Peygamber efendimizi nekadar seviyoruz, nekadar samimiyiz.

furkan3629

Acemi Üye
Silver
#1

Peygamberimizin ashabından Abdullah b. Muğaffel (r.a.) şöyle anlatmıştır:
"Bir adam gelerek, "Ey Allahın Resûlü! Ben seni seviyorum" dedi. Resûlullah (s.a.v.) ona: "Ne söylediğine dikkat et!" dedi. Adam yine, "Vallâhi, ben seni seviyorum!" deyip, bunu üç kere tekrarladı. Resûlullah (s.a.v.) bunun üzerine adama şöyle dedi: "Eğer beni seviyorsan, fakirliğe karşı zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine akan selden daha süratli gelir." [Tirmizî, Zühd 36 (2350)

Gelişi güzel, dikkatsiz ve tefekkürden yoksun olarak okunduğunda maksat ve meramı hemen anlaşılamayan bir hadis metni var karşımızda. Muhtevası anlaşılsa da maksadının hemen kavranamamasının sebebi, görünen kelimelerinin ardında görünmeyen büyük bir mâna taşıyor olması olsa gerek.
Bu büyük mâna, bir çırpıda bütün yönleriyle anlaşılamayacak bir yüce hakikati anlatıyor. Bu yüce hakikat ise, Hz. Peygamberi sevme iddiasının, peşinen bazı sıkıntı ve meşakkatlere göğüs germeyi ve fedakârlıklarda bulunmayı kabul etmeyi gerektirdiğidir. Bunun nedeni ise, sadakatle, fedakârlık ve meşakkatin bir madalyonun iki yüzü gibi ayrılmaz iki unsur olmasıdır.

Belâ (musibet) ve velâ (sevgi ve sadakat) ayrılmaz ikilidir, denmiştir. Bu sebeple, bu ikisinin bir arada bulunduğu durumlarda ancak gerçek, saf bir sevgiden söz edilebilir. Nitekim altının iyisi de ateşten geçmiş olanıdır. Çünkü onda özüne yabancı ve aykırı hiçbir şey ve sahte materyal bulunmaz; onun içi, dışı, her bir zerresi altındır. Bu hâliyle o, her devirde kıymetlidir, pahalıdır, her daim istenendir.
Hadisin görünen kelimelerinin ardında görünmeyen büyük mâna ve yüce hakikat budur: Peygamberi sevmek, uğrunda çeşitli zorluk ve meşakkatlere katlanmadan ve her türlü fedakârlığa hazır olmadan asla gerçek olmaz. Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisini sevdiğini söyleyen kişiye bu hakikati hatırlatırcasına, "Ne söylediğine dikkat et!" Yani sen ne dediğinin farkında mısın? Bu sözünün ne anlama geldiğini hiç düşündün mü? Beni sevdiğini söylüyorsun, peki, bu sevginin sorumluluğunu titizlikle yerine getirebilecek misin? Buna hazır mısın? diyor.
Ashabın tamamının ve dahası bütün Müslümanların, Allah Resûlüne (s.a.v.) karşı sevgiyle dolu olduklarında kuşku yok. O gün onlar bizzat kendisine gelerek yüzüne karşı, bugün de bizler gıyabında ona karşı bu sevgimizi zaman zaman dile getiriyoruz. Onların bu sevgi sözlerini ve bu uğurdaki gayretlerini Allah Resûlü (s.a.v.) de görüp biliyor. Bu sebeple onun o kişiye yönelttiği "Ne söylediğine dikkat et!" ikazını, o sahâbînin sevgi iddiasında samimî olmadığı ya da ikiyüzlü davrandığı biçiminde anlamak yanlıştır. Allah Resûlü (s.a.v.) bu ikazıyla, "sevginin fedakârlık ve tahammüle hazır olmak" olduğuna dikkat çekmiştir. Bunu bu şekilde anlamak daha doğru ve gerçeğe uygun olacaktır. Peki, hangi konuda fedakârlık ve neye karşı tahammül edilecektir?

