslenen münadi(münadi_666) dır.
• Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir. (münadi_666 nın yazısı tam tarif edildiği gibidir.)
-Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir
-Yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi'nin alametlerindendir.Nitekim onda bu özellikleri görüyoruz.
-Mazlumlara karşı da çok merhametli olmasıdır.(Örnek görüntüleri tv den çok gördük.)
-Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder.(Gerçekten her işe koşuyor.)
-Allah (cc) bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır.(Evet ,insanlar onu seviyor. Zannediyorum bu yakında tüm dünyaya yayılacak. Zaten Avrupa da ona çok sevgi besleniyor.Asya ve Ortadoğu da onu çok seviyor. Herşey ortaya çıkmaya başladı.)
Yeryüzünde dört dönem geçti. Her dönemde her dönemde insanlık biraz daha kötüleşti ve dibin bibini 2003 yılında yaptı. Sanırım 2012 ile sert bir çıkışla aydınlanma çağına gireceğiz. Mayaların son 5125 yıllık takvimine göre de bu doğrulanmaktadır. Hatta galaksi gecesinin sonunu yaşadığımız ve artık galaksi sabahına gireceğimiz bilgileri de verilmektedir.5125 yıllık son döngüyle 26000 yıllık tam çevrimini gerçekleştirecek ve Epliktik açıyla kesişerek güneşin Zenit te buluşması ve tam bu zamanda 21.aralık.2012 de gece gündüz eşitliği de dikkati çekerek gerçekleşek büyük bir değişimin haberini şimdiden almaktayız. Bu bir altınçağ ve aydınlanma çağı olarak tasvir edilmektedir. Eski bilginler de tam bu dönüm noktası üzerinde çok durmuşlar, pek çok peygamberin de bu zamandan bahsettiği tahmin edilmektedir.Bu 5125 yıllık zamanın da kendi içerisinde belli zaman aralıkları vardır. Son 5125 yılın içindeki son zaman aralığında dünya yine felsefi ve dini yönden yükselmiş yunan mitolojisi ,zerdüşt vesair pekçok dinde gelişmeler olurken tam bu zamanda son peygamber Muhammet gelmiştir.Daha öncede böyle olmuş. Sonuçta şunu anlamaktayız ki çok ama çok önemli bir zamandayız. Bütün bunlar Son peygamber MEHDİ zamanında olduğumuzu gösteriyor. Yukardaki münadinin söylediklerini doğruluyor.
Güneş de de bir emare beklemek kaçınılmazdır. Her 11 yılda gerçekleşen güneş patlamaları ve güneş lekeleri de 2012-2013 yılına tekamül ettiği ayrıca bu gerçekleşme son 150 yılın en şiddetli patlaması olabileceğine bununla beraber dünyada büyük sıkıntı doğacağına işaret edilmektedir. Bilimsel çalışmalar ve bilim adamlarından bu söylemleri duymaktayız.
Bütün peygamberler Mehdi den haberdar edilmişler. Hepsine duyurulmuş. Hepsi de Mehdi yi taa ezelden Sevdiklerini söylemişler. Hepsi de mehdi ye selam göndermişler. Peygamberimiz Muhammet ‘Aranızdan kim ona erişirse benden selam götürsün demişti.’ Rabbimiz Mehdi yi şerefli kılmış. Geçmiştekiler ve gelecektekiler de hep ondan bahsettiler. Rabbimiz Mehdi ye büyük bir makam şan ve şeref hazırlamış. Herkes onu tanıdı, ama herkes onu sizin gibi görmedi. Onu görselerdi onun için canlarını feda ederlerdi. Onun çok güzel bir kalbi olduğunu sanıyorum. Rabbimiz ona bu makamları verdi. Zaten O nu bu halde irade eden de Rabbimiz dir. Ona baktığım zaman Rabbimizi hatırlıyorum. Rabbimizi görüyorum.
Her peygamber kendisinden sonra gelen peygamberleri , kendi ümmetlerini ve sayılarını Rablerinin kendilerine verecekleri dereceleri ve insanların halini , geleceği hep merak etmişlerdir. Peygamberimiz de bu doğrultuda düşündükleri için gelecekle ilgili salih rüyalar görmüş ve aynen nakletmiştir. Gelecektekileri de uyarmak için .Bilirsiniz ki insanlar düşünceleri , beklentileri ,içinde bulundukları durumlar doğrultusunda rüyalar görürler.Deccal, Yecüc Mecüc ve Mehdi ile ilgili hadislerinin yarıdan fazlası rüyadır. Rüyalarını aynen nakletmiştir. Bu rüyalar yorum istemektedir. Mesela aşağıdaki örnekler.
Deccali kızıl renkte sol gözü kör ve alnında kafir yazılı olduğunu söylemiş ve okuma bilen bilmeyen onu okuyacaktır demiştir .Rüya tabirlerine göre Buradan şunu anlamaktayız. Deccalin kızıl renkte olması kötü ve yalancı olmasına; kısa boylu olması fitne ve fesat çıkartacağına , Sol gözünün kör olması onun maneviyattan habersiz olmasına işarettir. Gözlerinin perdeli olması da yaptıklarının Allah tan gafil olarak ,bilmeyerek yaptığını göstermektedir.Alnında kafir yazılıdır denmesi de hareketlerinde , tavırlarında yaptığı icraatlerde kendini açıkça Allah a inanan bir kimse olmadığını, tanrı konusunda bilgisiz olduğunu hareketlerinden hatta yüz mimiklerinden bile anlaşılacaktır.Yanında ateş ve su veya cennet ve cehennem var olarak gördüğü rüyada ise Deccal in çok güçlü,dünyaya hakim bir sisteminin olduğu,Dünya ekonomisini elinde tutuğu anlaşılmaktadır..Deccal bir şehre gelir o ülke liderine ve halkına bana itaat edin, beni dost seçin ardımdan gelin der. Eğer o ülke lideri ona uyarsa deccal onu över orada bolluk bereketlik başlar, ticaret anlaşmaları yaygınlaşır. Deccalin ardından gidenler onunla alışverişe başlar, ayrıca deccal para ve mal desteği de sağlar.Ve bir de bakmışınız ki orada hadisteki gibi yağmurlar yağmıştır çünki bolluk ve bereketlik görmüşlerdir. Yani cennetine girmiştir.Rüyada yağmur bolluk ve berekete işaret eder. Ancak bu hal aslında bir sıkıntıdır.O ülke ve halkı hiçbir zaman rahat ve huzurlu olamayacaktır. Emperyalizm etkisindedir artık. Psikolojik ve manen huzursuzlar her seferde deccalin emrinde ve sömürüsündedirler. Ancak bunu anlayamazlar.
Eğer o ülke halkı deccal e uymazsa peygamberin rüyadasın da görüldüğü gibi orada kıtlık başlar., ambargolar koyar. Hiçbir ülke ve toplum onunla alışveriş yapamaz. O ülkenin liderine karşı birtakım kimseleri kışkırtır.Halkının içinde ikilik ve bozgunculuk çıkartır. İşte bu durumda deccal in cehennemidir ve ateşidir.Ancak bu hal ona uymakdan daha iyidir.Kendi içinde serin ve cennetdedir. .Psikolojik ve manen huzur içinde olacaklardır.
Hadislerde bildirildiği üzre Deccal in yanında iki melek vardır. 11 eylül saldırısını yapan yalancı peygamber (deccal) George Bush dur. Fitne çıkarmak için kendi ülkesine saldırdığında Oradaki doğru söyleyici insanlar saldırıyı Deccal George Bush yaptı dediler. İşte bu doğru söyleyici insanlar peygamberimizin dediği Deccalin yanındaki melektir. O ülkedeki ,uzak kıtadaki insanların sesini medyanın da engellemesiyle bütün dünya duyamadı. Hadis de aynen böyledir. Yanındaki meleğin sesini kimse duymayacak denilmiştir. Ancak diğer ikinci melek. Yani diğer dünyadaki doğru söyleyici insanlar evet böyle bir olay olmuştur. Uçaklarla ülkesine saldırıldı şeklinde medyada yayınlar yapmalarıyla ikinci meleğin sesini herkes duyacak şeklindeki hadise tamı tamına uymaktadır. İşte böylelikle ‘böyle bir olay oldu ‘ şeklindeki haberlerle insanlar aldanmış ve liderler Deccal e uymuşlardır.
Pek çok insan cahilce deccal in sol gözünün kör ,yanında cennet ,cehennem var olarak alnında kafir yazılı olarak geleceğini zanneder. Din bir imtihandır. İmtihanda ise “akla kapı açılır, irade elinden alınmaz.” Böyle olunca, kıyamet alametlerinin herkesin görüp anlayacağı şekilde çıkmalarını beklemek yanlış olur. Mesela alnında “bu kâfir” yazan bir deccal beklemek bence çok cahilce bekleyiştir. İmtihanın ne anlamı kalır.
Yecüc ve mecüc e önce set engel iken sonra güçlü bir devlet olamamaları engeldi. Başka ülkelerin güçlü olması onların dünyayı sarmasını engellemişti. Zamanla Bereketli kıtalara sırf dünyayı ve zenginliği istedikleri için dalğa dalğa yayıldılar. Sonra hırs onları iyice zalimleştirdi. Pek çok ülkeden zenginliği isteyen insanlar onlara katıldılar. Sayıları çok arttı. Dünya yı da onlar yönetir oldu. Şimdi Aşağıda yazılanlar sizi hiç şaşırtmasın.
DOĞUDAN GELEN SİYAH BAYRAKLILAR
Beyaz bayrak barışı siyah bayrak savaşı simgeler. Arabistan yarımadasına göre Amerika kıtası doğu tarafından daha yakındır. Doğudan yani Amerika kıtasından gelen siyah bayraklılar da savaşı isteyenler anlamına gelmektedir. Aslında ABD nin bütün halkı savaşı isteyen dersek yanlış olur. Ancak ABD nin yönetimi savaşı isteyen zengin ve zenginlik hırsıyla bozguncu insanların eline geçmiştir.Bu durumda Irak a kimyasal silahı var bahanesiyle saldırmak istediler. Yeterli delil olmamasına rağmen hatta Irak da kimyasal silah yoktur raporlarına rağmen Iraka saldırdılar. Hatta Dünyanın her yerinde yürüyüşler ve gösteriler yapılmıştı. Irak a girmesi protesto ediliyordu. Ancak onlar savaşı isteyenlerdi. Vazgeçmezlerdi. Nitekim siyah bayraklılar Irak a girdiler.
Şimdi de İran diyorlar. Sürekli İranı dünya kamuoyunda kötülüyorlar. İrana bir girseydik diyorlar. Bunlar siyah bayraklı savaşı isteyenlerdir. Bunlar çıkar için ne yaptığını bilmeyen şaşkınlardır.Savaş yapmayı saldırmayı haksız olarak insan öldürmeyi neden bu kadar istiyorlar anlayamıyorum. Bunlar bozguncu zalimler. Bunlar Rabbe inanmıyorlar ki bu tavırları sergiliyorlar.Zaten peygamberimiz de miraç da yecüc ve mecüc ü islama davet etmiş Rabbi inkar etmişler. Peygamberimiz de onlar iman etmez demişti.
Azgınlıkla ,gücüyle ,sağa sola saldırıyor. Bir de kendilerini inanan yerine koyup ta şeytanın desiseleriyle ve çıkarcılıklarıyla burada yeryüzünün hazineleri var düşüncesiyle adil ülke liderlerini de susturuyorlar.
ABD de gündemi ve bu saldırma olaylarını organize edenler var. Bunların saltanatı kırılmalıdır artık. Zenginliklerine zenginlik katmak için insan öldürüyorlar. Bu büyük para sahiplerini Allah tabi ki görüyordur.

ABD de gündemi kimler belirliyor.
11 eylül saldırısının ardından ikiz kulelere sıfır noktasına camii inşaatı düşüncesini ortaya atmakta ne yatıyordu.
Neden Camii inşaatı düşüncesini gündeme aldılar.
Obama yı islama yakın mış gibi göstermek ve İslama yapılan saldırıyı ‘Hayır İslama değil. el-kaideye yapılıyor’ şeklinde anlatmaya çalışmak mı onları böyle senarist haberler üretiyorlar.
İncilde yuhanna da okudum ki ikinci canavar birincinin ardından gitti ancak o ilkinden daha tehlikelidir daha sinsidir deniliyordu. Gerçekten Obama saman altından su yürütüyor.O Allah a inanan değildir. Tam bir yalancıdır. Son deccal dir.
Bütün Müslümanları ve dünyayı uyutup aldatmak gündemi belirleyenlerin işidir.
Halk neden kandırılıyor, neden uyutuluyor, neden yönetiliyor.
Ardından Rahip jouns un Kuran yakma eyleminde ne gibi amaç yatıyordu.
Kuran yakma eyleminden ikiz kulelere sıfır noktasında camii inşaatı yapmaması karşılığında vazgeçecekti.
Obama Rahip jouns u sert dille uyarırken İslam a sıcak tavırlar sergileme oyununu tekrarladı.
Senaryocular oyuncularını iyi oynatıyor.
Hemen ardından ülkemize ABD dışişleri bakanı Hilari Clinton gelip Afganistana desteği , kuşatma ve saldırılara devamı konuşuyorlar. Bunlara inanamıyorum.
Times meydanında bomba yüklü araç yakaladık yalanı nı da kendileri uydurdular. Afganistan a Pakistan daki dürüst insanların yardım etmesini engellemek için ve onları da öldürmek için insansız uçaklarla saldırmaya başladılar. Hep yalan üzerine dünya gündemi belirlediler.
Daha sonra da Avrupa nın bazı ülkelerine islamcılar tarafından suikast yapılacak diye korku ve kötü bilinç aşılayarak düşmanlığı pekiştirdiler. Bunlar bozguncudurlar. İnsanlığı birbirine düşürüp katlederler.Halbuki saldıranlar ve ortalığı kana bulayanlar kendileridir.
Allah ın Macaristan da ki aliminyum atık göletini yıkarak bir anda ortalığı nasıl kan rengine buladığını görmediler mi. Kızıl suyu ve kızıl çamuru gördüler. Bakınız Allah daha neler yapacak.
Daha iki Ay önce Afganistan maden yatağı, Yer altı zenginliği çok fazla diye kendi gazetelerinde çokça yazılar çıktı. Bütün medyaları yazmıştı ve sevinmişlerdi.
Kesinlikle taa önceden 11 Eylül den de önce bunu ABD de duymuştum. O zaman bile Afganistan da bitmek bilmeyen çok çeşitli madenler var diyorlardı.
Zenginlik arzusuyla islama saldırıp da bir de senaryo üretmeleri insanı tiksindiriyor.
Bu fitneci düşünceleri kimler üretiyor.
Türkiye ye ABD nin füze kalkanı yerleştirmek istemeleri de niyet okumaktır. Bakalım Türkiye bizim hakkımızda ne düşünüyor diye taktiksel davranıyorlar.
Dünya gündemini kimler belirliyor.
Halkın nasıl düşünmesi gerektiğine kimler karar veriyor.

 

cihadir

Acemi Üye
Silver
#3
DÜNYADA YAŞANANLAR
· İnsani değerlere sahip çıkan küresel bir güç son yüzyılda etkili olmayınca yeryüzünde kaos hüküm sürdü. Dünyayı hukuksuzca yönettiler. Devlet terörleri devri yaşandı. Arap baharıyla bu dönem son bulmaya başlamıştır. Mazlum halklar cunta destekli yönetimlere karşı özgürlükleri için mücadele etmektedirler. Cumhuriyet, Ortadoğu’da yaşanmaya başlamıştır. Küresel egemenlerin saltanatları yıkılıyor.

· Küresel Ergenekoncular, haçlı zihniyetini kirli tezgahlarla oluşturarak Ortadoğu’ya savaş açmışlardı. Kolay ve kötü kazancı yol edinenler öldürmek üzerinden kazanç sağladılar. Savaşlar ve kargaşa dönemleri yaşandı.

· 2008 krizi batının gerileme dönemine girmesine doğu’nun da gelişme dönemine geçmesine neden olmuştur. Küresel egemenlerin çöküş dönemine 21 Aralık 2012’de girmekteyiz. Bu tarihten itibaren doğu’da yükseliş dönemine girecektir.

· Dünyada yeni bir dönem yaşanıyor. ABD ve İngiltere öncülüğünde batı medeniyeti yıkılırken Türkiye ve Mısır Öncülüğünde doğu medeniyeti ayağa kalkmaktadır.

· 21 Aralık 2012’ye yaklaşırken büyük siyasi gelişmeler yaşanmıştır. Keskin değişimi müjdeleyen bu olaylar aslında yeniçağı müjdelemektedir. Davos’ta Vanmünit olayı, Mavi Marmara saldırısı, Arap baharının doğması, Mısır ve Libya’daki değişimin ardından Suriye’de değişime direnen küresel güçlerin hali, İsrail’in Gazze saldırısı ve Filistin’in BM’de devlet olarak tanınması, Başbakan Erdoğan’ın BM’ye ve küresel güçlere başkaldırır çıkışı, Arap birliğinde ve Pakistan’da birlik olalım çağrıları gibi bütün bunların hepsi 21 Aralık 2012 sapağına nasıl yaklaştığımızı göstermektedir. Son altı ayda dünyada yaşananlar dünyanın yeni bir evreye girmek üzere olduğunu göstermektedir. Yaşanan siyasi gelişmeler küresel ortamda mutlaka bir zemine oturmaktadır. Büyük siyasi çatışmalar ve savaş söylemleri 2013 yılında görülebilir ve doğal afetler de bu yılda tavan yapacaktır. Yeryüzü, her peygamber döneminde böyle olaylara şahit olmuştur.

· 21 Aralığa girerken pek çok olayla karşılaşabiliriz. Belki İsrail, İran’a vuracak. Türkiye Esad’ın iyice köşeye sıkıştığını fark etti. Esad’ın arkasındaki küresel güçler kimyasal silahı kullanması talimatı verebilir. Türkiye, Patriot füzeleri talebinde bulunmuştu. Belki de patriot füzeleri Türkiye’ye gelmeden Suriye Türkiye’ye karşı kimyasal silah kullanabilir. İsrail, Gazze’yi yerle bir etmeye başlayabilir. Dünya’nın altın çağa girmesi için çok nedeni vardır. Mısır’da eski rejim yanlıları Muhammet Mursi’nin özgürlük ve eşitlik içeren anayasada değişikliğini engellemek için şiddeti kullanarak direniyorlar. Eski sömürgeci yanlıları İsrail, ABD gibi küresel güçlerden aldıkları destekle mazlumların egemenliğine tahammül edemiyorlar. Bütün bu gelişmeler 21 Aralık 2012 sınırına gelirken gerçekleşiyor. Bir kırılma noktası olmaması mümkün değil. Kötü şeyler de yaşanacak olsa kaçınılmaz olarak altın çağa artık giriliyor. Her ne yapılırsa yapılsın tüm gelişmeler Türkiye’yi yükseltecektir. Türkiye 2001 yılından başlayan yükselişinde 21 Aralık sürecinde 90 derecelik çok sert bir yükseliş yapacaktır.

· Başbakanın BM’de ki çıkışları ABD ve İsrail’i tedirgin etmektedir. BM’de Filistin’in devlet olarak tanınması için yapılan oylanmada ülkeler taraflarını belirlemiştir. Bundan sonra Türkiye-ABD müttefikliği tam olarak ayrışmıştır. İki zıt kutbun mücadelesi daha keskin olarak 21 Aralıktan sonra görülecektir.

· Arap baharıyla bir çocuk doğdu ve adı daha konulmadı. Mazlumların özgürlük başkaldırısıyla ortaya çıkan bu yeni doğum zalimleri tedirgin etti.

· 21 Aralık 2012’de keskin bir değişim olmayacak. Her şey bir günde gerçekleşmeyecek. Yeniçağ kırk yıla yayılacak. Bu çağ barış ve esenlik çağı olacak. Paranın önemsenmediği, dünya için savaşların olmadığı bir çağa girilecek.

· 2000’li yıllarda dünyada oluşturdukları İslamcı terörist algısını dünyaya yaymışlardı. 11 eylülü organize edenler İslam ile terörü bağdaştırdılar. Din ayrımcıları, yeryüzünde Tanrı’nın evrensel dini olan barışa savaş açtılar. Sırf menfaatleri için küresel barışı engellediler.

· ABD ile dünyadaki bozguncular güçlerini yitirecekler. Pek çok ulus onlara olan desteğini çekecek. Zalimlerin egemenliğine kulluk dönemi bitiyor. Tüm kıtalarda ve yeryüzünün her yerinde amerikanın etkisi yitirilecek. Rabbin kralıyla Türkiye ile yeryüzü inananların etkisi altına girecektir.

· Dünyanın yeni merkezleri Türkiye, Mısır, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Almanya, Güney Afrika c. Gibi ülkeler olacaktır

· Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkelerde küresel bozguncular çözümlere yanaşmamıştır. Bu gibi ülkelerde sistem tıkandığından değişim kaçınılmaz olmuştur. 21 Aralık 2012 sürecine ilerlerken hükümetsiz ve kaosta bırakılan ülkeler özlediği kurtuluşa ereceklerdir. Yaşanan en kötü olaylar ve çaresiz kalan mazlum halklar elbette bir gün özgürlüğe kavuşacaktı.

