Micingirt Dörtlükler 2

#1
Düş'e Düşen Dörtlükler

Nasip
İki ayrı âlem görmeli insan
Sadakat sahibi görecek er geç
Gayeden bihaber yoksa heyecan
Takılma ahmağa bir selam ver geç

Bileniverdim
Küle dönemeden dolanıverdim
Yönsüz cilvelerle bulanıverdim
Süfli ejderhalar pusuda bekler
Sabrın masatında bileniverdim
Efendim
Vuslatım sen hasret sen tutunacak dalım sen
İklimlerin mânası ağız tadım balım sen
Sözlere sığdıramam sen eşsiz saadetim
Hâvf recâ sonsuzluğum umut istikbâlim sen
Bilal’in
Mehtâbı izlemek hüzne yeter de
Geceme dökülür rengi hilâlin
Beni ben diyenler düşürdü derde
Siyahı olsaydım köle Bilal’in
Sayılar
İnsanlıkta ortak bağdır duyular
Nezâketten pek anlamaz ayılar
Her buhranın müsebbibi bunlardır
Burjuvayı büyüten şey sayılar
Regaip
Lütfuyla yaklaştı yaklaşan gece
Ey âşk neredesin ruhum taşıyor
Yolculuğum sana sen var sadece
Recep Regaib’le bayramlaşıyor
Kaçış
Ruhu iğdiş eden fikirler seçmek
Yüreği unutup yürekten geçmek
Şudur sözün özü kul haddin bilip
Kendinden ziyâde kendine kaçmak
Semâver
Uygarlığa inat ruha dem veren
Gökyüzüne selâm tütsü peşine
Ateşlere körük cana can veren
Semâver gibisin dağa aşina
Sessizce
Vâktin yanağından öpüyorken tam
Akşam namazına hizâyım dedim
Utangaç yakarış körpe niyâzla
Sessizce bir dörtlük yazayım dedim
Çağrı
Çiselenmez kelam dertlenmek gerek
Afâki temenni atmaya yürek
Benimki galiba boşuna kürek
Ezel ve ebed eğri ve doğru
Hâl ile hûş olur ahlâka çağrı
Temel
İnsan günahkâra silgi olmalı
Zikir şükür sabır ilgi olmalı
Sağlam temel ancak fen ile olur
Dinsiz fen hakkında bilgi olmalı
Biz
Yakut kemerlerin altından sular
Atlılar bekliyor elinde yular
Şehitle yoğurup kaybettiğimiz
Çine set yaptıran ordular biziz
Affeder
Firavunlaşmasın kalbin niyeti
Tevbe et duâ et âcziyeti ser
Tahrikle besleme enâniyeti
“Allah günâhları bütün affeder”
Şakırtılar
Şükre dayanıyorum sözlüyorum sözleri
Gökyüzünü öpüyor kalbimin gündüzleri
Sevmem şakırtıları sustan alırım hıncı
Mevsimsiz yaşıyorum, ilkbaharı güzleri
Allah'ım
Şuur dağlarının atları doru
Yolun fetihleri berrak dupduru
Neden dağınıklık kahreden soru
Allah'ım ümmeti toparla koru
Mirâç
Gelin secdeye varalım
Yakaralım yakaralım
Alındaki hür sâdayla
Haykıralım haykıralım
Çukur
Yâr bilmeyen adamlara yaslanma
Dudaktaki sevgileri tufandır
Yüksek sesli alçaklıklar çok amma
Çukurları görebilmek irfândır
Tuzak
Sünnet sıhhat ve mutlak
Sebze yeşil un tuz ak
İfrit cine ne gerek
Şeker tuzak un tuzak
Koş
Yüreğini değiştirme
Sadık kalıp yârine koş
Kirpiğine haram sürme
Yârin ile yarına koş
İtiraz
“Zağarlık yapamam” âh Âkif dedem
