Velilerin Kerameti ..

Futbolcu.61

Çalışkan Üye
Süper Moeratör
#1
Velilerin kerametleri ehlisünnet âlimlerine göre caiz, olması mümkündür.
Mutezile buna muhaliftir.

NAKLİ DELİLİMİZ
Nakli delilimiz, Süleyman Aleyhisselam'ın vezirine dair gelen ilahi haberdir. Şöyle ki o, (Seba melikesi) Belkıs'ın tahtını uzak mesafeden kısa bir zaman içerisinde getirmiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
''Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm, dedi. Bir de Süleyman (Aleyhisselam) o nu yanında hazır görünce:'Bu Rabbimin lutfundan doğan bir şeydir''... dedi''(Neml 40)

Ayette geçen hadise Süleyman (Aleyhisselam) ın, Belkıs'ın tahtını kimin daha çabuk getireceği sorusu ile başlamıştır. Kuranda geçen anlatımıyla bir cin ''Ben makamınızdan kalkmadan getiririm'' dedi. Süleyman (Aleyhisselam) ise sabah oturduğu makamından devlet işlerini halledip öğlene dopru kalkardı. Bunun geç olacağını düşünerek kabul etmedi.
Yine Kuran'da buyrulduğu üzere 'onlardan ilim sahibi Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm.'' dedi. Kuran'da geçen bu ilim sahibi ise Süleyman (Aleyhisselam)'ın kâtibi idi.
Peygamber, cin, melek olmayan ancak Allah'ın salih bir kulu olan bir insandan meydana gelen bu hal bir keramettir.

NASIL DUYMUŞTU?
Yine Nihavend'de bulunan, Hazreti Ömer'in hicretin 23. yılında ordu kumandanı tayin ederek İran'a gönderdiği Sariye Medinede ki halife Ömer (Radıyallahu anh)'ın ''Ey Sariye, dağa dikkat et, dağa!'' tarzındaki sözünü işitmiştir. Halbuki ikisi arasında beş yüz fersahtan fazla mesafe bulunuyordu.

Bu hadisede ise, sahabeler Hazreti Ömer'in hutbe esnasında neden böyle bir şey söylediğine bir mana verememişlerdir. Savaştan dönen Sariye (Radıyallahu anh)'a sorduklarında işin hakikati anlaşılmıştır. Savaş esnasında düşman bir dağın arkasında pusuya yatmıştır. Sahabelerin ise haberi yoktur. Sariye (Radıyallahu anh) Hazreti Ömer'in ''Dağa dikkat et!'' sözünü işittiğini ve arkadan düşmana darbe vurarak savaşı kazandıklarını anlatmıştır.

Yine Hazreti Ömer'in mektubunun atılması suretiyle Nil nehri'nin taşması. Hazreti Halid'in zehir içmesi ve bundan zarar görememsi gibi hadiseler bize bu konuda delil teşkil etmektedir.

Kerametin mucize ile karıştırılmaması gerekmektedir. Çünkü mucize, nübüvvet iddiasıyla beraber bulunur, halbuki veli bunu iddia edecek olsa anında kafir olur ve keramete layık olma vasfından sıyrılır.Bilakis veli, peygamber aleyhisellama bağlı olduğunu ikrar eder.

Aslında velinin gösterdiği her keramet, bağlı olduğu peygamberin bir mucizesi sayılır. Çünkü veli, peygamberine bağlılığından bu hasleti elde etmiştir.

Bu yazılanlar kerametin vuku bulmasında bir engelin olmadığını anlamamız içindir.
Allah, düşmanı olan şeytana bile bin türlü harikuladelik veriyor ise dostuna neden vermesin? Sırlarını neden açmasın? Sıkıştığı zaman neden yardım etmesin?

Şunu da söyleyelim ki istidraç dediğimiz bir hadise vardır. Bu tasavvuf ehlinin başını yakan bir beladır. Kul yaşadığı olağan üstü olayları Allah'tan değil de kendinden bilir, bu ise büyüklenmesine, amelleri ile kibirlenmesine sebep olur. Kibirlenmesi ise o kişinin helakına sebep olur. Sonuç itibarıyla gösterdiği keramet, helakinin sebebi olur.

Kerametin vukuu mümkündür. Ancak kerametin sahibi, kendini kurtardığını iddia edemez. Dolayısıyla kerametin, sevap veya mükafat gibi bir getirisi yoktur.

Vefatından sonra rüyada görülen Süfyan-ı Sevri Hazretleri ''Ne keşifler ne kerametler, geceleyin kıldığım rekatcıklar imdad oldu bana'' buyurmuşlardır.
 