· Recep Tayyip Erdoğan Irak’ın parçalanmasını engellemiş ve Irak’ta istikrarın sürmesini sağlamaya çalışmıştır. Arap baharında Mısır’a öncülük etmiş, Libya’da çok iyi bir yerde durmuştur. İran’ı dizginlemiş, İsrail’e tepki göstermiştir. Suriye’de mazlumların yanında olmuş ve hakkı söylemiştir. Arap baharına öncülük etmiş ve Avrupa birliğine (birliğe bizi alın diye) el uzatmıştır. Dünyayı doğru bir çizgiye getiren haliyle bozgunculara baş eğdirmiştir.

· Türkiye’de bozguncular RTE ile oluşan yeni düzene direnip terör olayları gerçekleştirmektedir. Aynı Türkiye’de olduğu gibi 21 Aralık 2012’den sonra belirgince küresel terör ortaya çıkacaktır. Ergenekon davasıyla Türkiye’de hukuksuzluğu yapanlar ve bozgunculuktan beslenenler ortaya çıkmıştır. Dünya’da da küresel bozguncular ortaya çıkacak ama bu arada küresel terör artacaktır. ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkeleri kirli planlarla kendilerine terör olayları gerçekleştirerek haklılıklarını iddia etmeye çalışacaklardır. Nasıl ki Türkiye’de Ergenekoncular, cuntacılar ve ulusalcı vesayetçiler terör olaylarını arttırarak eski düzenin haklılığını ispatlamaya ve böylece varlıklarını sürdürmeye çalışmışlarsa küresel bozguncular da benzer yöntemlerle boş durmayacaklardır.

· Yeryüzünde askeri vesayet sivil halka zulmediyordu. Silahla güç elde etmiş olanlar savaş siyasetiyle dünyayı hukuksuzca yönettiler. Son yüz yılda dünyada karanlık bir çağ yaşandı. Savaşlar günahlar ve suçlar tavan yapmıştı. Para ve gücün hakim olduğu dünyada barış ve adalet çöktü ve insani değerler ayaklar altına alındı. İnsanoğlu bu kötü dönemde büyük sıkıntılar çekti.

· Dünyayı G-7 ülkeleri çıkarları doğrultusunda yönetiyor. İncil’de denildiği gibi yedi kral, yedi taç Dünyaya yön veren ve menfaatleri için çalışan yedi birlik. Demokrasinin olmadığı bir dünyada sadece zulüm vardı. 7 ülke dünyanın kaderini belirledi. Çoğunluk ve bütüncül değil de güçlü olan yedi krallık. İnsani hakları kendilerine kullandılar. Başka halklara zulmeden sömürücü anlayış barışı ve adaleti yıkmıştı. Yeryüzünde bu menfaat birlikteliği yıkılacaktır. İnsani birliktelik kurulacaktır.

· BM’nin 7 daimi üyesi dünyanın kaderini belirliyordu. Zalimlerin bu saçma saltanatı yıkılacak. Yeryüzüne cumhuriyet, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gelmesi için bu 7 tacın egemenliği kırılacaktır.
· Avrupa’da aşırı sağcılar, ırkçılık, islamafobi ve yabancı düşmanlığıyla Türkiye ile İslam’a düşmanlık yapmışlardır.

· Gelişmemiş ülkeler az bir kazanç karşılığında küresel bozgunculara uydular. Küresel tüm sistem menfaat temeline oturdu. Menfaat çarkları büyükten küçüğe dönerek tüm kötü sistemin çalışmasını sağladı.
· Silah üretmek için milyarlarca dolar yatırım yapıyorlar. Yeryüzünde katliamlarda büyük pasta var olarak görüyorlar. İnsanların öldürülmelerinden menfaat umanlara lanet olsun. Hızlı ve uzun menzilli füzeler üretmek için çaba harcıyorlar.

· Yeryüzünde hırsla kazanma ve sahip olma yarışı başladı. Uluslar birbirlerinin topraklarına ve hazinelerine göz diktiler. Sonra ‘para’ tek hedef oldu. İşte zulüm çağı böyle başladı.

· Yeryüzünde tüm doğrucu kullara ve dürüst inananlara savaş açıldı. Her ulusta inananlarla inanmayanların mücadelesi vardı. İnanan dürüstler toplumlarda hor görülüyordu. Yönetimlerde inanan mazlumların kimileri toplama kamplarına, kimileri cezaevlerine gönderildi. Kimileri infaz edildi. Kimileri göçe ve baskıya zorlandı. Tüm dünyada inananlara zulüm edildi.

· Küresel Ergenekoncu zihniyet dünya yönetimini ele geçirmiş çıkarları doğrultusunda insanlığa zulmetmektedir. Her türlü terörü kendileri yarattılar. Silah üreticileri, ‘silahlar üretiyorlar.’ bahanesiyle ülkelere saldırıp küresel teröre neden oldular. Dünyaya terörü yayan hükümetler savaş suçlusudur. Yeryüzüne zulmedenler kendilerindeki bu gücü nereden alıyorlardı. Yargılama ve zulmetme haklılığını nasıl oluşturuyorlardı.

· İnsanoğlu, ırkçılık saçmalığı ile büyük bir fitneye düştü. Düşmanlık psikolojisiyle vahşice etnik temizlik ve tasviyeler ile insanlar birbirlerine zulmettiler. İnsanlara birlik ve adalet huzur getirir. Parçalanmak ve köktencilik insanlığa büyük zarar verdi.

· Yıllarca doğrucu ve dürüst olduklarını söylediler. Kendilerini dinin temsilcisi saydılar. Hakkı savunuyoruz derken menfaatlerini savundular. Şimdi gerçekten insani değerleri ve barışı savunan birileri geldiğinde hakkı reddediyorlar. İnançsızlar doğruları kabullenmiyorlar. Yıllarca şeytanın telkinleriyle (bozuk bir düşünceyle) hayata bakmışlar. Zulmedenlerin yönetişinden nemalanmışlar. Kendilerini doğru yolda sananlar inananlara yapılan zulüm söylendiğinde bunu anlayamıyorlar. Onlara çok ters geliyor ve şok geçiriyorlar. Yıllarca çıkarları için inandıkları doğrular bir anda yanlış çıkıverdi.

· Aldatılanlar yıllarca müslümanlar İsraillileri öldürüyor olarak biliyorlardı. Tam tersi yıllarca İsrailliler müslümanları ve mazlumları öldürüyordu.

· İsrail devletinin güvenliğini korumayı dini bir görev sayanlar gerçek İsrail halkına (Ortadoğu’ya) zulmederek insanlığa da zulmettiklerini öğrendiğinde şaşkınlıklar içinde kalıyorlar. Onlar Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi. Gelişmiş silahlarıyla dünyaya egemen olacaklarını mı sandılar. İnsan öldürenler insanlığı koruduklarını söyleyemezler.

· Araştırmadan, gerçekleri bilmeden kuru inatla muhalefet edenler ve menfaat siyaseti yapanlar yarınlarını kaybetmiş zavallılardır.

· Dünyada insanlık ve barış adına çalışanlarla küresel menfaatçi anlayış arasında bir mücadele vardır. Yeryüzünde bu inananlarla inanmayanların mücadelesi hep olmuştur. Ülke yönetimleri kalıplaşmış vesayetçi tavırlarıyla savaş ve çıkar psikolojisiyle hareket etmeyi bırakmalıdır.

· Dünyada zalimlerin egemenliğine karşı bir başkaldırı başlamıştır. Her ülkede hukuksuzların, çetelerin ve çıkarcıların yönetimine karşı bir direniş vardır. Meşru olamayan bir sisteme karşı adil bir düzen isteyen halkların başkaldırısı ilk Ortadoğu’dan başlamıştır. Çünkü en büyük acıyı onlar çekmiştir. Savaşlardan ve baskılardan yıpranmış halklar inandığı için kötü yolları tercih etmemişti. ABD ve Batıya tepki bundan doğmuştur.

· Yalan üzerinden sürekli tekrarlarla insanları aldattılar. Uydurma bir algı yarattılar. Medya ile büyük bir kitleyi aldattılar. ABD yi yöneten zalimler tasarılarını uzun zamana yaydılar. Irak için de aynı zamanlamayı kullandılar. Şimdi İran için aynı zaman yönetimini kullanmak istiyorlar. 2009 da İran’ı uluslar arası kamuoyunda karaladılar, 2010 da türlü suçlamalar, yalanlar, olaylar gerçekleştirdiler. 2011 de uluslar arası kamuoyuna İran’ın tehdit olduğunu kabul ettirme ve inandırma çabasındaydılar. 2012 de İran a vurma hedeflerine ulaşacaklar. Obama seçilince şimdi İran’a vurma zamanı diyorlar.

· Kendi yarattıkları İslam terörünü gündemlerinde sürekli canlı tuttular.11 Eylülde ikiz kuleler vurulmuştu. İkiz kulelerin sıfır noktasına camii yapma haberleriyle yine düşmanlık üzerinden gündem yapmışlardı. 11 Eylülü gündemden düşürmeyip sıcak tutarak İslam düşmanlığı yapıyorlar. Camii inşaatı tartışmalarının ardından seçtikleri Rahip Jons ile Kuran yakma eylemiyle bu tartışmayı kapattılar. İslam’ı karalama üzerinden kötü tasarılarla medyada yayın akışı uyguluyorlar.

· Dünyada İslam düşmanlığı yapan ve haçlı zihniyetiyle hareket eden bir anlayış vardı. Gerçekte onlar İsevi değillerdi. Din ayrımcılığı yapanlar Rabbin evrensel dinine karşı mücadele ediyorlardı. İslam düşmanlığı ile hareket edenler Türkiye düşmanlığı da yapmaktadırlar. İsrail ve Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye’ye karşı düşmansı tavırları açıkça görülmüştür. Fransa ve birtakım ülkelerin yönetimleri soykırım yasasını gündemlerinde sürekli tutmuştur. ABD ve Avrupa’dan pek çok siyasi liderin Türkiye hakkında kötü söylemleri sürekli olmuştur. ABD’nin Teksas valisi Türkiye hükümetine islamcı teröristler söylemi, Hollandalı siyasetçi Madlener’in İslamcı gericiler ifadesi İslam düşmanlığının açık örnekleridir. Avrupa’nın bazı meclislerinde Türkiye yanlısı ve karşıtı açıklamaların yaşanması ve bu konuda birtakım tartışmaların olduğu görülmektedir.

· İslam düşmanlığı hep kurgu, yalan, iftira ve bozgunculukla sağlanmıştır. Artık İnsanlık bu yalanlara inanmayacaktır. Çünkü bu saldırgan akım hiçbir temele dayanmadan birtakım kuruntular üzerinden insanlara zarar vermiştir.

· Türkiye kötülüklerle mücadele ediyor. İnanlığa zarar veren her türlü yapılanmayı kırmaya çalışıyor. Demokrasinin eşitliğin ve özgürlüğün yeni sağlanmaya çalışıldığı ülkede eskiyi sahiplenen statükocularla savaşıyor. Türkiye Dünya uluslarına da evrenselliği gösteriyor. Dünyada ki egemenler de çıkarlarına ters düşecek bu gerçekliğin üzerini kapatmak için Türkiye yi karalama siyaseti güdüyorlar. Adaletle başlayan ve suçluların yargılanmasıyla devam eden süreçte özgürlükler ülkesi haline geliyor. Rabbin kralını her gün karalıyorlar kötü söz söylüyorlar yalan ve iftira atıyorlar işte basın ve ifade özgürlüğünün en büyük kanıtı bunlardı. Dünyayı yöneten diktalar Türkiye yi karalamak için Rabbin kralını ve yönetişini dikta olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Gazetecilikle değil terörle suçlanıyorlar. Yayın organlarıyla halkı birbirine düşüren herkes teröre destek vermektedir. Uydurma yalanlarla kirli tezgahlarla insanları birbirine düşürerek kaos ortamından kazanç sağlayanlara lanet olsun. Yeryüzünün egemenleri işte hep bunları yaptılar.

· Yeryüzüne baskı kuranlar şimdi İslam’ı eleştirmekten korkmadıklarını söylüyorlar. Onlar son derece özgürler. Bırakın eleştirmeyi inananlara savaş açmışlardı. Yaptıkları hukuksuzluğun verdiği korkuyla böyle söylüyorlar. Bozguncular küresel demokrasiye ve barışa engel olamayacaklardır.

· Küresel egemenler, Türkiye, Mısır, Libya ve Suriye gibi ülkelerde demokrasinin ve mazlum inananların yönetime gelmesinden hoşlanmıyorlar. Bölgede İslam’ın ülkeleri ele geçirmesine tahammül edemiyorlar. Şeytanın egemenliği yıkılırken Rabbin egemenliği gelmektedir. Şeytanın taraftarları Rabbin egemenliğini engellemek için ellerinde geleni yapıyorlar.

· Ortadoğu ülkelerinin yönetimlerine inanan halkın gelmesine karşı çıkıyorlar. Kendilerine bağımlı olmayan (barışçı, demokratik, adaletçi, doğrulukçu ) hükümetlerin yönetimine karşı çıkmaktadırlar.

· Avrupalı entelektüeller Türkiye’nin doğru yolda olduğunu ve önemini gördüler. Avrupalı iş dünyası Türkiye’yi AB ye alın diye baskı yapıyor. Türkiye’ye yatırımlar hızla artıyor. Çünkü onlar Türkiye’nin gerçekten yapıcı ve iyi niyetli olduğuna inanıyorlar. Rabbin kralı ile Türkiye’nin, islamcı ümmet zihniyetiyle değil de tüm insanlığı kucaklayıcı, tarafsız ve barışçı bir tutum izlediğini biliyorlar.

· Türkiye tüm uluslara, krizle boğuşanlara ve rejim değişikliği olan her yere olumlu yapıcı ve çözüme yönelik tavsiyeler veriyor. Hiçbir siyasi, etnik ve dini ayrım gözetmeksizin insanlığın iyiliği yönünde öğütler veriyor. Zulüm üzerinden baskıyla kazananlar Rabbin kralını anlayamıyorlar. Hemen Rabbin kralına ve ülkesine düşman kesiliyorlar. Rabbin kralı onlara yanlış yolda olduklarını, halkın isteklerine cevap vermelerini söylüyor. Halkına baskı kurmamalarını ve kaynakları sömürmemelerini öğütlemeleri zulmedenlerin hiç hoşuna gitmiyor.

· Bir zamanların bozuk Türkiye’si şimdi Rabbin kralıyla düzelmiş evrensel bir anlayışla barışı tesis için çabalayan ülke olmuştur. Avrupa’nın çok gerisinde olan Türkiye şimdi Avrupa’ya diktayı yenin, demokrasiyi tutun, doğruluktan ayrılmayın gibi tavsiyelerde bulunuyor. Avrupalılar ülkelerinde demokrasi var zannediyorlar. Seçtiklerinin yönettiklerini sanıyorlar. Zulmedenler ve ayrımcılık yapanlar yıllarca aldatarak yönetmişler.

· Artık Avrupalılara demokratik değerlerden vazgeçmeyin, Ayrımcılığın her türlüsünden sakının, teknokrat hükümetlerle krizden çıkış olmaz söylemleri kullanılıyor. Türkiye öyle bir noktaya geldi ki adından en çok bahsettiren ülke oldu.

· Türkiye’nin çevresinde sıcak problemler var. Bölge her gün daha da ısınıyor. Türkiye’nin gücü ve kapasitesi var. Ortadoğu da anında organize olabiliyor. Osmanlı yeniden doğuyor. Bu yeni krallık Osmanlıdan daha adil ve güçlü olacaktır. Çünkü bu krallığı Tanrı desteklemektedir. Türkiye, mazlumları anlıyor ve onlara sahip çıkıyor. Yıllarca Türkiye’yi de baskıcı yöneticiler yönetmişti. Atanmışlıkla yönetenler ve cuntacılar inananları sindirirlerdi. Türkiye Ortadoğu kültürünü iyi anlıyor ve aynı kültüre sahiptir. Gerçekte tüm insanlık aynı kültüre ve beklentilere sahiptir. Avrupa’da ki ezilen halklar güçlü baskıcılar tarafından organize olamıyordu. Türkiye, dünya da barış istiyor. Türkiye çözümde diplomasiyi iyi kullanıyor. Doğru siyaset ve temiz amaç güdüyor.

· Ortadoğu dahil dünyanın büyük bir kısmı aynı düşünceye inanca ve kültüre sahiptir. Tüm dünya zalimlerin yönetişinden bıkmış durumdadır. Dünya adaleti, barışı kardeşliği ve adil düzeni özlemiştir.

· Avrupa parlamentosu 2011 Türkiye raporunu tartışmaya açtı. Hazırlanan taslak tamamen yanlı ve objektiflikten uzaktı. Raporu hazırlayan, Hristiyan demokrat gurubu üyesi Ooman-Ruisten. Olumlu yaklaşılmayan ve taraflı bakış ile Türkiye için türlü bahaneler bulmuşlardı. Yargı reformu ve sivil bir anayasaya ihtiyacın gerekliliğini vurgularken özellikle bunun için çalışan bir hükümeti eleştirmeleri onların tezatlık içinde olduğunu göstermiştir. Yargının bağımsızlığını ve yargı sürecini etkilemeye çalışanların dokunulmazlığının kaldırılması çalışmasına da muhalefet susturulmasın diyorlar. Türkiye de düşünce ve ifade özgürlüğü yeni sağlandı. Teröre destek veren KCK dan tutuklananlardan endişe duyduğunu ifade ediyorlar. Yıllarca teröre destek veren Avrupalı yönetimler şimdi PKK bir terör örgütüdür diyor ancak geriden de sinsice destek veriyorlar.

· Arap baharını yaşayan birçok ülke Türkiye’ye gıpta ile bakıyor. Fakat Avrupa’yı yönetenler Türkiye’nin yükselişini eleştirmektedir. Avrupa, haçlı zihniyetiyle yönetenlerin hukuksuzluğunda kalmış. Avrupa’yı yönetenler sanki demokrasi şöleni yaşıyormuş gibi Türkiye’nin Kophenağ kriterlerine uyumluluğunu ölçüyorlar. Avrupa’da yönetimlerin taraflı tutumları, çıkarcıların egemenliği pek belirgin görülmektedir. Yabancı ve İslam düşmanlığı, ırkçılık ve sömürgecilik onları iyice yozlaştırmış. Adaletleri de, siyasetleri de, insani çalışmaları da tamamen taraflıdır. İnançsızlar kendi taraftarlarını kolladılar.

· Avrupa’ya egemen güçlere karşı muhalif halklar doğruluğun yanında olacaktır. Avrupalı halklar Ortadoğu’da ki bahardan güç alacaklar. Yönetimlere egemenler, dünya arzusundan ve menfaatleri için zulmü makul görmekten vazgeçmeyecekler. Avrupa hükümetlerini yöneten bozguncu ve vesayetçi anlayışın egemenliği yıkılacaktır. Avrupa halkı da sağduyuyla İsa’nın doğru yolda olduğuna inanarak Türkiye’nin yanında olacaktır.

· Özgürlükle İslam bir arada bulunamaz diyorlar. İslam’ı baskıcı, tutucu, reel olmayan gerçekçiliğin dışına çıkmış, yozlaşmış bir din olarak nitelerlerdi. Avrupa’ya da bu anlayışı empoze edip yönetim tahtına tutunanlar hep böyle devam edeceğini sanıyorlardı.

· Hristiyanlık önderliği üzerine oturtulmuş inançsızlık anlayışı değer buldu. Dinsizler farklı dinlere ve dini emirlere savaş açtılar. islama ve geri kalmış inanan mazlum halklara saldıran anlayış dünyanın her yerine hükmetti. 11 Eylül ile haçlı zihniyetini kullanan saldırganlar barışa savaş açtılar. Dünyanın her yerinde inananlara zulmedildi. Her kıtada, her ülkede doğrucu ve dürüstlere baskı yapıldı.

· Yıllarca içlerinde taşıdığı İslam düşmanlığını somut olarak ortaya döktüler. Dini emirlerle mücadele ettiler. Muhammedi sırf çıkarlarından dolayı reddeden egemenlerin bugün ardından giden anlayış insanlığa zulmetti.
· Artık ABD düşmanlığı ve haksızlığa başkaldırı başlamıştır. ABD’nin eski baskıcı ve savaşçı dönemi bitmiştir. Bu özgürlük hareketi güçlenerek artacaktır. Son yüz yılda ABD’nin dünyayı çok kötü bir hale getirdiği ve halklara büyük baskılar yapıldığı çok açıktır.Artık saldırarak dünyayı yönetme anlayışı çökmüştür. Yayılmacılık ve sömürgecilik devri bitmek üzeredir. Savaş çıkartanların krallığı ve yeryüzü hakimiyeti yıkılmaktadır.