Yularlı ayılar s/övgüye nefer
Arz-ı hâlim açık, yalın ifâdem
Ahlak secdede mi günde beş sefer
Samimiyet
Dalkavuklar it gibidir
Kimi havlar kimi hırlar
Samimiyet süt gibidir
Su katanlar bedbahttırlar
Şükür
Mübârek günlerde sayısız fikir
İftarın kalbinde bismillah zikir
Naat-ı şerifler kevser tadı var
Ab-ı hayat yergök sağanak şükür
Vicdan
Ferâset tefekkürdür
Ruh varsa vicdan sızlar
Şuursuz, sağır kördür
Ruhsuzdur vicdansızlar
İftar
Öyle anlar var ki yardan öte yâr
Yaşayan bâhtiyar ölen bâhtiyar
Dirilten esinti eser kucaklar
Biz onun adına diyoruz iftar
Tezat
Eşref-i mahlûkat oruç gün boyu
Ezân sesi boyar âşka uykuyu
Şeytanlar zinciri diri vakitler
Sokakta sevişir küpeli itler
Sahurda
Mâziye uzanıp zâten diyordum
Kifayetsiz lâfız, söz ara gülüm
Sahurda süslenip yatan diyordum
Secdeler vatan der O yâra gülüm
Ezân bayrak vatan,vatan diyordum
Mabed
İftardan bihaber mabed yaptıran
İnektir Tibet'i Tibet yaptıran
Yaptıranı unut,yapan resmi çiz
Çizdiğinde dön bak inek hanginiz
Ahlak
Oku et tefrika yüzsüzleşen lâl
Kur’an ne hikâye hâşa ne masal
Zannetme ibadet garanti cennet
İmanın gayesi ahlak velhâsıl
Çağrı
Sonsuzluk tasası, bendeki ağrı
Sükûna açılmış seherin bağrı
Renk soy ayırmadan sarar herkesi
Bilal'in nefesi bu büyük çağrı
Onlar
Hikmete muhâlif dile yabancı
Hangi felsefenin öncüleridir
Aşkı istilası Latin inancı
Haçlı kadavranın göncüleridir
Kalmadı
Yapmacıkta olsa ağlayanlara
Artık rastlanmıyor ne oldu bize
Bulutlar yağmıyor iklim kapkara
Hüzünlenin ruhsuz ölümlerinize
Kalemim
Onurlu yolculuk kaygısız varlık
Tevhid barzununda hasatı süzün
Beklenen mahşeri etmem pazarlık
Kalemim hâk yazar gece gündüzün
Öpüşler
Eşref-i mahlûkat rengârenk deri
Hak-batıl öpüşler izzet ve zillet
Yürüyen cesetler milyar serseri
Şehir köy sokak fert yığın millet
Rastgele
Nikâhlar manastır düğünler ersiz
Damattan ziyâde paralı kâhya
Nineler yaşmaksız derviş tebersiz
Hayâ ar rastgele olduk pek ihya
Diyor
Medeni yâ felsefe var
Işığı bol sözün adı
Tasvirliyor havariler
"Ölüm sana yakışmadı".
Sandalye
Ezberimde bir tek sen var sen dede
Buğusu yok bereketin kimsede
Ar sokakta âşk uçurum izân lâl
Camiler mi secdeler sandalyede
Dehşet
Arsıza suskunluk üzgünlüğümüz
Sırâtel müstakîm düzgünlüğümüz
Düzgünlüğümüz yok bozuksa şâyet
Cezâ günü dehşet buyurdu âyet
Hoşsâda
Oysa gül yaprağı dört mevsim gelen
Günü hırs boğuyor şehri gökdelen
Bekleyiş kıyamda ıssız avluda
Sâhi ne ola ki geride kalan
Kalem
Fıtrât yolun düsturu, beş vakittir pusula
Yaza yaza yoruldum, köle midir kul kula
Aklım kaldı kışlakta kurt kuzu ve sürüler
Kalemimi satarsam, hayat bana boş olâ.