Hadiste konuşmanın tam bu akışında dile getirilen bir kavram özellikle dikkatimizi çekiyor: "Fakirlik". Allah Resûlü (s.a.v.), ısrarla ve yemin ederek kendisini söyleyen o kişiye, "Eğer beni seviyorsan, fakirliğe karşı zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine akan selden daha süratli gelir." buyuruyor. Burada Allah Resûlü (s.a.v.), adamın ısrarla dile getirdiği "sevgi" kelimesinin tam da karşısına "fakirlik" kelimesini getirip koyuyor. Âdeta bu sözüyle, onun sevgisinin sağlamasını yapıyor. Yani, benim sevgim fakirlikle iç içedir, onsuz olmaz; beni sevenler fakirlikten uzak olamazlar ve olmamalılar, diyor.

Fakat burada bir yanlış anlamanın önüne geçmek için hemen söyleyelim: Allah Resûlünün kastettiği "fakirlik", bu kelimenin bilegeldiğimiz "yoksulluk, biçimindeki ilk sözlük anlamı değildir. Zira yoksulluk, sahip olamamanın, elde edememenin, imkânsızlığın yol açtığı bir mahrumiyet hâlidir ve kişi bu hâldeyken özne değil, nesne durumundadır. Allahın sevgili Peygamberi hakkında ise kendisinin nesne durumunda olduğu böyle bir imkânsızlık ve mahrumiyet hâli düşünmek ise yanlıştır. Allah tarafından o, zengin bir kral olmakla sade bir kul peygamber olmak arasında serbest bırakılmış; o kul peygamber olmayı tercih etmiştir. Yine Rabbi tarafından ona, "Mekke dağlarını dilersen altın yapayım da istediğin kadar harca." denilmiş; fakat o bu teklifi kabul etmeyerek şu cevabı vermiştir: "Hayır, ya Rabbi. Bir gün aç, bir gün tok olayım. Acıktığımda sana acziyetimi bildirerek seni zikredeyim; doyduğum zaman da sana hamdederek şükredeyim." Yani onun ve ailesinin yaşadığı sıkıntı ve meşakkat dolu mütevazı yaşam, bir tercihin sonucudur; imkânsızlığın ve güç yetiremezliğin değil. Bu tercih, onun yaşam felsefesine uygun ve bilinçli olarak gerçekleşmiştir. Bu sebeple hadiste geçen "fakirlik" olgusunu bu doğrultuda anlamamız gerekmektedir.
Kaldı ki yine "…fakirliğe karşı zırh hazırla" sözünde geçen "zırh" kelimesi de bu anlayış ve görüşü desteklemektedir.

Zira zırh, bir savaş âleti olup, savaş esnasında gelebilecek tehlike ve yaralardan korunmak için giyilir. Yani Hz. Peygamberi sevme iddiası, gerçekten ciddî, büyük ve bir o kadar da tehlikelerle çevrili pek çetin bir iştir. Gerekli donanım olmadan bu işin üstesinden gelebilmek, onu hakkıyla yerine getirebilmek mümkün değildir. "Zırh" kelimesinin dolaylı yoldan bize söylediği budur.

Sonra hadiste, zırhın fakirliğe karşı giyileceği söylenmekte; fakat bunun ne türden bir zırh olduğu açıklanmamaktadır. Sadece fakirliğin, selin yukarıdan aşağıya süratle akmasından daha hızlı bir biçimde kişiye geleceği söylenerek, zırhın ona karşı derhal giyilmesi ve hazırlıklı olunması gerektiği belirtilmektedir. Fakirlikle zırh kelimeleri birlikte değerlendirildiğinde zırhtan maksadın "sabır" olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim hadisi açıklayan kimi âlimler de zırhla kastedilenin "sabır" olduğunu söylemişlerdir (bkz. el-Mübârekfûrî, "Tuhfetül-Ahvezî", Beyrut: Dârül-Kütübil-İlmiyye, ty., c.7, s. 15).