· Artık İslam’a, inananlara ve mazlumlara yürütülen kara propaganda inanan halkları canından bezdirmiştir. İslam düşmanlığını, karikatürle, çeşitli filmlerle dile getirenler ve bunu batıya empoze edenler artık tepki görmektedir. İslam’a hakaret eden ve Peygamberi kötüleyen film dünyadaki tüm müslüman ülkelerce tepki almaktadır. Mısır, Libya, Afganistan, Pakistan, Irak gibi pek çok ülkede yürüyüşler ve gösteriler olmuştur. Mazlum halklar yıllarca baskı ve karalama kampanyasından bıktılar. İslamafobi, savaş ve baskı ile halkları isyan ettirdiler. Dünyanın her yerinde ABD ve yanlılarına büyük tepkiler doğmuştur. Bu tepkiler küreselleşecek ve zarar gören her millet bir çatıda buluşacaktır.

· İslam’a inanan halklar ı küçümsediler. Kötü yollarla dünyayı kazanmış olanlar haksızlığa ve zulme başvurmayan geri kalmış halkları tehdit gördüler. Yeryüzü için büyük tehdit olan savaş isteyiciler mazlumları itibarsızlaştırdılar. Zalimlerin egemenliğine Ortadoğu öncülüğünde sert tepkiler gösterilmektedir. Yıllarca dinlerinden dolayı baskı altında kalan halklar artık özgürlük için başkaldırmaktadır. Bu uyanışı kimse durduramayacaktır. Çünkü bunu Tanrı istemektedir.

· Afganistan’da Kuran yakma eylemi, Karikatür krizi, ABD’de yayımlanan İslam’ı karalayıcı filmler ve bunların öncesinde sayısız kara propagandalar artık insanları harekete geçirmiştir. Tüm insanların faydasına iyi işlerden rahatsız olanlar geri kalmış toplumların gelişmesinden rahatsız olmaktadır.

· TÜRKİYE VE ORTADOĞU: Dünya da Türkiye’nin liderliği var. Dünya düzenine Türkiye güneşi doğdu. Ancak bu liderliği küresel vesayetçiler kabul etmiyor. Değişime ve barışa direnenler şiddete başvurduğu anda eski kavimlerin başlarına gelecek olan şey onların da başlarına gelecektir.

· Obama iktidarının ilk aylarında Rabbin kralı Erdoğan’a, Türkiye ye ve İslam dünyasına sıcak ve olumlu mesajlar vererek kendini İslam’a yakın göstermiştir. İlk ziyaretini Türkiye ye yapıp Türkiye’den İslam dünyasına seslenmesi de aldatıcı tavırlarındandır. Obama söylediğinin tersini yapan hileci deccal’dir. Kendini islam dünyasına şirin göstermiştir. Türkiye ve islami halkların haklarını gözetir tavrıyla hareket etmiştir. Yalanla, sinsice dünyayı çıkarları doğrultusunda yönetecekti. Bütün bunlara rağmen Arap baharıyla başlayan süreçte hayal kırıklığına uğrayan Obama, kaçınılmaz değişimle gerçek yüzünü göstermiştir. Hakkın karşısında eriyip gitmektedir. Erdoğan’ın İsrail’e yönelik çıkışı, BM güvenlik konseyinde İrana a yönelik yaptırım kararında Türkiye’nin Aleyhte tavır takınması değişimin engellenemez olduğunun kanıtıdır. Rabbin kralı doğrulukla korkmadan gerçeklerin ardında durmasıyla gücünü daha da arttırmıştır. Yoksa egemen zalimlere boyun eğseydi onlardan ne farkı kalırdı.

· Obama, Ortadoğu’daki İslami halk hareketlerinin Ortadoğu’ya egemen olmasından rahatsız olmaktadır.. Arap baharıyla başlayan değişimi yönetmeye çalışıyorlar. Arap baharını sessizce engellemektedirler.

· Mısır’daki Müslüman kardeşlerin özgürlük zaferi ve Ortadoğu ’da inançlı halkların uyanışı zalimleri çok tedirgin etmiştir. Gerçekte bu durumları onlar ortaya çıkarmıştır. Ortadoğu’daki uyanışı
· Ortadoğu’ya uygulanan zulümler, savaşlar ve baskılarla zalimler kendi kuyularını kazdılar.

· Zulmedenlerin yönetiminde yaşam çok zordu. Tüm işler ve sistem kötülük üzerinden yürüyordu.

· Arap baharıyla başlayan süreçte Ortadoğu ve dünyada istikrarsızlık artacaktır. Silahlı çatışmaların ve savaşların artacağı bir sürece girileceği şimdiden anlaşılmaktadır. Ama bu büyük kargaşanın ardında mutlu bir son kaçınılmazdır.

· Türkiye’nin Ortadoğu’da barışçıl ve birleştirici rol aldığını herkes biliyor. Her ülke içinde birlik ve istikrarı sağlama çalışmaları olmuştur. Lübnan, Irak, Libya, Suriye, Mısır ve Filistin gibi ülkelerde olumlu çalışmaları olmuştur. Filistin için bile Hamas ile El-Fetih arasında anlaşmayı sağlatan Türkiye’dir. Mısır ile Filistinli guruplar arasında uzlaşı sağlayan da Türkiye’dir. Suriye’de özgürlük mücadelesini barışçıl ve yapıcı yönetmek isteyen, Libya konusunda da en doğru adımı atan, geçici hükümete yol gösteren, Mısır’a yön veren yine Türkiye’dir. İsrail’i uyaran ve barışa çağıran, Lübnan da ortaya çıkan ayrılıkçı tavırların önüne geçmeye çalışan, İran’ı dizginleyen ve Avrupa’ya ders veren bir Türkiye var. Tüm dünyada doğrulukla barış mücadelesi veren Rabbin kralıdır. Beklenen peygamber İSA Türkiye’nin başbakanıdır. Tüm bu yaşananlar Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleşti. Tanrı onun yanında ve tanrıya kimse galip gelemeyecektir.

· Ortadoğu’da ABD önderliğinde haçlı nüfuzu vardı.

· Siyasi karışıklıklar Ortadoğu’yu değiştirirken Avrupa’da ekonomik krizle çökecektir.

· Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan halkların demokrasiye geçiş ve kendi geleceklerini kendileri tayin etmek istemektedirler. Arap baharının amacı, kendi kaderlerini belirlemeye çalışan, korku ve şiddetten arınmış bir şekilde yaşamak ve ibadetlerini özgürce yerine getirmek isteyen halklardır.

· Arap baharı öncesinde komşularıyla dostluklar kuran Türkiye Arap baharıyla oluşan zulümlere tepki göstermesiyle eski yönetimlerle araları bozulmuştur. Türkiye hak ve adalet anlayışıyla doğru yolda hareket etmektedir. Menfaat odaklı değil insani odaklı hareket etmektedir.

· Artık Ortadoğu’da halklar eski halklar değil yönetimler de eski yönetimler değildir.

· Suriye’de Mısır’da ve Libya’da kısacası Ortadoğu’nun genelinde bir Türkiye sevgisi var. Osmanlı anlayışı gibi Türkiye sevgisi var. Bununla beraber Türkiye düşmanlığı yapan karşı bir anlayış var. Bu anlayış yönetimlere gelmiş kaynakları sömüren askeri destekli, vesayetçi, inançsız bir anlayışa sahiptir.

· Yeni dünya düzenine silahla direnenler değişimi engellemek için ellerinden geleni yapsalar da başarılı olamayacaklar.

· ABD Ortadoğu’da nüfuzunu kaybediyor. The New York Times ile çeşitli batı gazetelerinde çıkan ve Türkiye'deki gazeteci tutuklamalarını eleştirenler, Türkiye'nin ABD'ye kafa tutan bir ülke haline gelmesi nedeniyledir. Küresel gündemde Türkiye’yi itibarsızlaştırmak istiyorlar.

· RTE yani Rabbin kralı Ortadoğu’da hiçbir etnik ve mezhebi gurubun tarafında olmamıştır. Türkiye tüm insanlar için yeryüzünde barış ve istikrarı arzuluyor. Çatışmalar, mezhep kavgaları, cemaatler, ayrılıklar Ortadoğu’ya ağır faturalar ödetmiştir. Artık herkes bu parçalanmışlıktan ve düşmanca tavırlardan vazgeçecektir. Türkiye İslam birliğinden daha çok insanlığın din birliğini sağlayacaktır.

· Türkiye AİHM de en çok mahkum edilen ülke olmuştur.

· Dünya da barış rolünü üstlenen ve insanlık adına mücadele eden Türkiye görüntüsü vardır.

· Yabancı basını takip edenler dünyada Türkiye algısının nasıl olduğunu daha iyi görürler. Biz içerden Türkiye yi tam anlayamıyoruz. Ancak dünya Türkiye yi lider görüyor. Barışçıl çalışmaları çok fazla, Ortadoğu da hep Türkiye var. Irak’ın birliğinde, Libya’nın yeni düzeninde, Suriye’nin şekillenecek yapısında, İran’ı terbiye etmesinde, İsrail’in şımarıklığına dur diyen ve Avrupa’ya krizden çıkış reçetesini sunan bir Türkiye var.

· Türkiye her yerde, Ortadoğu da, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da hep olumlu çalışmalarla sanki dünyada insanlığa hizmet eden bir anlayışta yeni bir rolde hareket etmektedir.