Leşçiller
Kalemim kök söker tıpkı bir pulluk
Haşarat ürkütüp çok şeye değdim
Leşçiller benimle yakın olmazdı
Taptuk Emre gibi tapabilseydim
Diyor
Göz ağartır kadavradan bir yüzsüz
Deme diyor namussuza namussuz
Dilsiz şeytan haksızlığa kim susar
Hâk vurunca fenâlıklar kan kusar
Bosna
Hür fikrin derebeyi gücü mâzi ve ati
Âşkıyla hafızamda bin yılın hakikati
Kirletilmez fıtrâtım kurumayan yaşımdır
Fatiha’ya mühürlü dava arkadaşımdır
Malazgirt
Sefer çanlarını çaldırdı peder
Anadolu İslâm demişti kader
Diyojen çarmıhta Bizans derbeder
Barbarlara had bildiren bu aslan
Malazgirt fatihi Sultan Alparslan
Allah'ım
Sana sevdalanır gerçek âşıklar
Sana mevlâna şems dönen beşikler
Sana secdelenir yer gök ışıklar
Seninle yandırıp al kulluğuna
Etten Yorgun
Diyorum hepimiz hep aynı hayat
Kimimiz sanatı titreten sanat
Berrak bir cümle var “amentü billâh”
Etten yorgunlara gel de izâh et
Sükût
Sükûnet,ezân okunuyor
Müezzin secde secde diyor
Risâlet tevhid dokunuyor
Geliniz vecde vecde diyor
Sokaklarda
Kine banmış misyonerler
Köşe bucak sokaklarda
Küfre kanmış misyon erler
Kucak kucak sokaklarda
Hicri
Kin öpüyor dilimiz
Tersiz bulut hâlimiz
Diriliş, milât olâ
Hicri yeni yılımız
İmanometre
Mucit icat etti manometreyi
Tefekkürle çalışmakla şuurla
Biz ise bulduk İmanometreyi
Cihadımız işte budur gâvurla
Diyor
Kaşın çatma gül erim
Sen gülünce gülerim
Güldür beni her daim
Diken erim gül erim
Tek Perde
Hayat yolculuktur kıyam gayedir
İrşâd güzel ahlâk vefa hayâdır
Takva mükemmellik hakiki yaşam
Tek perdelik oyun ve hikâyedir
Gibi
Gecem seninle dolu, yaralarım çiy gibi
Rüzgâr hasret ıssızlık dilsiz çalan ney gibi
Suskun ağlayabilsem namussuzlar duymasa
Hâk deyip cezbelensem sırra varan hâyy gibi
Müzevir
Yağmur rüzgâr mevsimler hicran oldu kan oldu
Kilimdeki nakışlar akılda kalan oldu
Secde saf ve kardeşlik, tevhid din yalan oldu
Koridorlar müzevir, kurt oynaşır kuzuyla
Yürekler kanatırız kelâmın kuduzuyla
Rüya
Rahmete sığınıp büzülüp yattım
Şöhrete fır dönen cüceler sattım
Her yer lambaları söndüren giller
Perdeleri açıp gözü kapattım
Beraber
İkrârı bilmeyen her can derbeder
Söylenecek söz çok diyemem geber
Huzur-u mâhşeri ne ettin beyim
"Kişi sevdiğiyle olur beraber"
Riyâ
Salih amel gerek imandan sonra
Az, âhir zamanda çok hükmündedir
Rızâ-yı İlahî değilse amel
Bütün çoklukların yok hükmündedir
Hayalkırıklığı
Duygulara mübaşir şiirlere satırım
Sabır ve gözyaşları sonsuzluğa yatırım
Öfkeyle karışıktır hayalkırıklıklarım
Tevekkülle buseler, duâyla ıslatırım
Ne Zaman
Huşu şov belegat ve dava büyük
Şımarıklıklarda benzersiz teksin
Derin ihanetler sırtındaki yük
Ne zaman ipine sarılacaksın
Gelibolu
Düşündükçe olanları
Sancı vurur deli-dolu
Selam durur bağırırım
Çanakkale Gelibolu

Onun
Dışım gülümser de içimde har var
Saatim işliyor vakit ne savar
Söner mutluluklar düşer payına
Ben O’nun peşinde O başka diyâr
Alevi-Sünni
Kardeşçe tebessüm çocukça ninni
Büyükte pek hoştur hilim teenni
Yesevî Mevlâna Yunus Pir sultan
Bir kaynaktan akar Alevi-Sünni
Sakat
Hadisi yok sayıp Kur’an de kandır
Kimlere gül açar ateş köz tandır
Gözüyle yaşayan pek bilmiş mahlûk
İman sakat ise idrak noksandır
Ebediyet
Akar zaman dilimi gelir geçer her hafta
Kütük gibi sürükler, aklım kalır arafta
Havf-reca besliyorum o gün bekliyor bizi
Ebediyet söyletsek terennümlerimizi
Zillet
İzzeti zillete terk edip battı
