Sabır ve tevekkül

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#1
Bu makamda, sabır ve tevekkül ile ilgili bazı hadis-i şerifleri nakletmek istiyoruz. Bu sayede İslam’ın sabra ve tevekküle verdiği önem daha iyi anlaşılacaktır. Ancak ilk önce tevekkülün manası hakkında Üstadımızın 23. Sözdeki şu izahını mütalaa edelim:
“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak’tan istemek ve neticeleri O’ndan bilmek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.
Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri şu hikâyeye benzer: Vaktiyle iki adam, hem bellerine hem başlarına ağır yükler yüklenip büyük bir sefineye birer bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp üstünde oturup nezaret eder. Diğeri, hem ahmak hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et!” O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi olur. Ben kuvvetliyim; malımı belimde ve başımda muhafaza edeceğim.” Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükünle beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere takat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu hâlde görse ya divanedir diye seni tard edecek ya ‘Haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle istihza ediyor, hapsedilsin!’ diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü ehl-i dikkat nazarında zaafı gösteren tekebbürünle, âczi gösteren gururunla, riyayı ve zilleti gösteren tasannuunla kendini halka müdhike yaptın. Herkes sana gülüyor.” denildikten sonra o biçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh, Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum.” dedi.
İşte, ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et! Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hadisenin karşısında titremekten ve hodfuruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın. (23. Söz)
Sabır hakkında bazı hadis-i şerifler:
Seyyid Hasan (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz cennette bir ağaç vardır. Ona “Belva ağacı” (çile ve zahmet ağacı) denir. Kıyamet gününde ehl-i bela getirilecek, onlara divan kurulmayacak (hesap defteri açılmayacak), mizan da dikilmeyecek. Mükâfatları, onların üzerine tam manasıyla dökülecek.” (Kenzü’l Ümmal)
İbn-i Mesud (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz bir adamın Allah indinde bir derecesi olur. Fakat vücudundaki bir rahatsızlıkla imtihan edilinceye kadar, ameliyle o dereceye ulaşamaz. O makama, o rahatsızlığına sabretmesi sebebiyle ulaşır.” (Kenzü’l Ümmal)
Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İmana göre sabır, cesedin başı mesabesindedir.” (Kenzü’l Ümmal)
Kadı Şüreyh buyurdu ki: Benim başıma bir musibet geldiğinde ona karşı Allah’a dört defa hamd ederim.
1- O beladan daha büyüğünü bana vermediği için,
2- Ona karşı sabretmeyi bana nasip ettiği için,
3- O beladan sevap umarak “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” demeye beni muvaffak ettiği için,
4- O belayı benim dinimde yapmadığı için.
İbn-i Mesud der ki: “Gökten düşmem, Mevla Teâlâ Hazretleri’nin takdir ettiği bir şey hususunda “Keşke bu olmasaydı.” dememden bana daha sevgilidir.” (Ruhu’l Furkan:2/110)
Hz. Ali der ki: “Bir musibet anında elini dizine vuranın muhakkak ecri habt olmuştur (boşa çıkmıştır).(Ruhu’l beyan:1/261)

ilmedavet.com
 

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
129
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,224