· Yabancı bazı toplum uzmanları ‘Yeni dünya düzenine Türkiye güneşi doğuyor.’ Gibi nitelemelerde bulunuyor. Bu durumdan hoşlanmayanlar tarafından Türkiye’ye karşı çatlak sesler geliyor.
· ABD hükümeti Türkiye’yi düşman ülke olarak görüyor. Haklı ve barışçıl mücadelede meşruluğunu yitirmemek için Türkiye’nin yanında yer alıyor. İçten pazarlıklı ülkeler var. Obama hem Türkiye’yi aldatıyor hem de oyalıyor.
· Rabbin kralıyla Türkiye dünyada barışı tesis etmeye çalışıyor. Olumlu makul kararlar aldırtmak için gerek BM de gerek NATO’da barışçıl ve makul önerilerde bulunuyor. Liderlere baş eğdiriyor. Doğrulukla ve adaletle barışı söyledikçe hiçbir bozguncu karşısında duramamaktadır. Güçlü olan şımarık ve inançsızların egemenliği karşısında mücadele ediyor. İnsanlığa karşı taşkınlık ederek ısrarla egemenliklerini savunmaktadırlar. Haksız olanlar haklı gibi mücadele ettiler. Kirli tezgahları planlayıp karşısında doğruluk abidesi gibi hareket eden gizli ve bozguncu anlayış insanlığa sürekli zarar vermiştir. Savaş çıkaran, uydurma haberlerle halkı aldatan, silah satan, kirli tezgah kuran anlayış inananları yok etmek için çalışmışlardır.
· Türkiye dünyayı doğru ve adil yönetirken dünya yönetimini devralmış görünüyor. Dünya da dengeler değişiyor.. Ancak ABD İsrail ve eski bozuk sistemin yanlıları bu insan odaklı barış öncelikli yönetime direniyor. Egemenliği elinden kaybetmek istemeyenler ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye dünya da iyi işler yapmasına rağmen bu durumdan hoşlanmayanlar Türkiye yi karalıyorlar.
· İran başbakanı, Avrupa parlamentosunda ABD’de ki 11 Eylül saldırısını bizzat Amerika kendisi yaptı dediğinde salonu öfkeyle terk eden ABD ve İngiliz yetkililer dikkat çekti. Bu kadar öfkeli olmak yerine gülmeleri ve şaşkınlıklar yaşamalıydılar. Bu tip öfkeli tavırlar böyle bir şeyin bilindik bir doğru olduğunu göstermektedir.
· İsrail zulmünü övenler bugün Türkiye ye antidemokratik diyorlar. Çünkü onlar mevcut bozuk düzenden besleniyorlar. Türkiye de basın ve ifade özgürlüğünü fazlaca görürler. Türkiye de Rabbin kralına ve hükümetine ağır sözler ve hakaretler sarf ediyorlar. Türlü taşkınlıklar yapıyorlar ve kışkırtıyorlar. Türkiye de ileri demokrasiyi en belirgin haliyle görürler. Onlar Türkiye ye gelsinler de demokrasi şölenine baksınlar. Ortadoğu’da demokrasiye direnen baskıcı yönetimler birer birer yıkılıyor. Demokrasinin karşısındaki her güç yıkılışını izleyecektir. Gerçekleri bilmeyerek zanlarla hareket edenler menfaat mantığıyla hareket ediyorlardı. Kendi yönetişlerinin daha demokratik ve adil olduğunu iddia edecek kadar da anlamsız mantıkları var. Zalim yöneticilere ve onların seçmenleri azınlık olsalar da gücü elinde tutup devlete de egemen olunca çoğunluğa baskıyla hükmettiler.
· Büyük değişimin ilk çatlağı Gazze’den başlayacak. Mısır ve Türkiye kardeşçe birlik edecekler.
· Walt stritt Journal Türkiye de yayına giren fetih 1453 filmini Türkiye de Osmanlı filmleri ilgi görüyor olarak yorumladı. Bu da eski Osmanlı hevesinde olan Türkiye imajı verilerek dünya egemenliği için mücadele eden ülke anlamı yükleniyordu.
· ABD de Newyork Times gazetesine Suriyeli bir muhalifin şöyle demeç verdiğini yayınlıyorlar. ‘Türkiye Suriye’nin cephaneliklerini ve kritik noktalarını vurmaya hazırlanıyor.’ Diye haber yapmışlar. Amaçları da Suriye ile Türkiye’yi kışkırtmak. Bu tür temelsiz uydurma tezgahlanan haberleri sürekli yapıyorlar. Delilsiz temelsiz uydurma kendi şeytani fikirlerini haber olarak sunuyorlar. Bunlar dünyayı hep böyle yönettiler. İnsanları birbirlerine kışkırtarak amaçlarına ulaştılar.
· İngiliz gazeteci Richard Peppiatt İngiliz basınında bir dönem editörler muhabirlere Müslümanları karalamak için fabrikasyon haberler yaptırdığını söylemiştir. Peppiatt: ‘Göçmenlere bilhassa Müslümanlara yönelik fabrikasyon haberler yapmamız istenirdi. Demiştir. Müslümanlar ülke ve dünya güvenliğini tehdit ediyorlar. Göçmenler ülkeyi tehdit ediyor. Ülkeyi ele geçiriyorlar anlayışı lanse edilmiş. İngiltere’de bir merkezden kurgulayarak İslam düşmanlığı üzerinden haberler yapılırdı.
· Wikileaks belgelerinin dünyayı değiştirdiğine inananlar bozgunculukla yöneteceklerini umut ediyorlar. Wikileaks belgeleri ile ülkeleri birbirine kışkırtma haberleri üretenler bu bozgunculuk hedeflerine ulaşamayacaklardır.
· Suriye’de iç savaşın etkisiyle kaos hüküm sürüyor. Muhalifler bazı bölgeleri ele geçirdi. Esad, muhaliflerin şehirlerini dışardan bombalamaya devam ediyor. Ülkede ticaret durmuş düzen çökmüş bir haldedir. Suriye devlet olma özelliğini neredeyse yitirdi. Esad, ülkeden kaçış hazırlığı bile yapmışken; ülkenin birliğini ve bütünlüğünü sağlayamazken Türkiye uçağı düşürülmüştür.
· Dünyada sürekli Esad’ın zulmü dile getirilmişti. Esad yönetiminin meşruluğu kalmamıştı. Ve herkes Esad diktasından şikayetçiydi.
· Silahsız, kimliği açık Türkiye uçağının uluslar arası sularda uyarılmadan sırf vurmak arzusuyla vurulduğu halde olay çarpıtılmaktadır.
· Walt setret Journal gazetesi Düşen Türkiye uçağıyla ilgili İsrail’e hizmet eden haberler yaparak Türkiye karşıtı olumsuz bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Bu küresel yandaş medya dünyanın eski patronlarının kurduğu İsrail devletine ve Türkiye karşıtlığına hizmet etmektedir. İslamafobiyi yaratan Newyork Times, Guardiyan ve walt setret Journal gazeteleri küresel algıyı yanlış yönlendirmiş ve dünyayı karanlık hale getiren haberler yapmışlardır.
· Ortadoğu’da güç merkezi olan Türkiye’ye ve barışçıl politikasına gizliden plan yapanlar var.. Türkiye’nin Ortadoğu modelliğinden rahatsız olanlar var. Türkiye küresel güce ilerlerken önüne taş koymaya çalışanlar var.
· Hiçbir şeye ses çıkarmamak, kabuğuna çekilip kendi dünyanda kapalı yaşamak doğru değildir. Çevremizin ve küresel sorunların çözümüne destek vermek insani bir görev ve kutsal bir mücadeledir. Kendi içimizde dış politikamızı eleştirenler oluyor. Suriye’yi kınayacaklarına Türkiye’yi kınıyorlar. Başbakan Erdoğan’ın Suriye politikasını kınayanlar bilsinler ki Suriye politikası çok adil, doğru, evrensel ve yerinde bir politikaydı.
· Türkiye büyüdükçe ve küresel bir güç olmaya devam ettikçe terör saldırıları artacaktır. Türkiye insanlık adına doğru olan şeyleri yaparken bu durumu istemeyen ve çıkarlarına ters düşen bir zihniyet de oluşmaktır. Bir tarafta Türkiye sevgisi oluşurken diğer tarafta Türkiye düşmanlığı oluşmaktadır.
· Türkiye küresel güç olmaya devam ettikçe elçiliklerimize, Türk işadamlarına ve Türk okullarına saldırılar görülebilir. Türkiye büyüdükçe Türkiye düşmanlığı da büyüyecektir. Nitekim Ortadoğu’da bunu görmekteyiz.
· Türkiye küresel güç oldukça Türkiye’yi sevenler ve Türkiye’yi sevmeyenler olarak büyük kitleler ortaya çıkacaktır. Türkiye büyüdükçe ülke içinde nasıl terör olayları arttıysa, Türkiye küresel bir güç oldukça Türkiye’ye karşı terör olayları da küreselleşecektir.
· Dış politikada Ahmet Davutoğlu rüzgarı esiyor. Dış ülkelerde sürekli çalışıyor. Dünya gündeminin şekillenmesinde büyük katkısı oluyor.
· Davutoğlu yeni bir Türkiye vizyonuyla yola çıktı. Bu vizyon hem Türkiye hem de dünya adına başarı ve barış getirecektir. Davutoğlu’nun küresel sorunlardaki olumlu çalışmaları saymakla bitmeyecek kadar çoktur.
· Doğruyu haykıran ve zalime dur diyen Türkiye birilerini rahatsız ediyor. Türkiye’ye karşı cephe oluşuyor. İyiler ve kötüler saflarını belirleyecektir.
· Türkiye artık çevresindeki komşularıyla ve küresel sorunlarla ilgilenmektedir. Sömürgeci ve menfaatçi anlayışla değil insani anlayışla olaylara yaklaşmaktadır. Ortadoğu’da müthiş organize oluyoruz. Ortadoğu’da ne kadar karışık olursa olsun Türkiye sevdalısı halklar mutlaka bulunuyor. Hala Devleti Ali Osman’ın kalıntıları var. Ve onun beklentisini taşıyan halklar bulunmaktadır.
· Türkiye Afrika başta olmak üzere 33 yeni temsilcilik açmıştır. Pek çok yerle irtibatlı hale gelmiştir. Diplomatik ilişkiler hat safhadadır.
· Libya’da Kaddafi rejimine karşı oluşan halk devriminde Türkiye doğru yerde durmuş ve arabuluculuk ve yönlendirme gibi doğru çalışmalarda bulunmuştur. Libya’dan tahliyeyi gerçekleştirmiştir.
· Libya’nın sömürgecisi olan Fransa, yeni hükümete para yardımı yaparak kendilerine bağımlı hale getirmek istediler. Ancak Türkiye’de Rabbin kralı insani yardım amaçlı ve hiçbir çıkar gözetmeden Libya’nın kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durabilmesi sağlama amaçlı para yardımı yapmıştır.
· Türkiye, Suriye’ye çözümün yol haritasını gösterdi. Seçimleri, referandumu, anayasa değişikliğini Esad reddetti. Sonra bir iç savaş başladı. Türkiye bu durumun durdurulması için gerek Arap birliğinde gerek BM güvenlik konseyinde çok etkili ve yapıcı çözümler öne sürdü. Rusya ve Çin’in vetosunun ardından Rusya gözlemcisi, Çin gözlemcisi ve Annan gözlemcilerinden sonra sorun çözülmemiş tam tersi artarak kronikleşmiştir.
· Davos toplantılarıyla çeşitli amaçlarda dünya ülkeleri bir araya sıkça gelmektedir.. Krizden çıkış yöntemleri için çabalayan, ve yol gösteren bir Türkiye vardı.
· Davutoğlu’nun özverili çalışmalarıyla ve ekibinin organize hareket etmesi bizleri hayli şaşırtmaktadır. Şu anda Amerika dahil hiçbir ülke dünyanın hiçbir yerinde bu kadar organize olamamaktadır. Türkiye Ortadoğu, Afrika ve Avrupa dahil her bölgede hemen organize olmakta ve faydalı işler sergilemektedirler. İstihbarat çalışmaları, bilgi toplamalar, durum değerlendirmeler ,kriz masaları oluşturmalar, yöntem belirleyip uygulamaya koymalar son derece başarılıdır. Kısacası dış politikada Davutoğlu çok başarılıdır. Yaptığı işler tam organize işler ve büyük başarılardır. Dünya barışına hizmet eden bir Türkiye var.
· Hukuksuz yönetimler Rabbin kralını ve O’na inanan halkı İslamcı teröristler olarak niteliyorlar. İnanan mazlum halkları hedef alarak katliamlar yapmışlardı. Yeryüzünde egemenlerin terörünü gördük. Devlet yönetimlerine sahip olan bu çeteler ve terörist yapılanmalar komplolarla haçlı zihniyetini ortaya çıkarmıştı.
· Rabbin kralıyla Türkiye, zalimlerin korkusu ve paradigması haline geldi. Çünkü Türkiye gerçekleri haykırmaktan ve zalime dur demekten çekinmiyor. Tanrının evrensel dinini sahiplenir haliyle insanlığa fayda sağlıyor.
· Eski Osmanlı anlayışını bekleyen büyük halklar Türkiye’ye yaklaşmaktadırlar. Bu nedenle Ortadoğu’da değişim kitlesel olarak gerçekleşmektedir. Uzak kıtalardaki ülkelerde dahi hala ‘Devlet-i Aliye’ beklentileri ve özlemleriyle yaşayan insanlar vardır. İşte bu anlayışa geçiş döneminde olduğumuz bir gerçektir. Türkiye değişirken dünya da değişmektedir.
· İRAN : İran üzerinden menfaat derdinde oların birlik mücadelesi var. İnsanlığı ve barışı koruyacakları yerde bozgunculuğu ve savaşı istiyorlar. İnsanlığa zarar veriyor. Güvenliğimiz diyerek zulmeden anlayış şeytanın siyah bayrağını sallıyor.
· İran’a başlatılan örtülü savaş hem dış dünyada hem de İran içinde hızla devam ediyor.
· İran’a kara propaganda yapanların oyununu Türkiye bozmuştur. Türkiye barışçıl hamleler yapmıştır. İran ile gerginlik yaratanlar yine savaş siyaseti üzerinden oynamaktadırlar. İhtiyaçtan doğan barışçıl nükleer çalışmayı bahane ederek İran’a saldırı ve operasyona kadar götüren anlayış baştan belliydi.
· Sorunları çözme yolundaki başarılı çalışmaları yapan Türkiye’nin bu olumlu faaliyetleri bozguncuların hoşuna gitmiyor.
· İsrail, İran’ı vurmak için fırsat kolluyor. ABD ve İsrail hükümeti İran için gizli anlaşmalar ve planlar yapıyorlar. İnananların istikrarını bozmak, inananları ortadan kaldırmak, bölgede kargaşa çıkartıp birbirlerine düşürme hesapları yapmaktadırlar. Dünya otoritesi ve egemenliği kaybolan İsrail ve ABD her yolu deneyecektir. Zaten kaybedecek bir şeyimiz yok zaten kaybediyoruz diye İran’a veya Türkiye’ye savaş açmaları muhtemeldir. ABD ve İsrail Rabbin dini için Ahiret için çalışan değil Şeytanın tarafında dünya egemenliği için mücadele eden inançsızların önderleridir. Yecüc ve mecüc amaçlarına ulaşamayacaktır.
· Son aylarda dünyada İran’ı karalama kampanyaları sürekli devam etti. İran ile nükleer silah kelimelerini sürekli beraber telaffuz ettiler. İran nükleer çalışmalarının barışçıl olduğunu ve elektrik ve diğer enerji üretimleri için nükleer çalışmalar yaptığını sürekli söylemektedir. Bunun için de Brezilya ile İran’ın takas anlaşmasına Türkiye arabulucu olmuştu. Dünya atom enerjisi kurumuna kapılarını açan İran nükleer çalışmalarının barışçıl olduğunu göstermişti.
· Bu sefer dünya kamuoyunda İran nükleer silah yapma kapasitesine üç yıl sonra kavuşabilir bu nedenle İran’ın nükleer çalışmaları engellenmelidir söylemleri dünya kamuoyunda yayılmıştı. Binlerce nükleer başlıklı füzelere sahip olan ABD ve İsrail kendilerini dünyanın barış elçileri gibi görüp başkalarının silahlara ulaşmasından korkarak böyle bir anlayışla savaş isteyip halklara zulmetme anlayışı anlamsız gelmektedir.
· İran’daki nükleer bilim adamlarının suikast ile öldürülmesi, ardından Amerikan ve İsrail insansız hava araçlarının İran’a düşmesi İran’a karşı tahrik ve olumsuz çalışmalar olarak nitelenebilir.
· Benyamin Netenyahu, ‘İran’dan gelecek nükleer tehdide karşı zamanın tükendiğini söyleyerek daha fazla bekleyemeyiz.’dedi. ABD başkanı Obama, İran’ın nükleer silah üretmesine engel olunması gerektiği görüşünü tekrarladı. Çok net bir şekilde bütün seçeneklerin masada olduğunu ifade etti. Obama ‘Her zaman İsrail’in arkasındayız ve İsrail’i kollayacağız.’ Dedi.
· Obama “Bütün seçenekler masadadır. Askeri bir hareketin maliyetini görüyoruz.”Obama askeri müdahaleye karşı olduğunu söylese de gizliden istediği bir gerçektir. Obama İsrail ile bağlarımız kopartılamaz dedi. Son günlerdeki vakit tükendi, sabrımız kalmadı gibi söylemlerle İran’a operasyon yapacağını net olarak gösteren İsrail, İran’a vurmayı kafaya koymuş görünüyor.
· İsrail telaşlı ve aceleci bir tavırla İran’a vurma hazırlığı yapıyor. Nedeni de Arap baharıyla başlayan Ortadoğu’nun hızla değişmesi. Emperyal güçlere hizmet eden baskıcı yönetimlerde arka arkaya gelen devrimler ve ayaklanmalar bölgenin eski patronlarını zorluyor. Bu nedenle müdahale amaçlanıyor. Mısır’ın İsrail valisi olan Mübarek devrildi. Müslüman kardeşler yönetimi gelmişti. İsrail bu durumdan hiç memnun olmadı. Ayrıca Suriye’de Esad rejimi de yıllarca halka baskı kurmuştu. Suriyeli muhalifleri Hamas, Hizbullah ve El kaide destekliyor diye ABD dışişleri bakanı Hilari Clinton bunlar destekliyor diye geri duramayız demişti. Bölgedeki değişimi yönetmek istedikleri bir gerçek.. Aslında bu değişim Emperyal güçlerin zulmüne karşıydı. İşte bu durumdan dolayı İsrail bölgeyi karıştırmak, mezhep savaşları çıkartmak, bölgedeki değişime gözdağı vermek gibi niyetlerle savaş arzusunda bulunuyor.
· İsrail Cumhurbaşkanı Peres İran’a ‘Bizler düşman doğmadık düşman gibi yaşamamıza gerek yok’ diyor. Gören de İsrail’i barış isteyenler sanacak. İran’a ve dünyaya barış mesajları vermekle İran’ı kötü durumda göstermeleri sadece bir taktiktir. Pers gerçekleri çarpıtıyor. Savaşı isteyen bir İsrail varken, Filistin halkına zulüm uygularken kalkıp barış mesajları vermek tam bir aldatmacadır. Küresel medya ile insanları aldatmaya çalışsa da artık dünya gerçekleri görüyor. İsrail barış ve dostluğu arzulayan bir ülke olsaydı silah satmaz, kişisel operasyonlar yapmaz, Savaş ve çatışma çıkartmazdı. Mısır’ı yöneterek uzun süre mısır halkına zulmetti. Irak, Afganistan, Pakistan, Ortadoğu gibi pek çok yere savaşta İsrail’in parmağı vardır. Tüm Ortadoğu’yu para, güç ve silahla sindirdi. Güçlü devletlerin kurduğu bozguncu bir ülke olmaktan başka olmadı.
· İsrail Başbakan yardımcısı Silvan Şalom: ‘İranlılar pers imparatorluğunu canlandırmak, Ortadoğu’da rejim değişiklikleri yapmak, bölgedeki tüm petrol sahalarını ele geçirmek ve nükleer bomba yapmak istiyorlar. Böylece dünyada süper güç olabileceklerini düşünüyorlar.’ dedi. BM’de temaslarının ardından gazetecilere konuşan Şalom aslında yıllarca güttükleri kendi siyasetlerini kusmuştur. Bu tür kaygılarla yaşayan süper güçler silahla üstünlük kurulduğunu sanıyorlar. Kendilerince olmadık senaryolar uyduruyorlar. Böylece savaş fırsatları arıyorlar. Bunlar sırf kendi egemenlikleri içindir. Küresel sömürgeciler bahanelerle pek çok ülkeye saldırmışlardı. Bunun örneklerini dünya çok görmüştür.
· Tahran'da İran, Türkiye ve Brezilya tarafından açıklanan uranyum takası anlaşması ABD’nin hoşuna gitmemişti. Ardından BM güvenlik konseyinde İran’a yaptırım kararı oy çokluğuyla çıksa da Türkiye ve Brezilya yaptırıma hayır kararı vermişti. Türkiye her durumda bölgede savaş istemediğini vurgulamaktadır. Ve İran’ın enerji ihtiyacı içini barışçıl amaçlı nükleer ihtiyacı olabileceğini söylemiştir.
· Almanya başbakanı Angela Merkel ile İsrail başbakanı Bünyamin Netenyahu ile görüşmesinde İran a nükleer programı ile ilgili olarak müzakere çağrısında bulunuyor. Netenyahu kimi aldatıyor. İran kapılarını açmıştı, müzakereleri en başından kabul etmişti. Barışçıl çalışmalarını dünyaya ispatlamıştı. Ancak karalama kampanyalarıyla İran ı haksız göstermeye çalışıyorlar. Netenyahu İran’a yapılan yaptırımlardan memnun kaldığını söylerken Filistin ile tüm müzakereleri de tıkıyor.
· İran, Suriye siyasetinden dolayı Türkiye hakkında olumsuz açıklamalar yapmaktadır. İran bir taraftan Türkiye-ABD ile müttefiktir diyor. Diğer yandan Suriye muhaliflerine el-kaide diyor. Bir taraftan İsrail’e tepki gösteriyor diğer taraftan İsrail’e tepki gösteren Türkiye’yi İsrail ile bir safta tutuyor. İran’da menfaatleri doğrultusunda kararlar almaktadır. Türk uçağının Suriye tarafından düşürülmesine ABD-Türkiye müttefiklerinin kendi oyunu şeklinde açıklamalar yapmaktadırlar. Suriye muhalifleri gibi büyük halk devrimlerini terör olarak nitelerken hak çizgisinden ayrılmaktadır.
· Türkiye Irak’ta, Libya’da saldıran taraf olmadı. Hatta İran’a saldırı niyetlerinde bile hakkı savundu. Buna Rağmen Türkiye’yi Amerikan kölesi, İsrail taraftarı gibi gösteren Esad ve İran’lı Safevi kendilerini inanan ve doğru yolda nasıl sanmaktadırlar. Sadece Ortadoğu değil dünya zulümlere dur diyecektir. Türkiye bu konuda doğru yerde durdu, zulmeden değil birleştiren taraf oldu. Türkiye’nin insancıl siyaseti, inanmayan sömürücülerin hoşlarına gitmemektedir.
· Amerika Savunma Bakanı Leon Panetta, İsrail’in birkaç ay içinde İran’a saldırabileceğini söylüyor. Bu arada Amerikan basın yayın organları, Savaş durumunu, İsrail ile ortak çalışmayı ve Amerika’yla İsrail’in İran’a ne kadar süre verilmesi gerektiği konusunu tartışıyorlar. İran’ın nükleer programını tehdit olarak gören İsrail, Tahran’a karşı askeri kuvvete başvuracağını iyice dillendirdi. Amerika: İran’ın nükleer programının ciddi bir tehdit olduğunu sürekli vurguluyor. ABD ve İsrail basınında sürekli İran’a savaş stratejileri konuşuluyor. Küresel bilinci savaşın haklılığına alıştırıyorlar.
· Ekonomisi savaş siyaseti üzerine kurulu ABD’nin Irak savaşını bitirdik imajının ardından yeni bir kazanç yolu mu buldu sorusunu akla getiriyor. ABD başkanı Obama ve Savunma bakanı Panette “Kimsenin kuşkusu olmasın: Amerika İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemeye kararlıdır, bu yüzden İran’ın hedefine ulaşmasını önlemek için hiçbir seçeneği göz ardı etmeyecektir.” İbarelerini kullanmakla yeni pazarını seçtiğini göstermiştir. Küresel medyaya İran’ın sivil nükleer programını silah geliştirme çabaları olarak anlatılıyordu. İsrailli liderler sürekli İran’ın nükleer bombaya sahip olmasını önlenmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Zalimler kendi medyalarında ‘İran, Nükleer silah, nükleer bomba, nükleer başlık gibi kelimeleri sürekli birlikte kullanarak İran’ın nükleer silah yaptığı imajını vererek ve halka inandırarak savaş amaçlarını gerçekleştiriyorlar.
· Önce İsrail İran’a vuracak mı soruları soruluyordu. Sonra insanların psikolojisi hazır hale getirildi. Şimdi İsrail İran’a ne zaman vuracak diyorlar. Aylarca haftalarca ABD ve İsrail medyalarında İran’a vurmayı, izlenecek yolu ve stratejileri konuştular.
· Amaçları Ortadoğu’da kargaşayı sağlayıp yüksek oranda ucuza silah satıp birbirlerine düşürüp savaş çıkartmak. Bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve kaosta bırakmak istiyorlar. İnananları böyle yok edebileceklerine inanıyorlar.
· ABD ve İsrail basını İran’a savaşı konuşuyorlar. Tam iki ay boyunca İran’a saldırının faydalarını ve zararlarını konuştular. İran’a saldırırsak ters tepebilir diye çekindiler. Ortadoğu’da ki Arap baharı İsrail’i ve ABD yönetimini endişelendirmiştir. Çünkü Sömürgelerini kaybetmektedirler. ABD ve İsrail’e bağlı cuntacı yönetimler ülkenin kaynaklarını kendilerine akıtır, halkı sömürürlerdi. İşte bu inançsız anlayışın Ortadoğu’da yıkılmasıyla başlayan değişim sürecinde eski egemenliklerini kaybetme korkusu yaşayanlar savaş fırsatları kollamaktadırlar. Mısır’ın Müslüman kardeşler gibi inançlı bir yönetime geçmesi, Suriye’de inançlı halkın mücadelesi zulüm eden eski egemen ülkeleri korkutmaktadır.
· Yeni Delhi’de İsrail diplomatlarına yapılan saldırı ve Taylan’da İsrail büyükelçiliğine eylem yapacakken yakalanma olayında da İran günah keçisi ilan edilip hedef gösterilmeye çalışılmaktadır. İran gazına ve petrollerine göz diken İsrail’in en büyük hedefi mezhep savaşları ve istikrarsız Ortadoğu’dur.
· ABD ve İsrail medyasında İran’a saldırı programları geniş yer buldu. İran’a saldırı haberleri dünya kamuoyuna yayılmıştı. Kanada ve İngiltere gibi pek çok ülkeden ‘Zamanı değil, İran’a saldırma!’ çağrısı yapılmıştı. Obama, bir taraftan İsrail’i uyarırken diğer taraftan ‘İsrail’in güvenliğini sağlayacağız ve geçmişte olduğu gibi her zaman İsrail’in yanında olacağız.’ dedi.
· Irak’tan çekilme görüntüleri ve Türkiye’ye füze kalkanı yerleştirilmesi İran’a saldırının ön hazırlığı sayılabilir.
· İran’da nükleer bilim adamlarının suikast ile öldürülmesi, ABD ve İsrail insansız hava araçlarının İran toprak sahalarına düşmesi gibi olayları da eklersek İran üzerinde birtakım hesaplar yapıldığı anlaşılıyor.
· İsrail neden İran’a saldırmak istiyor. Nükleer silahlara sahip olabilir diye mi? Tabi ki hayır. Aslında İsrail’in savaş isteme mantığı bambaşkadır.
· İsrail, Mübarek’in devrilmesiyle Mısır üzerinde egemenliğini kaybetmiştir. Libya, Lübnan ve Suriye gibi ülkelerde mazlum halklar özgürlük için harekete geçmesi İsrail ile işbirliği yapan hükümetlerin düşmesine neden olmaktadır. Arap baharı, İsrail yanlısı baskıcı hükümetlere karşı bir başkaldırıdır. Ortadoğu’da İsrail etkinliğini kaybetmeye başladı. Bu durumun etkisiyle bölgeyi karıştıracak kritik nokta olan İran’a saldırıyı düşünüyor olabilir.
· İsrail savunma bakanı İran’a vurmaya hazırız. Bu güce sahibiz diyor. Savaş hallerinden bahsederek küresel anlayışı savaş psikolojisine sokuyor. Tüm olaylar değerlendirildiğinde İsrail’in İran’a saldırı konusunda kararlı olduğu anlaşılıyor.
· Kenya ve Tayland’da İsrailli diplomatlara saldırı düzenlenmesinin ardından Bulgaristan’da da Yahudi asıllı bir otobüse saldırı düzenlenmişti. Saldıranların kim oldukları hakkında hiçbir bilgi yokken İsrail bu durumları fırsat bilip İran’a saldırı siyaseti gütmektedir. Dünya’da İran’a karşı bir saldırı algısı yaratmaya çalışan İsrail savaş siyaseti gütmektedir.
· İsrail ile Rum Kesimi arasında savunma ve işbirliği anlaşması yapıldı. İsrail'in Türkiye ile ilişkileri bozulduktan sonra Balkan ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi. İsrail, Ermenistan, Yunanistan, PKK, Suriye yönetimi gibi Türkiye düşmanlarıyla dostluklar kurmaya çalışmaktadır. İsrail küresel Türkiye düşmanlığı yapmaktadır. Türkiye düşmanlığına öncülük yapmakta ve organize etmektedir. İsrail, bu çerçevede son birkaç yıldır Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan ile diplomatik alanlara ek olarak askerî alanda da yeni hamleler yapıyor, bu ülkelerle ortak hava tatbikatları icra ediyor. Bunlar elbette Türkiye'yi batı yönünden de baskı altına alma hamleleri olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin de bu hamlelere duyarsız ve ilgisiz kalması da elbette düşünülemez. Diğer yandan, İsrail bu yeni baskı stratejisi uyarınca Kıbrıs Rum Kesimi ile de son yıllarda çok yakın ilişkilere girmiş, bunları güçlendirme ve çeşitlendirme yolunda yoğun çaba sarf etmeye başlamış bulunuyor.