İffeti fırlatıp sokağa attı
Menfezler körpecik çocuk yüzleri
Fütursuzca malum basın anlattı
Durum
Her köşede lağım var
Fare gibi bittiler
İyi kalpli insanlar
Sonsuzluğu gittiler
Son
Sözü dürtüklerim elimde sırık
Sokaklar zifiri, pencerem kırık
Yolculuk rastgele koştum şuursuz
Sonu düşündükçe tuttu hıçkırık
Evrim
Dilinden akseder âdemin şanı
Lisanı kirletir nefs-i zebanı
Azgınlaşır zirâ, yazık esefler
Babası eylemiş masûm hayvanı
Müşkil
İçindeyim zamanın, parçalanmış dilim var
Ne ıssız bir mezarlık ne aşk kokan kilim var
Başucumda sensizlik, hesaplar hep yarınsız
Geleceğim rehine, bitmeyen müşkilim var
Düzen
Öyle yanıyor ki; yüreğim elle
Ölüm varlık deyip koştum ecelle
Nefs benle hırlaşır, şuur karışık
Ebedi bir düzen, hangi mecelle
Adalet
Adalet Ömer’den kutsi bir bağdır
O'nu düşün yaklaş daim severek
Ahlaki bir nizam ölüsü sağdır
Sonsuz rütbesi var söze sen gerek
Islat
Aşk dediğin aşksa vuslata gebe
Toprağa tohum at, ıslat yağışla
Aşkın kitabında yoktur engebe
Allah'ım gerçek aşk lütfet bağışla
Salıverdik
Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz
Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz
Mevsim zaman kâinat, çözülüyor insanlık
Gençliği salıverdik, kontrolsüz dikizleriz
Tepetaklak
Varın ahlâkı Kur'an, Kur'an nerde biz nerde
Kan gözyaşı yeryüzü, insanlık mevt yerlerde
Aşka fuhuş musallat, örf adet tepetaklak
Zillet bacayı sardı, bekliyoruz siperde
Sevgi
Silahım sabır dostlar, acelemiz yok bizim
Dil heceye vurdukça, suskuları dökerim
Ve buyurdu tebessüm varlığı sevgimizin
Zihnim bende durdukça milyon sene çekerim
Kısır
Yaratılış gaye, hayat bir sırdı
Ehl-i dünya hepten fıtratı kırdı
Ahiret tarlası hasat ve nadas
Dörtlükte sancı yok mısra kısırdı
Tafra
Çadırın tafrası bir deli rüzgâr
Ene’nin öpüşü bende de mi var
Değirmen misali ruhumun dibi
Korkuyorum abi gülüyor mezar
Tolerans
İnsanlık izzetini moda ile vurdular
Esaret posterleri duvarlarda bunu yaz
İffetin gözlerine tolerans doldurdular
Öfke var çeperimde ağlaşalım gel biraz
Edip
Yüksek topuğu var enginsizliğin
Söz intihar cellat gibi aşklarda
Hoş bedava ben susayım siz deyin
Edip çapkın edebiyat hovarda
Câiz mi
Ribâ kıskacında evler mâbetler
Âhengi yürüten sistem fâiz mi
Nerede İlâhi münasebetler
Fâiz lobisine susmak câiz mi
Ağartu
Soğanlı yaylaları, ah benim hissiyatım
Yalnızlıklar sürükler meşakkatli katığım
Ağartu gözyaşları, şiire sunduğumuz
Öyle ne kadar güçsüz, ben nasıl yaratığım
Gibi
Düşüme ölüm girdi, dehşeti tarif gibi
Peşime zalim durdu, haşyeti ârif gibi
Bir ben vardım bir tek ben, bir de derin sessizlik
Dişime dilim vurdu, zatı maarif gibi
Ayın Esrârı
Rengârenk boşalan iftarın bârı
Meşheri bereket ayın esrârı
Hilâli gösterir yer yer bulutlar
Ruhları diriltir rahmet rüzgârı
Sâmimiyet
Zihnim epey eskidi,ölsem farkına varmaz
Ve uçuk ifadeler; gövdem kıpraşıyor az
Kubbe derinliğinde bir ses gelir uzaktan
Yalancı tövbelerin, cürümleri onarmaz
Şayet
Uçup gidiyor günler, geri başladı sayım
Zihnim başka âlemde, câizse hamaktayım
Epey mesafeliyim, menfi müspet gerçekle
Yaşam bu ise şâyet, hâla yaşamaktayım
Aşk
Sonsuza giden yol ölümsüz sanma
Ölmek pek güzeldir ölmeden önce
Dünya ve ahiret, ölüm var amma
Ölümsüzlük başlar, aşkı görünce
O Cümle
Düşündüm hamalı yağlı sicimle
Tükeniş başladı bütün gücümle
Kurtuluş tek hitap,işte O cümle
Sen Affedicisin,affı Seversin! ..