Hadiste geçen "fakirlik" kelimesini "zühd yaşantısı" olarak anlamamız doğru olacaktır. Zühd yaşantısı, kulun Allahtan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, dünyaya, maddeye ve menfaate değer vermeden, rağbet etmeden, kanaatkâr olarak yaşamasıdır. Dünyalığa hiç sahip olmamak değil; sahip olunanı gönle koymamak, sevgisiyle dolmamaktır. Paranın kalpte değil, cepte olması, paylaşılması, Allah yolunda ve rızası uğrunda ölçüsüzce harcanmasıdır. Yani insanın, malın kölesi olmayıp, malın, insanın kölesi olmasıdır. Bu yaşantıyı en ileri düzeyde yaşayan model insan Hz. Peygamber (s.a.v.) eline geçen dünyalığı kendisinde bekletmeksizin vakit geçirmeden ashabından ihtiyaç sahipleriyle paylaşan, onlara kullanan bir kişiliğe sahipti.
Bu anlamıyla fakirlik/zühd, tasavvufta şerefli bir makam kabul edilmiş ve ulaşılması ve sürdürülmesi gereken bir hedef olarak gösterilmiştir. Nitekim Yûnus Emre, fakirliği yaşam biçimi tercih edişinden bahsederek şöyle der:


"Yûnus cümle vârından elin çekdi
Fakra girüp yokluğa kant adı
Yitmiş bin hicâblar anunla geçdi
Bana Allah gerek gayrı gerekmez"



Günümüzde de Peygamberi sevme iddiasında bulunanların, sevgilerini hadisin sunduğu "fakirlik" kriteriyle teste tâbi tutmaları ve değerlendirmeleri gerekmektedir. Peygamberin yolunda olduğunu söyleyenler, ona yakınlıklarının derecesini onu sevme uğrunda katlandıkları fedakârlıklar, sıkıntılar ve zühd yaşantılarıyla ölçmelidirler. Bunu yaptıkları zaman Hz. Peygamberi sevme iddialarında ne kadar gerçekçi ve samimi olduklarını ve hangi seviyede bulunduklarını da öğrenme imkânı bulacaklardır. Lüks ve müreffeh bir yaşamın esiri olanların, hayatlarını paraya, daha çok kazanmaya, daha refah bir yaşama göre programlayanların, gündelik yaşam ve çabalarının merkezinde dünya olanların Peygamberi sevme iddiaları, bu testte sınavda kalmaktadır. Yine "…âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma…" (Kasas (28), 77) âyetini, "dünya yurdunu iste; ama âhiretten de nasibini unutma" biçiminde anlayanlar da Peygamberi sevme iddiasında samimi değildirler. Çünkü bir kişiyi seven, sevdiğine benzemeye çalışır. Resûlullahı (s.a.v.) sevdiğini söyleyen müslüman da fakirlik/zühd hayatı sürmede Peygamberimize tâbi olmak zorundadır. Çünkü Resûlullahı gerçekten sevmenin temel kanıtı ve göstergesi budur.
Aynı şekilde imkânsızlık ve acziyetin yol açtığı bir yoksulluk hayatını istemeden ve kendi hür iradeleri dışında sürdürenlerin, bu fakirliklerini, Peygambere olan sevgilerine delil göstermeleri de kabul edilemez.


Osman ARPAÇUKURU (Alıntı)
 
Moderatörün son düzenlenenleri:
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
bekkain Hata ve Yanlışlarımız 0

Benzer konular

Ziyaretçilerden Sorular

2
  • Cevaplanmamış Konu
Cevaplar
1
Görüntüleme
498
Ayşe Hatun
Cevaplar
0
Görüntüleme
2,582