· İSRAİL : İsrail’in ne bölgesine ne de uluslar arası topluma bir faydası oldu. Sürekli diklenen, şımarık, bozguncu bir tablo çizdi. Filistin’e yaşam hakkı tanımayan İsrail hükümeti barışa hiç yanaşmadı. Dünya barışına hiçbir katkısı olmadığı gibi bölgesel savaşları bizzat körükleyen taraf olmuştu.
· İsrail, bölgede insanlığın her türlü suçunu işlemiştir. Batı İsrail’i doğu Filistin’i destekliyor.
· Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e ilk tepkisi Van munit le başlamış ve Mavi Marmara olayıyla hız kazanmıştır. Ancak asıl tıkanıklık Mavi Marmara raporu sonucuna gösterilen tepkiyle doruğa ulaşmıştır.
· İsrail in eski askeri istihbarat başkanı Amos Yadlin İran nükleer bomba yapmak için her şeye sahip İranlı liderler Nükleer bomba yapmak için karar alırlarsa bu güce sahipler diye gazeteye demeç
· İsrail Gazze’ye vurmaya devam edeceğini söyledi ve daha yeni başladık dedi. Obama’nın ikinci defa seçilmesinin hemen ardında bölgeyi karıştırmaya koyuldu. Gazze’ye saldırdı. Dünyadan tepkiler yükseldi. Arap birliği ve Ahmet Davutoğlu İsrail’in saldırganlığına tepki gösterdi. Türkiye’nin tavırlarından ve yükselişinden rahatsız olanlar taşkınlığa başvurmaktadırlar.
· Ortadoğu’nun karışmasını isteyen İsrail ve ABD hükümeti bölgeyi silahlandırmak istiyor. Hem silah satışı yapmayı ve hem de insanların birbirlerini öldürmesini istiyorlar. Böylece bir taşta iki kuş vuracaklar.
· Ortadoğu’da yıllarca Şii-Sünni çatışması isteyenlere karşı bugün Rabbin kralıyla Türkiye var. Türkiye savaş ve kardeş kavgasını engelleme çabaları sürmektedir.
· İran ve İsrail son zamanlarda birbirlerine karşı sert söylemlerini arttırmaya başlamıştır. Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Ehud Barak'ın “çok geç olmadan” İran'ın nükleer tesislerini bombalama kararı aldı. Gazete manşetleri ve televizyon kanallarının hararetli tartışma programlarına göre Netanyahu ve Barak, ülkenin ana müttefiki ABD'nin yanı sıra İsrail yönetici kadrosunun itirazlarına rağmen her şeyi göze aldı.
· Petrol fiyatlarını yükseltmek için de İran oyunu oynanıyor.
· İsrail bölgesinde huzur ve birliktelikten rahatsız olmaktadır. Filistin lideri Mahmut Abbas ile Hamas’ın koalisyon girişimlerine karşı çıkıyor. Yıllarca bu iki anlayışı bölmüş ve birbirlerine kışkırtmıştı. Demokratik seçimle gelen ve çoğunluk halkı temsil eden halkı yani Hamas liderliğini terör olarak nitelediler. Kendilerine itaatkar bir yönetim amaçlamışlar ve tek tek inananları öldürmüşlerdi. Her ulus diğer ulusun siyasi demokrasisine saygı göstermelidir. İsrail bunu yapmamıştır.
· İsrail adı ile İsrail siyaseti birbiriyle tam çelişiyor. İsrail Tanrının halkı olarak nitelenir. Ancak Tanrıya karşı siyaset anlayışına sahip olmuştur. Savaş siyasetiyle, bozgunculukla hareket eden bir İsrail devleti vardır. Tanrının yeryüzünde barış, sevgi ve kardeşlik inşasına karşı bir tavır sergilemektedirler. Bozguncu zenginlerin kurduğu bu devlet Ortadoğu’yu nasıl karıştırırız ve bu halkları nasıl güderiz anlayışıyla İsrail devleti kurulmuştur. Rabbin İsrail halkı İsrail devletinin düşmanlık ettiği inançlı Ortadoğu halklarıdır. İsrail devleti ismi ile tamamen çelişen bir yapıdadır.
· İsrail askeri istihbarat raporunda ‘Arap baharıyla iktidara gelen İslami eğilimli yönetimler İsrail için tehdit oluşturuyor.’ Denmiştir.
· İsrail donanmasını yeni denizaltılarla güçlendiriyor diye haber yaparak göz dağı vermeye çalışıyorlar. Bir taraftan da silah satmayı ve bölgeyi kızıştırmayı amaçlıyorlar. Güç gösterisi yapanlar Orman kanunu gibi düzeni güçle mi yoksa adil düzenle mi sağlayacaklar. Gücün egemenliğine inananlar demokrasiye ve insan haklarına hizmet edemezler. Yeryüzünde iyi düzen adaletle, barışla sevgiyle olur. Yani Rabbin diniyle olur.
· İsrail başbakanı Netenyahu saldırı yapmayan, şiddet uygulamayan tehdit etmeyen İran’a yüklenerek aslında kendisi bölgenin ve dünyanın istikrarını bozuyor. İran dünyanın istikrarını bozuyor derken kendi bozgunculuklarını göremeyecek kadar cahiller. Saldıran daima suçludur ve İsrail işgalci bir kuvvettir. Nükleer ve kimyasal silahlara fazlaca sahip olan İsrail kendinde nasıl bir yetki buluyor da nükleer silah üretebilir diye İran’a saldırmayı düşünebiliyor. İsrail bu hakkı nereden alıyor. Hesap sorma ve sindirme yetkisini insanlık adına mı alıyor
· İsrail gizli servisi Mossad’a bağlı ajanlar ve CAI ajanları da Pakistan, Afganistan, İran ve Irak gibi pek çok ülkede gizli operasyonlar yaparak suikastler gerçekleştirdiler.
· ABD : ABD den yapılan açıklamaların söyleyiş tarzı bile aldatıcıdır. Mesela Amerikan askerlerinin üç Afganlı cesedin üzerine işerken çekilen videonun kamuoyuna yansımasına ABD yetkililerinden ilginç yorumlar geliyor. Mesela Askerlerin gerçekten asker mi olduğu bilinmiyor diyorlar. Bir diğeri ‘görüntünün gerçek olmadığına dair bir bulgumuz yok.’ Diyor. Dolaylı ve aldatışlı aynı zamanda yönlendirici söyleyiş tarzları yıllarca yaptıkları şeylerdir. Olayların üstü örtülür, gizlenir, unutturulur, yalanlanır, vs olaylar pek çok yere çekilirdi. Böylece kafa karıştırılır ve farklı bir çizgiye yönlendirilirdi. Gerçeklerden uzaklaştırılırdı. 11 Eylül den sonraki süreçte de böyle yapmışlardı.
· ABD başkanı Obama’nın dünyanın hala lideri biziz, Ortadoğu da hala biz varız. Gibi söylemleri Türkiye’nin etkin barış çabasından dolayıdır. Obama Türkiye’yi kendine risk görüyor ve dünya egemenliğini Türkiye ye bırakmak istemiyor.
· Dünya da örtülü ABD-TÜRKİYE güç savaşı var.
· Obama, küresel vesayetçilere hizmet etmektedir. Hukuksuzlukla dünyayı yönetenlere ve sömürenlere kul olmuştur.
· Obama söylediğinin tersini yapan aldatıcı bir liderdir. Sonuncu ve en tehlikeli deccaldir. İsrail idealini yerine getirmeye çalışırken İslam camiasının sempatisini almaya çalışmış ve Ortadoğu’da popülerlik sağlamıştı. RTE ile ortak hareket ediyor imajı vermişti. Obama ikiyüzlü haliyle insanları aldatmıştı. Ancak bu aldatmaca elbette bir zamana kadar sürecekti.
· Obama’nın İngiltere’de ve kendi ülkesinde dünyanın lideri hala biziz gibi söylemleri liderliğinden şüphe ettiğini gösterdiğini ve Ortadoğu dahil dünyada hakimiyetini kaybettiğini göstermektedir. Aslında Ortadoğu da ABD yoktur. Bütün işlerde Türkiye’ye danışmaktadır. 2011 yılında en çok yazışmayı ve haberleşmeyi Türkiye ile yapan ABD İngiltere ve İsrail ile yaptığı görüşmeler daha alt seviyelere düşmüştür.
· Amerikan hükümeti dünyanın her yerinde diye büyükleniyorlar. Kendi kendilerine güven veriyorlar. Sadece kendilerini kandırıyorlar. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Onlar bilsinler ki ne Ortadoğudalar ne de dünyadalar. Güçle, korkutmayla, tehditle ve baskıyla yönettikleri dünya; artık zalimlerin egemenliğine dur diyor. Rab Tanrı, gökte göründü ve bizzat değişimi gerçekleştiriyor.
· Türkiye yükselen güç. ABD her ne kadar Türkiye yi kullansa da Türkiye de kullanıldığının farkındadır. Elbetteki değişim böyle gerçekleşecektir. Bir taraftan büyüyen ve dünyaya kendini ilan eden ve dünya halkından destek bulan bir Türkiye gelecekte haksızlığa dur diyecek ve adaleti daha da önceleyecektir. ABD nin bu çıkar dostluğu, Türkiye nin büyüyene kadar güçlüye boyun eğmesi değişim gününün gelmesine kadardır. Ancak Türkiye devrim yaparken yıkan yok eden değil. Düzelten ve uyarlayan ve birleştirici ülke olacaktır.
· ABD istihbaratı Türkiye’yi uyarıyor. Kudüs ordusu adlı terör örgütü eylem yapmak için Türkiye’ye girdi deniyor. Ya hu burası İsrail mi. Bu yalanan kim inanır. Böyle iddialarla ne amaçlanmaya çalışılıyor. Türkiye’yi kendi taraflarına çekmeye mi çalışıyorlar.
· ABD Teksas valisi Türkiyeli yöneticiler için İslamcı teröristler hitabında bulunmuştu. İşte dünyada inananlara bu anlayışla bakanlar savaş çağını başlattılar. İslamcı terörist yöneticiler, lafı onların karanlık ve acımasız zihniyetini göstermektedir. Yıllarca bu anlayışla Irak’a, Afganistan’a, Pakistan’a ve pek çok yere saldırmışlardı.
· Dünya barışı ve Adaleti konusunda ABD ve Türkiye arasında ciddi bir mücadele var.
· ABD, Avrupa ülkeleri ve dev şirketler CIA den Türkiye ile ilgili bilgiler almışlardır. Türkiye ile ilgili her türlü bilgileri topluyorlar. Enerji anlaşmaları, büyümesi, şirketleri, insan gücü, silah gücü, Ortadoğu’daki stratejileri, PKK’sı, Askeri gücü gibi her türlü bilgileri toplamaktadırlar. Türkiye’yi izleyenler nasıl Türkiye’yi karıştırırız hesabı yapıyorlar.
· Küresel güçler nükleer silahlarda da ileri dereceye vardılar. Silahlara sahip olan zalim egemenler, dünya için tehdittir. Zaten silahlanma siyasetiyle savaşlar açan ve insanlığa zulmeden yine onlardır.
· FİLİSTİN : Filistin topraklarına yerleşerek Filistin halkına yıllarca baskı uygulandı. Filistini duvarlar çevirerek açık hava hapishanesine çevirirseniz elbette yaşam mücadelesi vereceklerdir. Zalimlerin uyguladıkları zulüm yüzünden yıllarca hayatta kalma mücadelesi verdiler. Şimdi kalkıp İsrail in güvenliğini tehdit ediyorlar diyerek haklı ve barışçıl olduklarını iddia edecek kadar akılsızlar. Şeytanın etkisiyle Ortadoğu topraklarına gelenler zulüm, bozgunculuk ve savaştan başka bir şey getirmediler. Hem Filistin topraklarına gireceksiniz, şiddet uygulayacaksınız bozgunculukla halka ve bölgeye zulmedeceksiniz hem de kendinizi barışçı ilan edeceksiniz. Kim inanır bunlara.
· Yıllarca Filistin’e uygulanan zulüm ve bölgede süren gerginlik artık insanlıları bıktırmıştır. Artık insanlık Filistin’in tanınmasının arkasındadır. İsrail zulmünün durması demek dünya barışının sağlanması demektir. Çünkü dünya iki kutuplu durumdadır. İsrail’in arkasında olanlar ve Filistin’in arkasında olanlar. Yıllarca süren bu mücadelenin sonucunda kimin mazlum ve kimin zalim taraf olduğu anlaşılmıştır. Artık İsrail’in güvenliği değil de dünyanın güvenliği için İsrail anlayışına son vermek gereklidir.
· İsrail-Filistin sorununun uzamasının bedelini tüm Ortadoğu ve dünya halkları ödüyor. İsrail yönetiminin ardındakiler sırf çıkarlarından dolayı çözüme hayır dediler. Çözüm istemeyenler silah, petrol, egemenlik gibi kazançlarından dolayı çözümü tıkıyorlar.
· İsrail başbakanı Netenyahu Filistin deki bütünleşmeden rahatsızdır. Çünkü onlar hep böldüler ve parçaladılar. Mısır’da ve tüm Ortadoğu’da ki değişimden de rahatsızlar. Bu değişimleri nasıl engelleriz diye türlü planlar kuruyorlar.
· PAKİSTAN :Afganistan da son üç yılda sivil kayıp yüz bini bulmuştur. Orada büyük bir katliam yapıldı.
· Afganistan’da bir Amerikan askeri sivil bir eve girerek dokuzu çocuk on altı kişiyi öldürdü. Hunharca yapılan bu insansızlığın ardında canice bir anlayış var. İşte o anlayış gerçekte dünyadaki tüm inananlara da saldırmış ve dünya savaş ve kargaşalarla dolu bir dönem geçiriyor.
· Pakistan da ki siyasi gerginlik de Asya baharını başlatacak. İnananlarla inanmayanların mücadelesi her yerde devam edecek. Askeri cunta yıkılmadıkça ve çıkar hesaplarında olanların egemenliği kırılmadıkça iyi bir düzen görmeyecekler.
· Amerikalı bir askerin Afganistan’da ki NATO üssünde kuran yakma eylemi. Dini değerlere saygı göstermedikleri gibi dini aşağıladılar. Sanki bir din savaşı gibi insanları düşmanca görüp öldürme anlayışı vardı.
· Birleşmiş milletler adıyla dünya devletini kurup yönetenler gerçekten dünya milletlerinin temsil ettiği bir küresel devlet miydi? Yoksa dünya hazinelerine sahip zalimlerin terörcü yapılanması mıydı.? Ulusları ordular yönetti. Ordular, silah aldığı kaynaklara sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Küresel yönetim silah üretip satanların yönetimiydi. Her yerde askeri yönetimler sivil halka yani mazlum insanoğluna baskı kurmuşlardı. Ordulara egemen olanlar, halklarına zulmettiler. Savaş istediler ve insanlığa zulmettiler.
· ABD ve NATO askerleri canice sivilleri çoluk çocuk demeden keyfi eğlence olsun diye öldürürlerdi. Sanki hayvan avına giden avcı gibi gizlice masum sivilleri öldürürlerdi. Irak ta Ebu garip cezaevinde yaptıkları işkenceler insanlık dışıydı. Kadınlara kızlara tecavüz ettiler, cezaevinde insanları çıplak ıslatıp işkence yaptılar, organ ticareti yaptılar. Türlü işkenceler ve iğrençlikler yaptılar. Afganistan da ABD askerleri ölülerin üzerine işediler. Çok zalimlerdi ve insanlık namına bir şeyleri yoktu.
· Pakistan Askerlerinin Afganistan-Pakistan sınırında defalarca uyarılmasına rağmen NATO askerleri ısrarla Pakistan askerlerini vurmuştur. Pakistan askerlerinin NATO askerleri tarafından vurulması bilinçli bir gözdağıydı. Pakistan hükümeti bu olay için toplanmış ve kınama kararı almıştı.
· NATO dünyaya zulmedenlerin askeri gücü olmuş. NATO güvenirliliğini yitirmiştir. NATO askerleri sanki haçlı seferleri yapıyorlarmış gibi Irak’taki sivil katliamlar yaptı.
· Irak’ta Afganistan’da, Pakistan’da, İran’da ve pek çok yerde inananları öldürmekten zevk alıyorlardı.
· Pakistan halkını yıllarca küçük gördüler. Kutsalları yıkıldı. İnsanlıklarını ayaklar altına aldılar. Hayvan gibi görüp güttüler. Karıştırdılar. Birbirlerine düşürdüler. Mazlum ve asil halk Rabbin yardımını elbette görecektir. Rab kibirli zulmedicileri elbette cezalandıracaktır.
· Pakistan halkına yapılan baskı, oyalama ve aldatmacalarla uzun süre sıkıntı çektirdiler. Artık Pakistan uyanacaktır. Obama ve NATO ülkeleri artık Pakistan’ı kullanamayacaklar. Bölgenin kilit ülkesi Pakistan’a yıllarca haksızlık edilmiştir. Halk silah üzerinden sömürdüler.
· IRAK : İstikrarsız bırakılan Irak ta her gün yüzlerce insan ölmektedir.
· Amerikan mandacılığındaki Irak başbakanı Nuri el Maliki Türkiye aleyhine beyanatlar veriken Türk büyükelçiliğine saldırılar oluyor. Irakta birliği isteyen ve demokrasi ve barışı için çabalayan Türkiye’den bazı Amerikalılar rahatsız oluyor. Etnik ve mezhep çatışmasına sürüklenmeye çalışılan Irakta barışı tesis etmek için yol gösterici ve yapıcı çalışmalarıyla Türkiye sayısız örnekler sergilemiştir. Bu söylemlerin arkasında başka güçlerin olduğu kesindir. Ayrıca etnik gruplar ve mezhepler arasındaki soğuk savaş da bu tür tepkileri ortaya çıkartabiliyor. Maliki bir devlet başkanı gibi değil de bir örgüt lideri gibi hareket etmektedir. Amerikan güçleri Iraktan çekilerek Irak’ı öylece kaosta bıraktılar. Barışı ve demokrasiyi tesis etmeden çıktılar.
· Türkiye’nin Irak’ta istikrarı ve toprak bütünlüğünü sağlama çalışmaları, mezhep kavgalarını önleme girişimleri hep olmuştur. Yine Davutoğlu’nun çalışmalarıyla Kuzey Irak Kürt yönetimiyle ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi ve yüksek seviyededir.
· MISIR : Mısır’ın El-Kaide lideri El Zevahiri, İsrail ve ABD tarafından bilerek yakalanmıyordu. Terörün varlığını isteyenler bizzat terör üzerinden beslenerek küresel mücadelelerini meşru kılıyorlardı.
· Mısır da İnananlar yıllarca uyutuldular. Bastırıldılar. Sindirildiler. İsrail egemenliğindeki inançsızların yapmadıkları infazlar kalmadı. Müslüman kardeşlerin altı üyesi idam edilmişti, gizli katliamları ve sinsi planlar Mısır’da hep sürdü. Rabbin egemenliği gelince yıllarca süren baskıcı rejim devrildi.
· Mısır’da Mübarek rejiminin devamı olan ordu İsrail egemenliğini sürdürmeye çalışıyor. Değişim Mısır’da devam ediyor. Sıkıntılı kargaşalı süreçler yaşanıyor ve yaşanacaktır da. Eskiyi yöneten zulmedenler halkın isyanına direniyorlar. Güçte hala eski egemenlerdedir. Mısır’ın cuntacı yönetimi, sivillere ‘inanan halka’ yönetimi devretmemekte direnmektedir. Cuntacılar İsrail yanlısı inançsızlardır. Yönetim tamamen inananlara geçmedikçe olaylar dinmeyecektir.
· Mısırlılar Orduya halkın yanında ol çağrısı yapmıştı. Mısırlılar askeri egemenliği protesto ediyor. Sivilleşme Mısır’da da görülmektedir. Özgürlük ve eşitlikle tanışan halklar yeni anayasa çalışmaları yapmaktadırlar. Mübarek gitse de eski düzenden beslenen yandaşlar İsrail yanlısı tavırlar sergilemektedir. Mısır’ın CHP anlayışı halkla mücadele ediyor.
· Mısır, Türkiye’nin tek yumurta ikizidir. Mısır ile Türkiye kardeştir ve aynı kaderi paylaşan kardeşlerdir. Her iki ülke de zalimlerin egemenliğinden kurtulma çabası vermektedir. Tarih boyunca Mısır ve Türkiye merkezli dünya dönemi yaşanmıştır. Adalet ve barış bu merkezlerden desteklenmiştir.
· Mısır da İnanan halkı temsil eden Müslüman kardeşler partisi yönetime gelmişti. Eski dikta ve onlara bağlı cunta İsrail’e ve ABD ye hizmet ediyordu. Mısır o dönemlerde İsrail ve ABD’nin idi.
· Türkiye başbakanı (Mehdi) Erdoğan 17.11.2012 tarihinde Mısır ziyareti öncesinde İsrail Gazze’yi bombalamıştır. Düşmansı ve saldırgan tavrını gösteren İsrail, Türkiye-Mısır yakınlaşmasını istememekte ve bir mesaj vermektedir. Bu mesaj değişen Ortadoğu’da gücümü kaybetsem de ‘Silahlı gücümle ben varım.’ Demektedir.
· Mısır Cumhurbaşkanı Mursi özgürlüklerin arttırılması ve cumhuriyetin tam ilanı için yeni anayasa çalışmaları başlattı. Ancak muhalefet ve ardındaki küresel güçler yeni anayasa çalışmalarını tıkamaya çalışıyorlar. Küresel güçler Mısır’ı kaosa sürüklemek istiyorlar. Türkiye, Mısır’ın yanında olacaktır.
· SURİYE : Türkiye Suriye’de azınlığın çoğunluğa baskıyla hükmedişini değil halkın taleplerine uygun adil bir iradeyi arzulamaktadır. Türkiye bu hali çok etkin yaşadığından Arap baharını iyi anlamakta ve bölge halklarına destek vermektedir.
· Suriye de Orduya hakim cuntacılara karşı halkın yanında olan orduyla ikiye ayrılmış durumdadır. İnanan mazlum halkın yanında olan özgür Suriye ordusu ile inançsızların baskısıyla zulmeden cuntacı ordu karşı karşıya savaşmaktadır. Suriye’de mazlumlar öldürülüyor.
· Suriye de ilk olaylar başladığında Türkiye Esad’a yol göstermiş referandumlar ve yeni anayasa çalışmaları yaparak halkının taleplerine karşılık ver diye tavsiyelerle barışçıl bir niyetle yol göstericilik yapmıştı. Esad Türkiye’nin önerilerini değerlendirse de Aşiret ve ordu içindeki güçlerle bunu başaramadığı gibi onlara uyarak öncülük etmeye de devam etti.
· Türkiye pek çok barışçıl çabalara tavsiyelere imza attı ancak Esad rejimi değişimi anlayamadı ve direnmeye karar verdi. Barışçıl yollardan umudunu kesen Türkiye sert uyarılarla ve Arap birliğiyle hareket etmeye başladı. Bu arada Esad her geçen gün halka şiddeti arttırmaya devam etti. Bu arada Suriye ordusu da ikiye bölündü. Esad diktası yanlılarıyla mazlum halk yanlıları birbirleriyle çatışmaya başladılar.
· Türkiye pek çok barışçıl çabalara tavsiyelere imza attı ancak Esad rejimi değişimi anlayamadı ve direnmeye karar verdi. Barışçıl yollardan umudunu kesen Türkiye sert uyarılarla ve Arap birliğiyle hareket etmeye başladı. Bu arada Esad her geçen gün halka şiddeti arttırmaya devam etti. Bu arada Suriye ordusu da ikiye bölündü. Esad diktası yanlılarıyla mazlum halk yanlıları birbirleriyle çatışmaya başladılar.
· Türkiye her seferinde ölümlerin durdurulması çağrısı yaptı. Arap birliği çalışmalarıyla yaptırım kararları çıkarttı ve bunu birleşmiş Milletlere sundular. Ancak BM daimi üyelerinden Rusya ve Çin veto etti. Daimi üyelerden birinin bile veto etmesi kararı engellerdi. Türkiye her seferinde Suriye ye askeri bir operasyona karşı olduğunu yineledi. Zaten yaptırım kararlarını BM den çıkarmasının amacı Libya’nın eski sömürgecisi olan Fransa’nın apar topar Libya’ya saldırması gibi bir durumu önlemekti. Suriye’nin eski sömürgecisi de Rusya dır. Babası hafız Esada en büyük desteği veren Rusya bugün Suriye’ye yaptırıma en sert tepkiyi vermektedir. Hatta birkaç denizaltısını bölgeye gönderdiği söylentileri dünya gündemine oturmuştu. Her seferinde Suriye’nin yanında olduğunu bildiren putin ucuza yapmış olduğu petrol ve doğalgaz kazancını kaybetmek istemiyor. Bu arada Suriye’nin Çin’e de ucuz doğalgaz satışı taahhüdü verdiği söylentileri dolaşmıştı.
· Küresel güçler insan ölümlerine göz yumuldu. Ölümler ve olaylar arttıkça Suriye’de zulümden dolayı Rusya ve Çin’e tepkiler büyüyecektir.
· Rusya, Esad yönetimine destek vermiştir. Suriye’de PKK’ya destek vermiştir. Ayrıca Rusya’da PKK’ya destek vermiştir. Teröristlerden Rus yapımı silahlar vardır. Rusya’nın eli kanlıdır. Rusya’dan Suriye’ye giden uçakta askeri mühimmatların bulunması bu desteği açıkça göstermektedir.
· Suriye’de Esad’ın ordusu hastaneleri, camileri, inananların şehirlerini vuruyor. Sivilleri öldürüyorlar. Çocuk kadın demeden sokakta yürüyenleri öldürüyorlar.
· Rusya’da aşırı milliyetçi demokrat parti milletvekili maksim Rahmistrow yaptığı konuşmada Rusya’nın Ortadoğu’da varlığını ve etkinliğini korumak için Suriye’ye sahip çıkmalıdır diyor. Alexy Puşkov’da Rusya’nın BM güvenlik konseyinde Esad’a kalkan olma kararını desteklediğini sırf çıkarları için olduğunu gizleyerek ‘İnsani durum için rejim değişikliğine izin vermeyiz.’ diyorlar. Suriye’de katledilen halka insani açıdan bakamayanlar daha önce yaptıkları silah anlaşmasını göz önünde tutarak kendi yanlılarına insani açıdan görüyorlar. İşte dünyanın hali Suriye örneği gibidir.
· Rusya NATO üyeleri ve bazı körfez ülkelerinin Suriye ye askeri müdahale yapmaya hazırlandığına dair bilgi aldığını öne sürüyor. İddiaya göre Suriye ye müdahalede Türkiye kilit rol üstleneceği iddia ediliyor.Ana vurucu güç Türkiye olarak tanıtıyor. Rusya da bölgede kışkırtma çalışmaları yapıyor. Halbuki Türkiye defalarca silahla hiçbir şeyin olmayacağını hep diplomatik yöntem önerdiğini, Esad’a defalarca tavsiyelerde bulunduğu ve silahlı müdahalenin hiç gündemde olmadığını defalarca yinelemiştir.
· Rusya Esad’sız Suriye çözümünü veto edeceğini söyleyerek saldırganca süreci tıkamak istiyor. Bölgede kendisini hissettirmek istiyor. Ağırlığını koymak istiyor. İşte savaş psikolojisiyle yetişenlerin zavallı halleri. ulusları ne hallere sokuyor. Ey dünyayı sahiplenerek egemenlik derdinde olanlar İyi bilin ki Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.
· Rusya ve Çin yönetimi insanlık sınavından zayıf almıştır ve dünyada gözden düşmüştür. Rusya ve Çin’in veto kararı Suriye halkının özgürlük mücadelesine vurulmuş bir darbedir. Dünya kamuoyunda bu veto hayal kırıklığı yarattığı gibi evrensel değerlerin karşısında olanları itibarsızlaşacaktır.
· Suriye, Rusya’nın egemenliğindeydi. Silah ve doğalgaz anlaşmaları vardı. Baba Hafız Esad yönetimini kuran Rusya idi. Eski sömürgeci anlayış devam etmektedir. İnsanlık adına bir şey yapan yoktur. Fransa’nın Libya’da yaptığı gibi; Rusya, Suriye Sömürgesini korumuştur.
· Türkiye Suriye için Arap birliğine hazırlattığı karar tasarısını BM güvenlik konseyinde veto edenler insanlığın vicdanını değil kendi bahçelerini korumuşlardır. Menfaat anlayışının ve sömürgeciliğin yıkıldığı bu çağda değişimi doğru anlayamıyorlar. Yakında küresel sömürgecilerin tüm sömürgeleri başkaldıracaktır.
· Türkiye’yi yöneten Rabbin kralı savaşlara ve uluslara askeri müdahaleye hep karşı olduğunu beyan etti. Libya ve Suriye için olumlu yaptırımlar önerirken fırsat kollayan eski egemenler işlerine geldikleri gibi davrandılar. Bir yere müdahale ederken bir yeri kendi haline bıraktılar. İran ‘a da askeri operasyon diyenlere karşı çıkıyor. Türkiye hiçbir zaman askeri seçeneği onaylamadı. Barışçıl ve temel çözüm yollarını önerdi. Menfaat odaklı yaklaşanlar Türkiye’yi anlayamadılar.
· Suriye konusunda Rusya’nın vetosu ne kadar yanlışsa Filistin’in tanınması konusunda ABD’nin vetosu da o kadar yanlıştı. Artık mevcut statükonun devamını kimse bekleyemez. Dünyanın yönetimini dünya halkları almalıdır. Yeryüzü küresel cumhuriyeti özlemiştir. Küresel egemenlerin saltanatından kazanan insanlar insanlığın karşısında olmuştur.
· Türkiye, Suriye’li muhaliflere silah sağlıyor yalanını da uydurdular. Türkiye silah sağlayarak savaşı alevlendirmez tam tersi silahsızlanmayı daha doğru bulur. Demokratik yöntemlerle barışı tesis etmek için çabalıyor. Diplomasiyi ve yapıcı tavrı kullanıyor. Avrupa Parlamentosu başkanı Schulz: Suriye krizinde Türkiye’nin oynadığı rolden minnettar olduklarını söyledi. İnsanlık adına hareket edenlerle menfaat adına hareket edenlerin mücadelesi Suriye’den başlamış olacaktır.
· Suriye’de cuntacı Esad’a karşı mücadele eden inançlı halk muhalifleri oluşturmuştur. ABD dışişleri bakanı Hilari Clinton muhaliflere el kaide nitelemesinde bulundu. Clinton bir tv de tartışma programında Suriyeli muhaliflere Hamas, Hizbullah ve El-kaide destek veriyor. ‘Şimdi biz de muhaliflere destek verirsek onlarla aynı safta mı oluyoruz.’ gibi bir şeyler söylemişti. Bu nedenle Amerika Arap baharının kendi yanlılarına karşı çıkmış olduğunu anladı. İsrail Mısırdaki valisi Mübarek gidince Bölgedeki etkinliğini kaybetmeye başladı. Bunun için de acelece İran’a saldırmayı ve bölgede bir mezhep savaşı oluşturmayı planlamaktadır.