Poyrazlarda
Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde
Ruhum filizlenir ölü gözlerde
Soluksuz kaldığım hasret yarası
Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda
İsraf
Ekmekler çöplerde feryatta tandır
Utanan var mı ki gel de utandır
Ve ruhlar kıpkızıl çöken vicdandır
Bense yapayalnız susup izlerken
İsraf ölüm kusar hayli zamandır
Ve Sadece
Cennetle müjdeli hangi bayanlar
Ancak ve sadece O’nu duyanlar
Gerçek sevgi sır ve iffeti bilip
Kalbi dudağında aşk yaşayanlar
Tespihat
Çalış önce sonra tespihini çek
Tespihat hatrına çalışmak gerek
Ancak ve sadece her şeye rağmen
“Yâr”inin adını an gizlenerek
Poyraz
Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde
Ruhum filizlenir ölü gözlerde
Soluksuz kaldığım hasret yarası
Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda
Kurban
Sen izâhsız bir sevda, pâk renklerin alısın
Hakikat numinesi, azamette âlisin
İçime düşen meltem, kurbanlar sana meftun
Sen kutlu bir silsile, sen balların balısın
Uyan
“Çalışanın alnında, kurumadan terini…”
Ne muhteşem öğüt bu, heba etme hayhuya!
Müspet menfi kesitler, fıtrat gaye keyfiyet
Uyan yakalanmadan ölüm denen uykuya.
Maşrapa
Zihnin basireti ağıza tıpa
Akıllı adam yok ifşâyı yapa
İlham ve tefekkür sonra basiret
Sabret gereğince dolar maşrapa
Rağbet
Halimiz serüven zina serbest hem
Domuzun yağından olur mu merhem
Flörtle kutsanmış sokakta Meryem
İstemem arkadaş rağbet istemem
Fetva
Dinledikçe mevzi alır duyular
Cama çıkmış fetva verir ayılar
Zihin firar göbeğinden buyurur
Öyle ister Karun yüzlü dayılar
Dilime
Bilinmez kapı açar sâmimiyet âlime
Aşk ile tulû eder gelir düşer dilime
Yutkunurum ümitle bu bambaşka hissiyat
Dirilirim tekrardan eli değse elime
Kış
Neredesin bekliyorum gel ey yâr
Dün ve yarın vakitlerim düş oldu
Aşk pahalı sevmeler yoz hesap var
Mevsimlerim toz eyledi kış oldu
Gelir
Medeniyet tasviri köprüler ve kemerler
Gidenleri uğurlar hüzünleri emerler
Sırlar mâziye vurur âh eden seyirlerim
Gelir beyaz atlılar Osmanlar ve Ömerler
Geldi
Koştuk mabetlere dediler dinci
Şükür pes etmedik bunca yıl oldu
Mümin Hakk’a varan eşsiz akıncı
Bu hâlle şükrettik bayram da geldi
Gözlerim
Felsefe mevt, mutluluklar yanıyor
Aşk hasadı koca ömrü yonuyor
Ah ettirir her dem kırık dörtlükler
Gözlerim yaş, usul usul kanıyor
Affedersiniz
Dudakları hızmalı boy boy züppeler arttı
İnsanlık ötesine mahlûkatı arattı
İt gayeden bihaber dönüp etrafa baktı
İçgüdüye küfredip gözlerini ağarttı
Hakikat
Var oldun her devirde kıvrak yağız atlarla
Hakikate uçardık perdesiz kanatlarla
Adalet hak ziynetti mertebe teslimiyet