#2
Kerametin vukuu mümkünde bunun nasıl olduğu asıl mesele.....Mutezileye göre bu bir irade olmaksızın ihlaslı bir müslümanda görülen olağan dışı bir olaydır...Ehli sünnete göre ise bu genelde ihtiyarsız olduğu gibi ihtiyari de olabilir....İşte ehli sünnet keramet konusunda burda bir ayrılığa gidiyor....Yani kerametin ihtiyari olabileceğini yani veli kul isterse keramet gösterebileceğini söylüyor...Mutezile ise buna karşı çıkıyor ve keramet ihtiyari olmaz sadece Allah o kişiye kerameti bizzat ihtiyarsız verir diyor...... Kısacası iş ihtiyari olup olmamasına dayanıyor....Çok derin bir konu aslında....Yani anlaşılması zor bir mesele....Elbette ehli sünnetin dediği haktır fakat dediğim gibi derin bir konu öyle yüzeysel bir konu deyil.......

Fakat son olarak şunu demek gerek...peygamberimizin de bir hadisinde belirttiği gibi mealen ''En büyük keramet müslümanın hak yol üzerinde olmasıdır'' Yani kişi hak yol üzerinde sapmadan ihlaslı bir şekilde devam ederse işte en büyük kerameti göstermiş olur kısacası..öyle havalarda uçmaya vb gerek yoktur... Selametle.....
 

hilmi34

Acemi Üye
Silver
#3
Öldükten sonra rüyasında görülen bir velinin söyledikleri de "amel"e matuftur. Hal böyle olmasına rağmen, şeyhler neden halan insan üstü varlıklar olarak ifade edilir de, el alınan şeyhlerden her daim bu vasıflarda bir vasıf beklenir?
Halbuki insan olarak aynıyız. Birbirimize hiç bir üstünlüğümüz yoktur. Eğer insanlar arasında "üstünlük" sözkonusu olmuşsa, bu da genel manada Kur'an ve Sünnet'te "iman" ve "amel" olarak ifade edilmiştir.
Allah katında iman eden müslümanlar diğerlerinden üstündür.
Allah katında iman eden müslümanlar da, amel ve takva cihetiyle birbirlerinden üstün olduğu dillendirilmiştir.
İşin tabiatı da bu olmak zorunda. Allah'ın mükellef kıldıklarında "adam gibi adam olanlar" elbet üstünlüğü hak etmişlerdir. Onları saygıyla anarız. Ve bu minvalde onlardan söz eyleriz. Bunlar bize yeter de artar bile.
Lakin gene de biz bunlarla tatmin olmuyor, şeyhlerimizi insan üstü kılmaya devam ediyor ve onları ha bire uçuruyoruz..!
Rüyada görülen veli ne demişti:
"Ne uçmam ne de kaçmam ne de keşif ve kerametler, imdadıma yetişen namazım (amellerim) oldu benim..."
Bu cümlenin ötesinde bir şey konuşmaya gerek var mı?
Allah; iman, samimiyet, salih amel ve takva ihsan kılsın bizlere.
 

hilmi34

Acemi Üye
Silver
#4
Duyu organlarımızla kanıtlayamayacağımız hususlar bir anlamda "genel"i değil "özel"i ilgilendirir. Bundan mütevellit olsa gerek, keramet ile mucizeyi birbirinden ayıran İslam alimleri ayırımı buna havi kılarak ifade etmişlerdir.
İslam alimlerinin büyük çoğunluğu keramet'i kabül etmişler lakin, keramet'in faili durumunda olanları, kerameti muhataplarını icbar edecek şekilde kullanmalarını hak olarak görmemişlerdir.
Mesela, denizin ortasında bulunduğunuz bir gemiyi, kerametini ifade ederek bir velinin delmek istemesi ve sizleri bununla denemesi. Bir veli'nin kerametini bu şekilde ifade etmesi İslam alimleri tarafından hak bulunmamıştır.
Bir de İslam alimleri, ümmetin mes'elelerine çözüm noktasında keramet'i delil (referans) olarak almamışlar ve kerametin de delil olarak kullanılamayacağını ifade etmişlerdir.
Mesela, organ nakli caiz midir, değil midir mes'elesini keramet'le çözüme kavuşturmak. Bunun da hak olmadığı söylenmiştir.
Buradan şu sonuca çıkabiliriz,
Keramet hususi ve özel'dir, buna sadece veli vakıftır denebilir.
Hal böyle olmasına rağmen, bu minvaldeki eserler kerametlerle doludur.
 

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
381
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,465