· Suriye’de bir iç savaş var. Bazı şehirler Esad’ın egemenliğinden çıkmıştır. İnançlı halk zorba yönetime karşı bağımsızlık mücadelesi vermektedirler.
· Obama, Esad diktasının, inançlı halka şiddet kullandığını bildiğinden müdahale ettirmiyor. Obama ve ABD zihniyetine göre inananlar el-kaide olarak görülüyor. Bu zamana kadar saldırdıkları inançlı insanlar artık ülkelerde devrimler yapmaya başladı. Zorba yönetimlere başkaldırdılar. Yıllarca sömürülen ve ezilen halkların dayanacak gücü kalmamıştır. Tüm bu değişimleri tanrı getirmiştir.
· Rusya Suriye’yi sömürüyor. Çin’in Suriye üzerinden çıkarı var. Bu nedenlerle Suriye’de çözüm istemiyorlar.
· Suriye’yi ve Rusya’yı Türkiye’ye de kışkırtmak istiyorlar. Türkiye defalarca askeri müdahale düşünülemez demişti. Türkiye hep demokrasiye geçişte ülkelere seçim, yeni anayasa, özgürlüklerin arttırılması gibi öneriler sunmuştur. Hiçbir zaman askeri müdahaleyle savaş mantığıyla hareket etmemiştir. Ancak inançsız yönetimler inanan mazlum halka direniyor ve zulüm ediyorlardı. Değişimi silahla baskıyla durdurmak istiyorlardı. Yine de Türkiye’nin Suriye de aylarca süren şiddete karşı hiç müdahale girişiminin olmaması ve barışçı söylemleri, doğru yola davetleri Türkiye’nin ne kadar yumuşak ve yapıcı bir ülke olduğunu göstermektedir.
· Esad şeffaf olmayan sadece kendilerinin olduğu uydurma bir seçim yapmıştır. Türkiye silah kaçakçılığına göz yumuyor diyerek iftira atıyor. Muhalifler yapmış gibi şehir ortasında bomba patlatıyor. Bilinçli olarak gözlemcilerin konvoyuna ateş açtırıyor. Suçu muhaliflere atıyor. Böylece uluslar arası kamuoyunda destek arıyor. Rusya televizyonuna konuşarak destek arayan Esad yalanla aldatıyor
· Suriye için Arap birliği, Rusya, Çin, Annan gibi sırayla herkes bir temsilci gönderiyor. Rusya-Çin bloğundan etkili bir baskı var. Esad’a zaman kazandırsalar da Suriye’de çözüm olmuyor. Türkiye en uygun çözüm yolunu önermişti. Ancak şimdi hem içinden çıkamıyorlar hem de zulme sessiz kalıp dünya kamuoyunu oyalıyorlar. İç savaş ile ipin ucu kaçmış. Halka karşı kimse galip gelemeyecektir.
· Türkiye tarafından Suriye’den gelenlere insani yardım çadırları kurulmuştur. Hem Türkiye’yi karalamak, hem mültecilerin gelmesini engellemek, hem de dünya kamuoyunda olumsuz algı yaratmak isteyenler Türkiye’yi karalamaya çalışıyorlar. Buralarda eğitim yaptırıyorlar, gerilla kampı, silah temin ettiriliyor, kamlar kötü, Suriyelilere kötü davranılıyor gibi asılsız yalanlar söylüyorlar. Dünyanın en iyi konteynır kenti ve gelişmiş çadırlarla insani yardımlar yüksek kalitede sunulmuştur.
· Suriye 1982 de baba Hafız Esad yönetimiyle Hama katliamı gerçekleştirmişti. İnanan halkı zorla bastırmışlardı. Binlerce insanın ölümüne neden olmuştu. Şimdi de Hafız Esad’ın oğlu Beşar Esad Hama ya aynı zulmü uyguluyor. Her gün elliyi aşkın insan ölüyor. İnanan halkı yıllarca baskı ve askeri güçle sindiren Esad diktası zulümde ısrar ediyor.
· Türkiye Suriye deki krizin müzakereler yoluyla çözülemeyeceğini Esad’ın da güvenilir biri olmadığını gördü. Türkiye’nin barış için çabalarını küresel güçler, liderlik ve güç mücadelesi olarak algılamaktadırlar. Kışkırtma politikalarıyla Ortadoğu da savaş çıkartarak Türkiye yi istikrarsızlaştırmak istiyorlar. Rabbin kralı defalarca savaş gündemde yok demesine rağmen savaş psikolojisine sokmaya çalışanlar kara emellerine ulaşamayacaklar.
· ABD-Avrupa bloğuna karşı Çin-İran bloğu olsa da Esad kurnazca bir oyun oynuyor. ABD ve İsrail karşıtı söylemlerle Ortadoğu’da kendine destek aramaya çalışıyor. İran ve birtakım guruplar bu duruma aldanıyorlar ve hakkın karşısında olmaya başlıyorlar.
· Rusya ve Çin’in ikinci vetosu küresel çıkar ve menfaatçi anlayışın insanlığı ve evrensel değerleri hiçe sayarak hareket ettiğini göstermektedir. Rusya ve Çin’in ısrarı yeryüzündeki bozuk anlayışa ve insanlığın yıllarca uğradığı tehdidi gözler önüne sermektedir.
· Rabbin kralı, Suriye’de ki ayaklanmalar için Beşar Esad’a halkın isteklerine uymasını, referandumlar, yeni anayasa çalışmaları, seçimler gibi yapıcı yöntemler önermiştir. Ancak Esad, ülkesinin kaynaklarını sömürüyor ve halka aşağılık olarak bakıyordu. Askeri güce egemen inançsız cuntacıların lideri Esad ve cuntacı yandaşları mazlum halkı sindireceklerini sanmıştı.
· Esad’ın İsrail hakkındaki olumsuz açıklamaları Ortadoğu’da inananları şaşırtmıştır. İran’dan ve bazı dini guruplardan destek almıştır. Esad, halkın, inananların ve dinin karşısında olan bir yönetimdi. Esad yönetimini geri planda destekleyen küresel güçler saltanatlarının yıkılmasını istemiyorlar. Esad, cami bombalıyor, iştahla halkları öldürüyor. İnanan halklara terörist diyor.
· Türkiye'nin Suriye konusundaki bütün çözüm önerilerini ABD yönetimi geri çevirmiştir. ABD, bekleneni vermedi. BM Güvenlik Konseyi'nin tutumu adil değildi. Yapıcı ve barışçı da değildi. BM Güvenlik Konseyi, bugünkü yapısıyla dünyada barışa hizmet vermiyor.Dünya yedi ülkenin vereceği kararla yönetiliyor. Dünya barışına ve insanlığa sahip çıkmayan saltanatlarını koruyan yedi kardeş bunlar. Birliktelikleri çıkar ve menfaat hukukuna dayanan temelsiz ve haksız kazanç birlikteliği yapıyorlar. Güçlerine güvenen yedi kardeş karanlık çağın efendileri olmuşlardı.
· ABD, Suriye sorununda Esad’a gizliden destek vermiştir. Zamanla açıkça destek verecektir. İsrail ve Rusya’da Esad’a açıkça destek vermektedir. Suriye’de çözümü tıkayanlar insanlığı bırakıp çıkarları doğrultusunda insan ölümlerine kayıtsız kalmıştır. Evrensel değerlerin karşısında olanlar itibarsızlaşacaktır. Gerçekler insanlığın gözünden kaçmamaktadır. Rusya, ABD, Çin Suriye’de ki hukuksuzluktan ve ölümlerden sorumludur. Açıktan destek veremedikleri için gizliden Esad düzeninin devam etmesine izin veriyorlar. Tayyip Erdoğan, zamanla küresel güçlere açıkça ses çıkaracaktır. Türkiye halkı eski çağlarda olduğu gibi hakkın ve mazlumun yanında olmaya devam edecektir. Türkiye büyüdükçe Türkiye düşmanlığı artıyor ve pozisyon alanlar oluyor.
· ABD deki Rick Pery Türkiye hakkında asılsız iddialarla uzak kıtadaki yeterli bilgiye sahip olmayan insanların kafasını karıştırıp Rabbin kralını (Tayyip Erdoğan’ı) karalıyorlar. Türkiye deki liderlerin töre cinayetlerine izin verdiklerini söyleyecek kadar bilgisizce, cahilce saçma ve kışkırtıcı konuşuyor. Proğram sunucusuna da orda oturup töre cinayetlerini mi destekliyorsunuz diye sorarak çirkefçe sunucuyu bastırmaya çalışıyor. Türkiye yi karalama uğruna her şeyi yapıyorlar. Gazete ve bazı yayın kuruluşları Tayyip Erdoğan’ın barışçıl siyasetini kötü göstermeye çalışıyor. ABD yönetimine hakim siyasi iradenin CHP anlayışına sahip olduğu gözden kaçmamaktadır. Türkiye hakkındaki olumsuz propagandalar hat safhadadır. Soykırım oylamaları vs bunlardandır.
· Suriye’den gelenler için hazırlanmış insani yardım çadırlarını kötüleme anlayışı, Türkiye ve Tayyip Erdoğan düşmanlığından gelmektedir. Halbuki halka kucak açmak ve insani yardımları sağlamak Türkiye’nin insani şefkatidir. İnsani yardımları Türkiye yapınca yıllarca küresel ortamda kötü ve barbar Türkiye algısı yaratmış olanların düzeni yıkılmaya başlamıştır.
· Suriye tarafından silahsız ve kimliği açık bir uçağımız uluslar arası sularda vurulmuştur. Pek çok ülke ve NATO tarafından Türkiye’nin haklılığı vurgulanırken Suriye kınanmıştır. Barış ödüllerini sürekli alan barışçı İsrail algısı Mavi Marmara ile nasıl yıkıldıysa, Suriye tarafından uçağımızın düşürülmesiyle barışçı Türkiye algısı daha da artmıştır. Türkiye her zaman her konuda askeri seçeneği onaylamamış ve bu seçeneği kötü olarak nitelemiştir. Küresel arenada siyasi haklılığını aramak en meşru yoldur. Türkiye bu yapıcı tavrıyla kazanmaktadır.
· İngiltere’nin Guardian gazetesinde Türkiye suçlanarak Suriye’de Esad’ın rejimini doğru buluyorlar. Batı medyasının da Suriye’yi uyarmalarını yanlış bulduklarını söylerken Türkiye’nin de Suriye deki kontra gerillaları yönettiklerini söylüyorlar. Çirkin iftiralarla bölgeyi karıştırmaya çalışıyorlar. İnançsızlar kendilerine karşı Ortadoğu dan başlayan bir dünya ayaklanmasının farkına varmışlar. Guardian yazarı Tonathan Steele taraflı ve çarpıtarak yazdığı yazısında yalan ve iftiralar kullanmıştır.
· Türkiye bölgesinde barış ve demokrasi istiyor. Türkiye bölgesinde savaş istemediğini sürekli vurgulamaktadır. Türkiye yaptırımla ve barışçıl bir yolla çözümü önerirken Suriye için daha önce de referandumlar seçimler ve yeni anayasa önermiştir.
· Ortadoğu da yandaş hükümetlerden ucuza petrol alarak sömürgeciliğini sürdüren gelişmiş ülkeler, değişen güç dengelerinden hiç de memnun değiller. Bu nedenle herkes kendi bahçesini korumaya almıştır. Bir zamanlar baba Hafız Esad’ı kollayan Rusya bugün de oğul Esad’ın yanındadır.
· Suriye üzerinden dünya gerilmekte ve saflaşmaktadır. Suriye’de Şiddet olayları iyice artarsa bir kırılma noktası bizi bekliyor demektir. Diğer taraftan bölgeyi sarsabilecek ABD ve İsrail’in İran’a saldırı niyeti var. Anlaşılan şu ki Ortadoğu da güç mücadelesi ve değişim kaçınılmaz görünüyor.
· Başbakan Seul’de Suriye için ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Suriye’de ki durumu dünya kamuoyuna anlattı. Oradaki şiddeti ve zulmü gözler önüne serdi. Dünyayı açıkçası biraz daha insani olmaya davet etti.
· Esad rejimini yıkmak batıya bir şey kazandırmıyor. Oysaki Libya’ya apar topar müdahale etmişlerdi. Libya, Fransa’nın eyaletiydi ve Kaddafi de valisiydi. Fransa’nın kaddafi ile petrol anlaşmaları ve milyar dolarlık silah satışları vardı. Fransa Bahçesine sahip çıktı. Rusya’da Suriye bahçesine sahip çıkmıştır.
· Libya’daki inançsızlar, petrol yataklarını kaybetmemek için çabalarken; inanan kesim ise özgürlük adalet ve barış için mücadele etmektedir.
· Türkiye'nin Suriye konusundaki bütün çözüm önerileri, ABD yönetimi tarafından geri çevrilmiştir. ABD Esad karşıtı olduğunu sırf bölgede tepki almamak ve Ortadoğu’da sempati toplamak için yaptığı bir ikiyüzlülüktür. Suriye konusunda çözümlere beklenen desteği vermedi. Bir taraftan İsrail, Esad’a destek verirken diğer taraftan Amerika karşı tutum sağlar mı. Danışıklı bir oyunla düğümün çözülmesi engellenmektedir. Suriye, Mısırdan sonra önemli bir düğümdür. Bu düğüm çözülürse ortaya çıkan gerçeklerle tüm düğümler ardı ardına çözülecektir. Küresel bazı güçler bazı bölgelerdeki hakimiyetlerini kaybedecektir. Yaklaşan Amerikan seçimleri Obama’nın gerçek yüzünü gösterecektir.
· İşte menfaat odaklı eski sömürgeci anlayıştan kurtulamadılar. İnsani değerlerin ön plana çıkmasıyla Suriye’deki zulme dur demediler. Oysaki Türkiye asla menfaat derdinde değildir. Türkiye, bölgesinde ve dünyada karışıklık istemiyor.
· Esad dünya kamu oyuna yalan söylüyor. Türkiye’nin Çin’in, Rusya’nın ve Annan’ın uzlaşı çalışmaları boşa çıktı. Esad, baştan doğru olanı seçmeliydi. Çok sayıda insan öldürüldü. Bu iç savaşı başta Esad başlatmıştı. Esad, küresel medyayı ve dünya halklarını aldatmaya çalışıyor. Uyarıları ve tavsiyeleri dinlemedi. Artık Esad’lı çözüm olmayacaktır.
· Suriye bir kırılma noktasıdır. Gerilen merkezdir. Suriye, küresel niyetleri ve ülkelerin amaçlarını ortaya çıkaran kritik süreçtir. Safları belirleyecek dönüm noktasıdır.
· Ortadoğu ve dünya artık sömürgeci anlayıştan sıyrılıyor. Cunta destekli baskıcı rejimler bir bir yıkılıyor. Yıllarca ezilen ve sömürülen halklar özgürlük mücadelesi veriyor. Değişim kaçınılmaz görünüyor. Bu değişimde yapıcı ve barışçıl çözümleri Türkiye sunuyor. Umuyoruz ki fazla bir tahribat olmadan barışçıl yöntemlerle çözüme ulaşılır.
· Suriyeli sığınmacıların konteynır kenti Esad yanlıları tarafından tarandı ve 4 suriyeli öldürüldü.Suriye tarafından Türkiye tarafına defalarca top ve havan mermileri düşmektedir. Türkiye bu gibi durumlara karşı tepki göstermektedir. Türkiye tarafına atılan top mermileriyle Türkiye’den 6 masum vatandaş ölmüştür. Suriye tarafından Türkiye uçağı düşürüldü. Türkiye-Suriye sınırında birtakım olaylar gerçekleşmektedir. Küresel egemenler ve BM kılını kıpırdatmıyor. Esad’a kimyasal silahlar verenler Türkiye’nin patriyot talebiyle karşılaşmıştır. Esad yönetimi halka devretmemek için ölmeyi ve öldürmeyi göze almış. Küresel güçlerde bu durumu fırsat bilmiş ve Esad’a destek vermektedir.
· Suriye’de bir insanlık dramı vardı. Güçlü olan ve silahlara sahip Esad, halkı katlediyordu. Türkiye’nin bu katliama dur demesi ve küresel platformlarda dile getirmesi tam bir vicdan örneğiydi. Türkiye küresel vicdanın sesi olmuştur. Evrensel değerlere ve insani yaşam haklarına saygıyı savunmuştur. Zalimin zulmüne dur diyebilmiştir.
· Türkiye’nin haklılığını herkes görmektedir. Barışa ve insani değerlere sahip çıktığına şahit olmuşlardır. Türkiye’nin yapıcı çalışmalarına rağmen Esad birilerine güvenerek saldırgan bir tavır sergilemiştir.
· Türkiye’nin Suriye’ye sorun yaratması için Katar yönetiminden para desteği aldığını söyleyecek kadar uydurma söylentiler çıkartıyorlar. Bu tür yalan iddialar Türkiye yönetimine muhalif taraflarca ortaya atılmaktadır. Bu tür yalan ve iftiralar çok sayıda olsa da artık insanlar gerçekleri görmektedir.
· Esad şeffaf olmayan ve sadece kendilerinin olduğu uydurma bir seçim yaptırtmıştır. Esda ‘Türkiye silah kaçakçılığına göz yumuyor diyerek iftira atıyor. Bilinçli olarak gözlemcilerin konvoyunu vurdurtuyor. Şehir ortasında büyük bomba patlatıp muhaliflerin üzerine atıyor. Böylece uluslar arası kamuoyunda destek arıyor. Rusya’da TV’ye konuşarak destek arıyor ve bir algı yaratmaya çalışıyor. İnanan halklara terörist diye hitap ediyor. Esad kendi terörünü görmüyor. 25 bin halkı katleden nasıl adil sayılabilir.
· Ahmet Davutoğlu Suriye için birleşmiş Milletlerin tutumunu eleştirmiş ve zulme ses çıkarmayan zulme ortak olmaktadır demiştir. Suriye’de katliamların engellenmesi için çaba sarf edilsede küresel bir hareket olmadığından bir çözüme gidilememektedir.
· Esad, İsrail’den aldığı fosfor bombaları ve skut füzelerini kullanarak katliam yapmaktadır. Esad yıkılıyor. Rejim değişiyor.
· ORTADOĞU : Afganistan’da, Irak’ta, Pakistan’da, Gazze’ de, Suriye’de, Afrika’da ve Ortadoğu da insanlar katlediliyor. Küresel güçler taraflı olunca büyük bir mazlumlar tabakası ortaya çıktı. Hukuk dışı saldırılara ses çıkarılmadı. BM ve NATO güvenirliliğini yitirdi. Bu vahşetlere menfaatleri için dur demeyenler günahın içindedirler.
· Afganistan’da Kuran yakarak dini değerleri ayaklar altına alanlar içlerindeki gerçek kini ve din düşmanlıklarını sergiliyorlar. Kuran yakma eylemine tepkiler büyüdü. İnançsızların zulmüne ve fikriyatına dair arka arkaya gerçekleştirilen çirkin olaylar bir bilinç oluşturdu. Haçlı zihniyetiyle Ortadoğu’ya gelenler içlerindeki kin ve kötülüklerle yok etmek istemişlerdi. Kötü niyetlilerin iğrençlikleri ve şiddetleri açıkça görülmüştür. Bozguncuların dünya egemenliği yıkılacaktır.
· Afganistan’da bir Amerikan askeri üssünde Kur’an-ı Kerim yakılması nedeniyle başlayan protesto gösterileri bitmek bilmiyor. Öfkeli halk sokaklarda gösteri yapıyor. Ülke genelinde süren gösteriler sürekli başka şehirlere de yayılıyor. Afganistan’da devam eden gösterilerde her geçen gün ölü sayısı artıyor. Hamid Karzai’den sağduyu çağrısı yapılsa da olaylar şiddetlenerek artmaya başladı. ABD başkanı Obama, Afgan halkından özür diledi. Obama’nın yapmacık özrü Afgan halkını yatıştırmadı. Çünkü ABD ve NATO askerleri dini değerleri ayaklar altına alıyor. Halkı kışkırtıyordu. İslam düşmanlığıyla geldikleri Afganistan’da halkı keyfi öldürüyorlardı. Sivil masum demeden sırf çıkar amaçlı geldikleri topraklarda din davası (hristiyanlık) güderek sapıkça bir yol seçmişlerdi.
· Türkiye bir zamanlar nasıl Irak’a saldırıyı istemediyse Libya’ya da saldırıyı istemedi. Fransa ve İngiltere’nin acelece Libya’da Kaddafi rejimine saldırması gerçek niyetleri ortaya çıkardı. Türkiye, Libya halkına silah doğrultmayacağız dedi ve silah doğrultmadı. Ardından muhalifler yönetime egemen olunca Libya petrolü Libyalılarındır dedi. ‘Libya Libyalılarındır.’ diyerek eski sömürgeci anlayışa karşı çıkmış oldu. Suriye’de barışçıl çalışmalar yaptı. Ve aynı şeyi Suriye için de dedi. Suriye’ye askeri müdahale istemiyoruz dedi. Çözüm yollarını önerdi ve Esad’ın tahliyesini istedi. Halkın egemenliğini sağlayalım dedi. Ama küresel güçler buna engel oldular. Türkiye, İran için de askeri seçeneği reddetti. Türkiye barışçıl politikasıyla gerçekte savaş isteyen tarafa dur dedi. ABD ve İsrail, İran’a saldırı için ısrar etmekte idi. İşgalci yapılarını ortaya koyan ve savaş politikalarıyla ayakta duran ülkelerin temel amaçlarını ortaya çıkmaktadır. Küresel egemenliklerini savaş mantığı üzerinden sağlamaya çalışan ve mazlumları ötekileştirerek küresel yönetime tutunmaya çalışan hukuksuz anlayış kaybedecektir.
· Suudi Arabistan eski istihbarat teşkilatı başkanı Prens Türki El Faysal, Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arınmış bir bölge haline getirilmesini BM den isterken Suudi Arabistan ABD’den milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları yapmaktadır. İran, Mısır ve Türkiye’nin de silahlanma yarışına girebileceğini söylüyor. Suudi Arabistan’da vesayetçi yapı mevcuttur. Karşılıklı çıkara dayanan ABD yönetimiyle petrol anlaşmaları vardır. El Faysal BM güvenlik konseyinden nükleer silahlanmayı engelleyecek güvenlik şemsiyesi oluşturmasını istemektedir. Bunun için de İran ı hedef göstermektedir. Ayrıca yardım istedikleri BM kulübüne bakıyorsunuz nükleer silahlanmada çağ atlamış ve kitle imha silahlanmasına doymuş bunun verdiği güvenle güya dünya jandarmalığını yapan güvenlik elçileri. İsrail’in elindeki kitle imha silahları hiç sorgulanmıyor. Gelişmiş ülkeler yıllarca ürettikleri silahları yok edip silahsızlanma çabasını hiç başlatmıyor. Kendilerini güvende tutmak ve gelişebilecek ve ilerde tehdit oluşturabilecek ülkeleri silahlanma veya baskıcı rejim bahanesiyle istikrarsızlaştırırlardı. Dünyaya egemen zalimler dünyayı böyle baskı ve aldatmayla yönetme yetkisini nereden almışlar.
· Asya da güç savaşında Keşmir çok kullanıldı. ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan Keşmir üzerinden hesaplarına ulaşmak istediler. Egemenlik ve üstünlük mücadelesi yarışında mazlumlara şiddet kullanmaktan hiç geri durmadılar. Güvensizlik ve husumet bilerek kışkırtıldı. Pakistan ve Hindistan’ı birbirlerine düşürmüşlerdi.
· Osmanlının tarihini, meclislerde ve dünya kamuoyunda karalayanlar kendi küresel suçlarını gizleyemeyecekler. Herkes gerçeklerden ve geçtiğimiz yüz yıldan haberdar olacak. Zulmedenler kendilerini aklayamayacaklardır.
· İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague ile ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, İsrail'den İran'a saldırmamasını istedi. Her ne kadar saldırmamasını isteseler de medya yoluyla operasyon yapılacak sinyali verilerek savaş bilincine insanlar alıştırılıyor. İsrail’i kuran ABD’li egemenler, kimseyi dinlemeyerek (seçilmişleri bir kenara iterek) atanmışlar olarak laf dinlemez bir tavırla operasyon yapmakta kararlı olduklarını söylediklerinden böyle bir açıklamayapma gereği hissetmişlerdir.
· ABD halkının çıkarına uygun faydalı çalışmaları değil de ABD egemenlerinin çıkarına uygun kararlar aldılar. Halk yıpranırken, egemenler güçlerine güç kattılar. Halkın faydasına olan mesela Kanada’dan ABD’nin Teksas eyaletine gelecek petrol boru hattını da engellediler. Sürekli kendi çıkarlarına çalıştılar. Amerikanın çıkarları değil egemenlerin çıkarları gözetildi.
· ABD’nin Teksas valisi Rick Perry yükselen Türkiye’ye öfkesinden Türkiye ve yöneticileri için olumsuz ve asılsız yorumlarda bulundu. Türkiye’de halkın seçtiği yönetici liderlere İslamcı teröristler dedi. Obama’ ya ‘Amerikanın çıkarları Türkiye’ye kabul ettirilmeli.’ dediler. Cumhuriyetçi Rick Pery, devlet terörleri devrinin arkasında olduğunu bildirirken Türkiye’den tamamen habersiz yaşıyor. Onların Türkiye düşmanlığı din düşmanlığındandır. Ancak onlar hristiyan da değiller. Gerçek hristiyanlık’tan çıkmış evrimlere uğrayarak dinsizlik dinini din edinmişler. Semavi dinlere karşı olmuşlar. Bunlar inançsızlardır. Bu inançsızlar Dünya amaçladıklarından Amerikan çıkarları adı altında menfaat birlikteliği yaparlar.
· Arap baharıyla değişen süreçler gün geçtikçe ağırlaşacaktır. Mısır’da Mübarek devrilse baskıcı rejimi destekleyenlerle halkın özgürlük mücadelesi devam etmektedir. Mısır cuntası İsrail’in denetimindedir. Mübarek gitse de değişim kolay olmuyor. Eski egemenler ülkeyi bırakmamakta direneceklerdir. Yine Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçiminde birilerinin adaylığı engellenmiştir. Yani Mısır başta olmak üzere Arap baharını yaşayan tüm ülkeler de devlette tüm yapılanmalar da değişim olmazsa süreçler tıkanacaktır. Libya da da aynı olay olmuştur. Kaddafi rejimi Kaddafi’yi öldürmekle yıkılmamıştır. Ardında bu Kaddafi rejimini çoğunluk olmasa da bundan beslenen bir halk vardır. Bu halk devletin belli kademesini ve belli organlarına sahiptir. Petrol kuyularına sahiptir. Bunun için değişimler liderlerin gitmesiyle değil bu liderlerin ardındaki cunta ve bir kısım eski egemenlerin hakimiyetinin yıkılmasıyla gerçekleşecektir. Bu da değişimi zaman içinde sıkıntılı süreçlerle gerçekleşecektir. Karışık günler göreceğizdir.
· Küresel güçler küçük ulusların yönetimlerini kullanırlardı. Suriye yi Rusya’nın kullanması, Tunus ve Cezayir i Fransa’nın kullanması, Fas’ı İspanya’nın kullanması, Mısır’ı İsrail ve Amerikanın kullanması gibi herkes sömürgesini kontrol altında tutar sömürgeler de inanan halklarına baskı ve zulüm uygulardı.
· DÜNYA : Küresel güçler Afrika’ya insani yardımları engellediler. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak yardımları engellediler. Afrika’yı sıkıntılardan kurtaracak köklü ve temel çözümleri yapmadılar, iş imkanlarının doğmasına fırsat vermediler. Afrika’yı yıllarca sömürdüler. Yıllarca yapamadıklarını Türkiye, Somali’de yaptı. Su kuyuları açtırdı. Halka hayat verdi. Türkiye halkı Somali halkıyla dayanışma gösterdi. Rabbin kralı çözüm odaklı çalışmalar yaptı. Bölgedeki istikrarsızlığın giderilmesi için çatışma içinde olan taraflara arabuluculuk yaparak güvenliği sağlamaya çalıştı.
· Somali’deki kaostan kazanan zihniyet Türküye’nin Somaliye yaklaşmasını görünce Somali başbakanına suikast düzenlediler. Türkiye çaresiz Somali’ye insani yardımlar etmiş ve Somali yönetimiyle yakınlaşmıştı. Bu durum Somali’yi sömüren ve Somali’ye ambargo koyan zihniyeti harekete geçirmişti. Türk iş adamlarına saldırılar düzenlendi. İstikrarı istemeyenler taraflara kışkırtıcı saldırılar yaptırıyorlar.
· Sömürgecilerden dolayı Güney Afrika madenlerinin millileştirilmesi mümkün olmuyor. Afrikalılar için yabancı yatırımcı Afrika’daki madenleri sudan ucuz işletip karın tokluğuna çalıştırdıkları insanları sadece kullandılar. Hem madenlerini sömürdüler hem de çağdaş köle yaptılar.
· Nijerya’da Müslüman ve hristiyan guruplar arasında çıkan çatışmalar insanoğlunun kardeşliğine çıkartılan savaşın açık bir örneğidir.
· Lübnan da Refik Hariri’yi suikastle öldürerek bölgeyi ve tüm Ortadoğu’yu karıştırmak isteyenler başarılı olmuşlardı. Hariri’yi Mossad öldürmüştü. BM, Refik hariri suikasti için komisyon kurdu. Yargılama ve araştırma sürecinde türlü oyunlar oynandı. Gah Suriye, gah Hizbullah ve diğer etnik ve dini guruplar, mezhepler hedef kullanılarak bölgeyi karıştırmaya devam ettiler. Lübnan farklı etnik gurupların barındığı karma bir ülkeydi. Şii-sunni ve etnik yapılarca karmaydı. Ancak bölge aktörleri Lübnan üzerinde oyunlar oynamaya devam ettiler. Amerika pek çok ülkeyi para ile bağladığı gibi Lübnan ordusuna da para yardımı yaparak bağlamıştır. Böylece Lübnan’ı yönettiler. İsrail idealli, dünya yönetiminde yeryüzünde sadece zulüm vardı.
· İspanya ve Fas arasında yeni dönem başladığını iddia edenler Arap baharından korkarak sömürgelerini kaybetmemek için her şeyi güzel göstermeye çalışıyorlar.
· Meksika da ki uyuşturucu çeteleri kavgalarında 47 bin kişi hayatını kaybetdi. Peki dünyada bu sayı ne kadardır. Uyuşturucu tüccarları sırf kazançlarından dolayı insanlığa acımadı ve şeytanın düşmanca tavrına uydular.