Bir sorun kaç kıtayı dirilttik cihatlarla
Gıcırtı Sesleri
Yol tezek kokuyordu, karakışın izi var
Gösterişsiz yürüyüş dağ taş yorgun ve asil
Gıcırtı sesleri hep, sanki geçmişi arar
Ah! Kimler anlar acep, anlayanlar muttasıl
Sana
Sen hüznümün umranlaşan esiri
Hassas ruhlar hissederler tesiri
Mumlar gibi eriyorum nerdesin
Sana yazdım imgeledim nesir’i
Züleyha’yı
Sen geceyle baş başa, ben ise telâşe de
İsmini hecelerim adeta her köşede
Ellerimde ellerin, rüya ne kadar doğru
Züleyha’yı hatırla, tevbe eyle hâşâ de
Gölge
Yolcular kasvetli bulanık deniz
Garip hislerdeyim yine bendeniz
Bir meçhul dönemeç gidişin sonu
Güneş bir sönerse kalmaz gölgemiz
Cennet
Sadâkat sahibi eyler mi mihnet
“Kalbim temiz “dersin sen öyle zannet
Ne büyük ihânet bu kalbimize
Dünya ve kâinat boşa mı Cennet
Son Hadde
Çıplaklığını giyinip soyundu loş caddede
Tezgâhta aşk arıyor berduşça yâr maddede
Külhan kendine mahsus, canevini gösterip
Tahsisatı bitirirdi, tükendi son haddede
Aramayın
Hayat nedir kaç kıtadır kaç ada
Madde ötesine geçelim ya da
Huzur sükûn nerededir kimdedir
Gerçek huzur aramayın dünyada
Fark
"Âhâd olan Allâh”ben sen biz siz yok
Var olan bir olan yalnızca Allâh
Aczini farkeyle putlarını yık
Bırak macerayı kurtul inşAllâh
Yürü
Esas maksadı gör gerçeğe yürü
Ölüdür mürtedin kölesi hürü
Ölü bedenleri hem kim diriltir
Kurân esasıdır İslâm kültürü
Sîret
Töresiz çimdiklerle hâl eylemiştir eti
Zihinden yarı çıplak boy veriyor cüreti
Şehvetin reçinesi kahpenin meyhanesi
Sûreti fâş eyler mi, eyler mutlak sîreti
Boş
Konuşmam gözyaşı susuşum hata
Gamdan perçin attım meçhûl sanata
Bütün hay huylarım deli sevinci
Elli yıl koşturdum boş saltana
Sistem
Şapa oturmuş millet, bankalar haram akmış
Sisteme lâf eylemek, belâyı aramakmış
O gün köleler gibi, yurdun gerçek sahibi
Son kaç asrı düşündüm gözyaşı verem akmış
Nemrut
Bireysellik zillet veyahut da put
Nankörlerden olma seslenişi tut
Teslime muhalif bahtsız sineler
Belki bir Fravun belki de Nemrut
Terör
Mağlup mu mahçup mu, paramparça kim
Namussuzlar serbest, tutuklu hâkim
Ezanlar okunur şükür nitekim
Neylerse hayreyler elbet müstakim
Boşver
Gurur hep öndeydi açık arayla
Bankerlik öğrendim kara parayla
Varlık ötesini “boşver”e sattım
Bir ömrü tükettim hep macerayla
Muhâbbet
Gayesi zevk olan hâlden ne anlar
Hüsran ehli olur bir şey sananlar
Tevazu ziynettir kulda şüphesiz
Muhâbbet ehlidir hep kahramanlar
Kurbanım
Yüzün görsem rüyamda, elin sürsen başıma
Mücrim yüzüm nurlanır, kurtulurum kasvetten
Gözüm gönlüm açılır, neler girmez düşüme
Cemâline kurbanım, yakma beni hasretten
Eşitlik
Adalete ihânet kararda kaygısızlık
