naim süleymanoğlu

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#1
Bir sabah uyandım, adım Naum olmuştu

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Biraz casuslar savaşı, biraz bir Başbakan'ın iç dünyası, biraz bir sistemin çöküşü, biraz da bir büyük sporcunun haleti ruhiyesi... Bir yanı eskiyen ama bir yanı hiçbir zaman eskimeyecek bir adamın 'ağır' öyküsü İşte size Naim Süleymanoğlu'nun müthiş hikayesi[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Sistemin seni rahatsız ettiği yıllardan başlayalım.. İsim değiştirmelerden Melborn'da seni ilticaya sürükleyen anlar nasıl gerçekleşti?[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Ben çocukluk dönemimde Filibe'de Bulgarlar arasında okudum. Bir sıkıntım yoktu... Bulgar, Türk veya Çingene; herkes sporcuydu ve birbirine saygı gösterirdi. Ondan sonra 84-85 yıllarında Türkçe konuşma yasağı getirdiler. O zaman bu beni çok rahatsız etti.[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Ne oldu adın birdenbire?[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Naum Şalamanof oldum. Naum eski bir Bulgar, Şalamanov da bir yahudi ismi. 1985'te Avustralya'ya gittik 15 günlük kamp için. "Avustralyaya gidiyoruz, dönüşte ismini değiştireceğiz" dediler... "Tamam" dedim. Giderken arkadaşlarla yolda konuşuyoruz. "Jirkof mu koyayım, Abacef mi?' diye.. Yani ben hala farkında değilim olayın, daha ismimi değiştirmedim ya... Avustralya'da 5 gün kaldık; orada Türkler soruyorlar, "İsimlerinizi değiştiriyorlarmış, doğru mu?" falan diye. "Senin neden ismini değiştirmediler" dediler. "Değiştirecekler, döndükten sonra" dedim. Gırgırındayım daha işin... "Neden iltica etmiyorsun, neden tepki göstermiyorsun" falan dediler. "Geri dönünce ismimi değiştirsinler de sonra düşünürüm" dedim. Geri döndüm. İsmimi yazmışlar. "Naum Şalamanof olacak adın." dediler. Evime gidip pasaportumu elime aldığımda, başımdan aşağı böyle soğuk bir su aktı, ter bastı beni. Doğmuşsun Naim, olmuşsun Naum...[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Hakaret gibi hissettin yani...[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Olayla gırgır geçen bir çocukken, birden tiksindim. "En kısa zamanda burdan kaçmalıyım" dedim. Kararımı vermiştim artık.[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Jivkof rejiminin baskısını hissetmedin mi hiç?[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Ben hissetmedim. Jivkof nasıl yaşıyorsa, biz de öyle yaşıyorduk.[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Hiç kimseye açılmadın mı?[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Hiçbir kimseye açılamadım. Zaten öyle bir rejim ki annene, babana bile söyleyemezsin... Ondan sonra 85'in Martı'nda ismimi değiştirdiler. Fransa'ya falan gittim ama iltica edemedim; hep koruma altındaydım. İsveç'teki dünya şampiyonasına gittik. Akşam yarıştım, sabah 4'te kaldırdılar beni... Uçakla, direk geri Bulgaristan'a döndük iltica etmeyeyim diye.[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]KAÇMAYACAĞIMA İNANDILAR[/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]* Bir şekilde haberini almışlar yani... [/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Bilmiyorum... Türkiye'den birileri geliyor görüşmeye falan diye düşünüyorlar. Sonra yıl 86, bizim yıllık program yapılıyor. Hangi müsabakaya gidersin diye bir kağıt veriyorlar sana, sen de dolduruyorsun. Turnuva bir de... Avrupa var, dünya var. Kazanabilirsen oraya gidiyorsun. Takım halinde... Avrupa şampiyonası Doğu Almanya'da, Dünya şampiyonası Bulgaristan'da. Yani hiç iltica şansım yok. En sonunda baktım Avustralya Melborn'da Dünya Kupası var. Dedim "Naim tamam", yani bir sene daha dayanacaksın ne yapalım. O zaman Avrupa şampiyonu oldum. Doğu Almanya'da Dünya şampiyonası, Sovyetler'de yani... Turnuvaya da davetli olarak çağrılıyorsun. Yani seni, Bulgar hükümeti çağırmıyor. Eğer başarılı olursan, o yıl içinde o kupaya, en başarılıları çağırıyorlar. Beni de birinci sırada çağırdılar. Öyle bir durum ki, Bulgarlar göndermemezlik yapamazlar. Ancak 'sakatlandı' falan derler. Ben de iki defa kupayı kazanmıştım; üçüncü defa kazanmaya gidiyordum. Bir de onun takdiri olduğu için bir şey diyemediler. Güvenmişlerdi, kaçmayacağıma, iltica etmeyeceğime ama mecburen götürdüler bizi oraya...[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Müslüman Türkler başa bela oluyorlar![/FONT]
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]80'li yılların başları! Her şey Bulgaristan Komünist Partisi'nin ve tabii ki Devlet Başkanı Jivkov'un, ülkenin etnik yapısına ve kimliğine dair aldığı acil kararlarla başlamıştı.. Sadece Batı'da değil, sosyalist sistemle yönetilen ülkelerde dahi tartışılır olmuştu uygulamalar.. Başkent Sofya'nın, devlet binalarının kasvetli koridorlarında, bürokrasi çarklarında ve yönetim katlarında o güne dek görülmemiş, hummalı bir faaliyet başlamış ve hızla uygulamaya konmuştu.. Jivkov ve ekibi için gerekçeler de hazırdı.. Ve akılalmaz gerekçelerdi bunlar!.[/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Türkler ve müslümanlar o kadar hızla çoğalıyordu ki ileride başabela olacaklardı ve bundan korkmak gerekirdi.. Hatta, işin bir tehlikesi daha vardı, Bulgarlar, gün gelecek ne yazık ki azınlık olacaklardı.. Bir de, Bulgaristan'ın doğusunda yani müslüman Türklerin yaşadığı bölgelerde milliyetçi akımlar almış başını gidiyordu.. Elbette, kökten islami akımlar ya da fundamandalistler de gelişiyordu, bu böyle gidemezdi, Bulgaristan Ortodokstu ve Ortodoks kalacaktı!.. Ülke içinde karışıklık çıkarılıyor ve rejim tehdit ediliyordu? Zaten, tarihte bir hata yapılmıştı ve düzeltilmesi gerekliydi! Öyleyse kaybedilecek bir saniye bile yoktu! Türk isimleri değiştirilmeli, kimlikler acilen yenilenmeliydi! Devlet dairelerinde Türkçe konuşmak yasaklanmalıydı.. Türkçe radyo dinlenmesi engellenmeliydi.. Sünnet törenlerine dahi son verilmeliydi![/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Ve tabii ki tüm bunlara itiraz edenler derhal cezalandırılmalı, hatta "casusluk yapmaya eğilimi var" gerekçesiyle kampa gönderilmeliydi.. Yurdun çeşitli bölgelerinde, Belene'de, kuzey Bulgaristan'da kamplar devreye sokulmalıydı.. Ve bu kamplarda disiplin esas olmalıydı, gerektiğinde sert ve otoriter davranılmalıydı.. Taviz vermeden, gözünün yaşına bakmadan![/FONT]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Artık dur durak yoktu...[/FONT]



nette bir ödev konusu arıyodum.haltercimizin bu söyleşisi hoşuma gitti paylaşmak istedim.....