· İnançsız egemenler pastadan büyük payı kaparken işlerine gelmeyen yerlerde insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı ve terör yaptılar. Küresel egemenler gelişmemiş ülkelerin yönetimlerini borçlandırarak köle yaparlardı. Dünya ya hakim olmak için türlü planlar yaparlardı.

· İnançsızların çıkar mücadelesi kendi aralarında da sürecek. Daha önce de sürmüştü. 2. dünya savaşında ve pek çok savaşta yeryüzünün hazineleri için savaşan güçlüleri de gördük. İnançsızlar asla birlik olamazlar. Şahsi çıkarlarına ters düştüğünde birbirleriyle savaşırlar.

· Ortadoğu’da siyasi ve bölgesel belirsizlikler ve bölgede hüküm süren gerilim ve istikrarsızlık bozguncuları telaşlandırıyor. Bölgedeki egemenliklerini kaybettiklerinden yeni planlar kuruyorlar.

· 2011 yılında AİHM de en çok mahkum edilen ülke Türkiye oldu. Türkiye’yi karalama üzerinden siyaset yaparlardı. Taraflı yargılarıylabozuk inançlarını sağlamlaştırırlardı. Kendilerini hak ve adalet temelinde sayan anlayış sömürgecilikten kazanırdı. İnsani değerleri sözde sahiplenir halleriyle insanlığa zulmederlerdi.
· Myammar’da savaş olmadığı halde din ayrımcılığıyla müslümanlar hedef alınarak öldürülüyor.

· Angola’yı sömürüp köle yaptılar. Ülkeyi yıllarca iç savaşta bırakanlar kendilerinden hesap sorulmaz zannetti. Güney Sudanı karıştıranlar Afrika’yı kargaşada bırakanlar günah lekelerinden kurtulamayacaklar. Bozguncular her yerdeydi. Ve sırk kazançlarından dolayı zulmü mazur gördüler.

· Rabbin kralı (Recep Tayyip Erdoğan)Libya’da en uygun çözüm yolunu aradı. Ancak Apar topar gelip Libya’ya saldırdılar. Eski kazançlarını korumak isteyenler sömürgecilik anlayışından vazgeçmiyor. Burası bizim tarlamız diyenler güçlü silahlarla sahip oldukları yerlerine sahip çıkıyorlar. Tehditle Cezayir’de gözdağı vermişlerdi.

· Afganistan’da Amerikalı askerlerin dört Afganlı cesedin üzerine işerken görüntülenmesi ABD askerlerinin nasıl bir psikolojide olduğunu ve canice tavırlarını göstermektedir. Ahlaksızlık ve iğrençliklerle dolu askerlerin sivillere de yapmadığı işkenceler kalmadı. Afganistan da ve Irak ta eğlence için hayvan avlar gibi insan öldürmekten çekinmediler.

· ABD ikiyüzlülüğüyle evrensel değerlere sahip çıkan Türkiye’nin barışçıl ve yapıcı hali karşısında Türkiye’nin yanında hareket ediyormuş gibi davranmaktadır. ABD ve İsrail, Ortadoğu’da değişimi yönetmek istiyor. Hem Türkiye’yi hem dünyayı aldattığını sanıyor. Arap baharıyla başlayan küresel değişim ABD’ye egemen olanların zulmüne karşıdır.

· Türkiye ile ABD yolları çatışacak. Ayrıca ABD savaş siyasetinden kazandığından çıkarlarına barış ters düşecek. Ve yalanla Ortadoğu’ya ve inananlara açtığı savaşın haksızlığını herkes görecek. Rabbin kralı mazlumların kralı olurken Obama zalimlerin kralı olacak.

· Türkiye, Ergenekoncu inançsızların egemenliğinde ABD ve Avrupa’ya gönüllü köle olmuştu.

· Türk ve batı medyası eskiden yaptıkları aldatıcı ve yönlendirici haberleriyle utanç duymalıdır. Doğruluk çizgisinden ayrılarak aldatıcı ve yönlendirici haberler yaparak gündemleri ve bilinçleri yönetmişlerdi.

· Türkiye barışa, demokrasiye, insan haklarına ve evrensel değerlere sahip çıkmaktadır. İnsani değerleri savunarak insan sevgisi vizyonuyla hareket etmiştir. Küresel sorunlara olumlu katkılarıyla dünya liderliğine oturmuştur. Türkiye büyüyüp yükseldikçe inançsızların Türkiye düşmanlığı belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Avrupa’da ve dünyada ortaya çıkan Türkiye düşmanlığı belirginleşmektedir. Fransa ve birtakım ülkelerde ermeni soykırım iddialarının sürekli gündemde tutulması bu düşmanlığa örnektir. PKK’ya yardım eden küresel güçler Türkiye düşmanlığı yapmıştı. Son yıllarda yaşananlardan sonra Türkiye hakkında pek çok olumsuz söylemler gelmektedir.

· Danimarka basın özgürlüğünü kısıtlayamayız diye Roj tv nin yayınına izin veriyor. Terörün propagandasını yapan ve silahlı terörü oluşturan yayın organına izin vermekle Türkiye yi yıpratmak istiyorlar. Bölgedeki etkin ülke olan Türkiye den korkanlar teröre açıkça destek veriyorlar. Fitneyi desteklediklerinden ellerini kana buladılar. Terörden ve kandan medet umanlar Türkiye’nin yeniden şahlanacağından korktuklarından bölgede istikrarsızlık istiyorlar.

· Portekizliler, Afrika’dan kaçırdıkları insanları köle yaptılar. Angola’da köle toplanma merkezini müzeye çevirdiler. Gerçekleri ve acıları görmek isteyenler orada geçmişin zulmünü görürler.

· Myammar’ı yıllarca karıştıranlar geriden dilediklerini yapıp hedeflerine ulaştılar. Burma’da müslümanların öldürülmesine batı ve dünya sessiz kalıyor.

· Sömürgeci İngiltere, eski alışkanlıklarından ve gasptan vazgeçmiyor. Arjantin’in yerli halkının adaları olan Falkland adalarına sahip çıkıyor. Güçlüler eskiden her yeri böyle paylaşmışlardı. Yıllarca halka zulmedip kaynakları sömürmüşlerdi. Falkland’da petrol ve doğalgaz yatakları vardı. İngiltere askeri gemi ile gözdağı verdi. Arjantin diyalogu isterken İngiltere bölgede silahlanmayı tercih ediyor. Dünya da genelde durum böyledir. Silahla üstünlük sağlayanlar eski baskıcı hallerini sürdürmek istiyorlar. Yeniçağın barışçıl anlayışını kavrayamayanlar orman kanunuyla savaş anlayışıyla hareket ediyor. İngiltere tarihinde 4 kez Arjantin’i işgal etmişti. Ulusların mallarını güçle gasp eden anlayış yıkılmaya mahkumdur.

· Romanya’da hükümet karşıtı gösterilerin büyük olması halkın sıkıntılardan iyice yıldığının göstergesidir.
· Pakistan’da cuntacı yapı ile hükümet arasında kriz ve gerginlik artıyor. Pakistan’ı yöneten cunta ABD’ye sıkı sıkıya bağlı kaldı. Pakistan halkı baskılardan, suikastlerden, kirli tezgahlardan çok çekmiştir. Pakistan, da Arap baharı gibi değişim yaşayacak. Pakistan’a halkın egemenliği ve demokrasi gelecek.

· Senegal’de de binlerce gösterici devlet başkanı Abdoulaye Wade görevinden ayrılması için yürüyüş düzenlendi. Mazlumların özgürlük, eşitlik ve adalet arayışı tüm uluslara ve tüm kıtalara sıçrayıp yayılacaktır. Dünyayı yöneten zalimlere karşı mazlumların uyanışı gerçekleşmektedir.

· Mali’nin kuzeyinde Son günlerde silahlı gruplarla mali ordusu arasında çatışmalar da ölenler artıyor. Ve bu çatışmalar yüzünden on bin mali ve Nijer vatandaşı Nijer e göç etti. Yeryüzünde her kıtada her ulusta karışıklık ve savaş var. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlar. Şeytan dünya karşılığında aldattığı insanları birbirine düşürdü. Her yerde kargaşa her yerde savaş var. İnanılmaz karışık ve kötü bir yeryüzü dönemi yaşıyoruz.

· Sudan ile Güney sudan arasında petrol gelirlerinin paylaşılmasıyla ilgili çıkan anlaşmazlıkla kardeşler birbirlerini öldürüyorlar. Neden paylaşamıyorlar. Dünya için birbirlerini öldürenler Rabbe ne diyecekler. Alıcıları da birbirlerine düşmesinden memnun oluyorlar. Çünkü daha ucuza almayı hesaplarken pahalı silah satışı gerçekleştirmek için iştahları kabarıyor.

· Meksika’da kaos var. İstikrarın olmadığı Meksika’da çeteler mafyalar hortumlamalar ve her türlü olumsuzluk yaşanıyor. Ülke, uyuşturucu mafyalarıyla doludur. Meksika devleti uyuşturucu tacirlerine savaş açsa da yok edemiyor. Çünkü ülkedeki bazı egemenler uyuşturucu üzerinden ayakta duruyor.

· Meksika da uyuşturucu çetelerindeki iç savaş Meksika’yı daha kötü hale getiriyor. Uyuşturucu mücadelesi ve uyuşturucu çeteleri arasındaki kavgalarla ölenlerin sayısı sadece 2011 yılında 15 bin i geçti. 2006 yılından 2011 yılına kadar ki ölenlerin sayısı 50 bine vardı.

· Dünyanın her yerinde barışı baltaladılar. Kardeşliği engelleyenler insanlık düşmanı olduğundan hesap gününde büyük cezaya çarptırılacaklar. Müebbet cehennem onların varacağı yerdir. Örneğin : Güney sudan da rakip topluluklar arasında uzlaşma sağlama amacını taşıyan bir toplantıya silahlı saldırı düzenleniyor ve 37 kişi ölüyor. İşte barış ve uzlaşma toplantısı böyle engelleniyor. Kimler düşmanlığın sürmesini ister onun izlerini sürerseniz bozguncuları ve çıkarlarını görürsünüz. Bu yeryüzünde hep böyle oldu.

· KIBRIS : Türkiye, Rum kesimine petrol arama çalışmalarının uluslar arası hukuka aykırı olduğunu söylemişti. Petrol olduğundan emin olan Rus kesimi, ABD ve İsrail ortaklı petrol şirketiyle anlaşarak aramada ısrar etti. Bunun üzerine Türkiye’de kıta sahanlığı anlaşması imzalayarak kendi alanı içinde petrol arama çalışmaları başlatacağını söylemişti. Sonra Başbakan Erdoğan ABD petrol devi Şhell yöneticilerinden birisini İstanbul’da kabul etmiş petrol arama ve bulma şartlarını görüşerek anlaşma imzalamıştı. Bu durum İsrail ve Rum kesiminin hiç hoşuna gitmedi.

· Doğu Akdeniz'in barış denizi halinden çıkarmaya çalışan İsrail ve Rum kesimi hukuksuzlukla iş yapmaktadırlar. Biz dilediğimizi yaparız mantığıyla petrol aramalarına başlayan güney Kıbrıs Rum yönetimi zaten bu güne kadar barışa hiç hizmet etmedi.

· Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile ilişkileri normalleştirmeyi reddettiğini söyleyen Dimas, Barış sürecini nasıl tıkadıklarını unutuyor. Türkiye hep barış için ve adanın bütünlüğü için tek Kıbrıs tek devlet önermişti. Her zaman İlk adımları Türkiye attı. Tavizler verdi. Hatta bir Rum’a tazminat bile ödedi. Gerçekten Türkiye barış adına elinden geleni yapmıştı. Hatta Türkiye de Kıbrıs satılıyor. Kıbrıs elden gidiyor söylentileri çok oldu. Türkiye’nin çok verimli çabalarını en iyi BM genel sekreteri Ban Ki Mon bilmektedir. Dimas Türkiye’nin Kıbrıs görüşmelerini sıkıntıya soktuğunu iddiasında bulunması çok saçmadır. Bir kere Süreci Tıkayan Rumlar olmuştur. Tüm kapıları kapatıp biz barış istemiyoruz dediler. Bunun en güzel göstergesi Adadaki referandumlar olmuştur. Güney Rum kesimi adada çözüme hayır derken. KKTC de Evet sonucu çıkmıştır.

· Tüm bu barış ve adada köklü çözümler sunulmuşken hayır deyip süreci tıkayan Rumlar asla haklılıklarını iddia edemezler. Barışı istememenin ardında birileri vardır.

· Türkiye’yi uluslar arası kamuoyunda karalama kampanyaları iyice arttı. Türkiye, Kıbrıs konusunda çok yapıcı ve fedakar davranmasına karşın haçlı zihniyetiyle ötekileştiriyorlar. Türkiye barışı istemiyor barışa katkı sağlamıyor imajı yaratanlar Türkiye’nin uzlaşma çalışmalarına hiç katılmadılar.
· FRANSA : Ermeni soykırımı değil, Osmanlı soykırımı yaşanıyordu. 1915 olaylarında dünya savaş halindeydi. Osmanlı çökmüş kalanlar bir bağımsızlık ve hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Anadolu’ya her koldan saldırmışlardı. Ermenileri organize eden Fransızlar, Yunanlıları yöneten İngiliz ve avrupalılar geçmişi iyi okusunlar. İnananların kökünü kazıyın kimseyi hayatta bırakmayın demişlerdi. Zalimler süregelen egemenliklerini tarihte haklı olduklarını savunarak ve Türkiye’yi kötüleyerek mi ayakta kalacaklar. Böylece kendilerini iyilerden sayıp demokratik barışçıl ve adil halklar mı sanıyorlar. Türkiye yi karalayıp kendilerini temize çıkaramazlar. Zavallılar, tarihi çarpıtırlar. Çünkü zulüm üzerinden kurdukları krallıkları yıkılma aşamasında, ayakta kalacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. Zulüm üzerinden abad olunmaz.

· Soykırımı inkarı suç sayan yasa tasarısı ortaçağın karanlık zihniyetinin yeniden hortladığının göstergesi sayılabilir. Avrupa değerlerini, insan haklarını ve sağduyuyu ayaklar altına almışlardır.

· Fransa, Uluslar arası insan hakları konusunda yükümlülüklerini yerine getirmemekle beraber ifade özgürlüğünü kısıtlamakta ve tarafsızlığını yitirmiştir. Tarihi siyasi meclislerde değiştirmeye çalışıp zorla kabul ettirme çabasında olanlar tarihi tekrar yazma saçmalığına yelteniyorlar. Kimse gerçekleri zorla ört bas ettiremez. Bunun üzerinden kazanç derdinde olup amaç güdemez. Fransa önce ülkesindeki eşitsizliği gidersin. Halkına adalet dağıtsın. Yargıyı çıkarları doğrultusunda kullanmayı bıraksın.

· Dünya ya soykırım yapanlar kalkmışlar 1915’lerdeki savaş haline soykırım diyorlar. Türkiye belgeleriyle bilgileriyle ve arşivleriyle 1915 yılında yaşananların karşılıklı acılar olduğunu ama bunun soykırım olarak tanımlanamayacağını belirtse de bunun üzerinden konumunu koruyup karalama kampanyalarını sürdürüyorlar.

· Yıllarca Türkiye düşmanlığı yapanlara el uzatıldı. Barış çabaları gösterildi. Razı edilmeye çalışıldı. Ancak onların barış istemediği anlaşıldı. Karanlık güçler, Kıbrıs ve Ermenistan üzerinden Türkiye düşmanlığı yapmıştır.

· 1915’lerde Ermenileri Anadolu’da organize eden ve silahlandıran Fransa’dır. Anadoluya üç koldan işgalci bir kuvvet olarak giren yine Fransa’dır. Tam yüz yıldır dünya İngiltere+Fransa+Rusya zulmünü görmüştür.

· Fransa da yürüyüş organize eden Türk derneklerini tehdit ediyorlar. Olumlu faaliyetlerini bile engelliyorlar.

· Ermeniler, Karabağ’da hocalı katliamını yaparken içlerindeki kini göstermiştir.

· Fransa parlamentosu, tarihi olayları yargılama yetkisini nereden alıyor. Parlamento gibi siyasi arenada tarih şekillendirenler soykırım dayatması yapıyorlar. Varlıklarını bu siyasetle sürdürmeye çalışıyorlar.

· Fransa’ya ‘modern Fransa’ demişler. Demokrasi ve insan haklarının savunucusu gibi gösterilmiş. Tüm özgürlüklerin merkezi gibi tanıtılmış. Fransa tam tersi ayrımcı, baskıcı, kısıtlayıcı bir ülkedir. Fransa’da hukuksuzların krallığını gördük. Fransa kanlı sömürgecilik geçmişini saklayamayacak. Fransa gerçeklerle ve geçmişiyle yüzleşecektir.

· Arap baharıyla kuzey Afrika’da Fransa’nın nüfuzu kırılmaya başlamıştır. Fransa tüm sömürgelerini kaybedecek ve bölgede etkinliğini yitirecektir. Tunus ve Libya örnekleri gibi.

· Dünyada baskıcı yönetimlerin katliamları yaşandı. Cezayir’e nükleer silah kullanarak gözdağı veren Fransa Cezayir halkını bastırarak istedikleri gibi yönetti. Aynı şekilde Japonya’da Hiroşima’ya atom bombası atarak gözdağı verip baskı kuran ve Japonya2nın yönetimine yön veren ABD aynı kategorideydi. Benzer baskılar kuran Rusya, İngiltere, İspanya gibi ülkelerde aynı yöntemi kullanarak demokrasiyi bastırmışlardı. Menfaatlerine uygun hükümetleri desteklediler.

· Fransa başta olmak üzere pek çok Avrupa devletleri şiddet ve nefrete sebep olabilecek dini ırksal ve yabancı düşmanlığını engellemeye yönelik hiçbir adım atmadıkları gibi destekleyici kararlar çıkartıyorlar.

· AVRUPA : Dün Anadolu’yu yunanlılara işgal ettirenler bugün çöken Yunanistan’ı kurtaramıyor. Yunanistan battı. Rab geçmişin rövanşını yapıyor. Dünün ardından bugün yaşanan olaylar en isabetli haliyle gerçekleşiyor. Dün sömürgecilikte öncülüğü yapan İspanya bugün işsizlikte rekor kırıyor. İspanya, kendi ayakları üzerinde duramıyor. Gizliden yardım desteği alsa da bu İspanya’yı kurtaramıyor.

· Türkiye’nin barışçıl yöneticiliğini istemeyen anlayış sadece menfaat temellidir. Onların babaları da Osmanlı’yı düşman ilan etmişlerdi. Halen barışa ve adalete düşmanlıklarını devam ettiriyorlar.

· Egemenler Amerikan çıkarlarıyla kendi çıkarlarını düşündüler. Amerikan çıkarları yerine insanlığın çıkarlarını amaçlasalardı daha doğru olurdu. Adil ve barış dolu bereketli bir dünya görürlerdi.

· BM, kararlarında insani odaklı değil menfi odaklı olmaları dünyada sıkıntıları arttırıyor. BM Güvenlik Konseyi bugünkü yapısıyla dünya barışına hizmet etmemektedir.

· Kilise ve diğer dini mekanlarda yaşanan çocuk istismarları Vatikan’ın içine düştüğü iğrençliği göstermiştir. Irak ve Ortadoğu’ya saldırıya destek veren bozuk anlayış Vatikan’dan destek almıştı. Tanrının yolunda olduğunu sanan PAPA barış taraftarı olmadı. Sırf güçlü oldukları için mazlum ülkelere saldıran ve bundan sırf menfaat umanlar çabalarına dini’de buladılar. Dinin karşısındaki maddeci anlayış sanki dinin savunucusu gibi bir sapıklığa düşmüşlerdi.

· Papa’ya suikasti bir Türk yaptı diye İslam’ı ve Türkiye’yi kötülemişlerdi. Halbuki Papa’ya suikasti Ergenekon ve cunta bileşkesi yaptırmıştı. Bu bileşkenin ardında da İsrail ve ABD olduğunu herkes bilmektedir. İşte yeryüzünde hep böyle kirli planlarla siyaset yaptılar. Terör olaylarını yapan bozguncu ve hukuksuz anlayış kendilerini hedef alarak saldırıyı ve halkların desteğini makul hale getirmişti. Güçlü olanlar zayıfı ezmek için komplolarla iş yaptılar. Papa suikastiyle inanan Anadolu halkını bağdaştırmak çok yanlış olmuştur. O dönemlerde devleti ergenekoncular ve çeteler yönetiyordu. İnsani odaklı halk temelli bir merkezi otorite yoktu. Bu boşlukta herkes kirli işler çeviriyordu. Ama kötü yobaz ve saldırgan damgasını Türkiye yemişti.

· Ulusları sorgulama ve yönetme yetkisini silahlı güçlerinden aldıklarını sananlar artık yanılıyorlar. O devir bitti. Güçlünün egemenliği yıkıldı. Artık doğruluğun adaletin haklının barışın egemenliği geliyor.

· AB yıkılıyor. Rabbin kralı RTE, Avrupa birliğinin kurtulmasını sağlamak istiyor. Öneri ve tavsiyelerde bulunuyor. Ancak islam düşmanı egemen bozguncular Avrupa’ya tam egemen olduklarından buna izin vermiyorlar. Avrupa’da sömürü anlayışına sahip Ergenekonvari yapı yıkılmadıkça krizden kurtulamayacaklardır. Hristiyanlığı kullanarak devlete sahip olmuş vesayetçiler demokrasiyi, barışı ve adaleti engellemiştir. Avrupa kabuğunu kırmadıkça daha da dibe gidecektir. İstikrar halkın çıkarlarını düşünen ve tüm insanlığı kucaklayan anlayışla mümkün olacaktır. Türkiye’nin AB’ye girmesini istemeyen zihniyet İslam ve Türkiye düşmanlığı yapmaktaydı. AB’yi ancak Türkiye kurtarır. Kardeşlik birliğini sağlayacak tek barışçı ülke Türkiye’dir.

· Avrupa İnsan hakları mahkemesi tarafsızlığını yitirmiş Amaçları doğrultusunda karar aldırılan bir organ haline gelmiştir. Yargıçların dahi belirli yerden atandığı bilinmektedir. Şeffaf ve doğrucu olmamaları gerçek adaletten uzaklaştığının göstergesidir. AİHM de reformlar gereklidir. Yargı karar organının birilerinin arka bahçesi olması adaleti tamamen taraflı yönlendirmektedirler. Türkiye davalarından keyif alırlardı. Uluslar arası arenada karalama kampanyaları güderlerdi. Türkiye şöyle kötü ülke böyle yobaz ülke derlerdi.

· İngilizler, Avustralya’ya geldiğinde yerli halka zulmetti. Ve büyük katliamlar yaptılar. Zorla kıtanın zenginliklerini sömürdüler. Yerli halka soykırım uyguladılar. Avustralya İngiliz etkisinden çıktıklarını düşünerek özgürlük günü kutlaması yapıyorlar.

· 1800lü yılların başında kazanmak arzusuyla silahlı olarak coğrafi keşifler adı altında dünyanın her yerine zulüm edildi. Son on yılda Ortadoğu’daki insanlara yapılan zulüm tüm insanlığa yapıldı.

· Masum insanlara terör diyerek Ortadoğu’ya zulme gelen terörist yönetimler insanlığa zarar verdiler. Bahanelerle güçsüz ve mazlum halkı hedef aldılar. Menfaatleri için her türlü suçu yıllarca işleyenler nasıl olur da kendilerini kutsal bir mücadelede sayarlar. Bunların sapıtmışlığı ve kendilerini doğru yolda sanmaları çok aptalcadır.

· Obama Soykırım hakkında konuştu ve soykırımı çarpıttı. Türkiye’yi günah keçisi ilan ettiler. İnsanlığa soykırım yapanlar birinci ve ikinci dünya savaşını çıkardı, Atom bombası attılar, ülkelere baskı kurdular ve uyduruk nedenlerle savaşlar çıkardılar. ABD hükümeti seçilmiş halkın değil atanmış çetelerin denetimindeydi.

· 20 yüzyılda dünya çok karanlık bir evre geçirdi. Savaşlar ve sosyal suçlarla insan ölümleri tavan yaptı. Dünyanın her yerinde kötülük ve her yerinde savaş var. Dünya için hırslanmış zalimler her yerde vardı. Bunlar nasıl vazgeçirilecek ya da nasıl dünya barışını ve adil düzeni isteyecekler. Onların kabul ettikleri felsefe sadece sahip olmaktır. Helali haramı ayırmazlar. Kendilerinden hesap sorulmaz sanırlar. Hak adalet ve barışı bilmezler. Gerçekleri söyleseniz de anlamazlar. Onların dünyası farklıdır. Farklı açıdan dünyaya bakıyorlar. İnançsızların anlayışı şeytanın yaşam felsefesidir. Birilerini ikna etseniz de bütünü ikna edemezsiniz. Çünkü geçimlerini kötü kazanç üzerinden sağlıyorlar. Bütünün değişmesi ve zalimlerin sonu ancak Rabbin müdahalesiyle gerçekleşebilirdi. Yeryüzünde çok fazla suçlu var. Bu kadar suçlu ne cezaevine sokulabilir ne de düzen değişebilirdi. Bu nedenle Tanrının yeryüzüne müdahalesi kaçınılmaz olacaktır.