Erklerin eşitliği kadına saygısızlık
Kaderin güzelliği kadın zârif ve nâif
Kadını tanımamak şüphesiz duygusuzluk
Bir Yığın
İfade duyarsız,sineler katı
Bir yığın şair var Şeytanın atı
Üslupta ilhâm yok mantık nesepsiz
Hiçliği hor görmek, çoğun fıtratı
Ciddiyet
Ölüm öncesini bilirsen şayet
Ebedi hayata eyledik niyet
Bizden gayret bekler ölüm ötesi
Latife eyvallah biraz ciddiyet
Yanış
Benlikteysen sabır gerek buyurmuş
Sabırsızlar basitlikte uyurmuş
Hakkın dersi aşk oduyla yanıştır
Yananlara gerçek sırrı duyurmuş
İnkâr
Doğru birdir değişemez, tefrikadır türleri
Susunuz dinleyiniz, zamane kâfirleri
İnkâr liyakat madem, sizler kimin eseri
Zekâ kimi kurtardı, küfrün misafirleri
Şiir Diyerek
Ne söylesem bilmem geriye doğru
Heybem ve gözyaşım,bin tevbe gerek
Titrek yüreğimde başladı ağrı
Bir ömrü payettik,şiir diyerek
Taşa Çalın
Dinleyiniz susunuz, ağa paşa beyseniz
Gönüllerde yaşayıp alnınızı eğseniz
Geçiciyi fark edip, aczinizi arz edin
Benliği taşa çalın, istikâmetteyseniz
Keşkeler
Günahlarım arttıkça keder bürür gam bürür
Teslim olup seyredin kim gizlenir kim görür
Hüsrana uğramadan keşkelerim ıslansın
Izdırabım artıkça gözyaşlarım güldürür
Değişmez
Ruhum pek filinta, mesafe kısa,
İdrâk paramparça ah bir anlasa…
Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu;
İslam tek kurtuluş değişmez yasa!
Ben'i
Kulu ter kokmayan ekmek öldürür
Şeytanı tespihi çekmek öldürür
Kalbi şekavetle bakmak öldürür
İhlâssız amelin yönü uçurum
“Ben”i aşk odunda yakmak öldürür
Ötesi
Tasavvufla dupduru, akışımız var bizim,
Hayat, ilim, hakikat, hak işimiz var bizim.
Zekâ neyi şâd etti istikamet bozuksa;
Ölümün ötesine bakışımız var bizim!
Ömer’le
Mısra eker Ekinci satır ıslanmış terle
Micingirt sağ yanımda koşuyorum Ömer’le
Sebeplere riâyet aşka ihânet niye
Beni “ben”le yıkadım ilhâmı köpüklerle
Gurur
İdrâk yok, nasibi basit bir ben’di
Zevki harmanına yayıp beslendi
Hep olmak sevdası, çok ocak yıktı
Gafilde yıkılmaz gururun bendi
Değişmez
Ruhum pek filinta, mesafe kısa,
İdrâk paramparça ah bir anlasa…
Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu;
İslam tek kurtuluş değişmez yasa!
İslam’la
Şeytana başkaldırı, sonsuzluk yoludur din
Nemrut olup gidersin, nedir İslam’la derdin
Bilinmezleri bırak, mahşeri düşün gafil
Şeytan gülerek der ki; geberdin sen geberdin
Mevcuttur
Kalbi dudaklarına sıkıca tuttur
Çek ipini nefsinin, sahibini gör
Bireyselliği bırak görenlere koş
Her devirde bir derviş mutlak mevcuttur
Cehâlet
Her sözü izâfi gel de tarif et
Değer yargısı yok, yürüyen alet
Zorbalıkta mahir, fıtratta uzak
Zihni kalabalık seyri cehâlet
Maya
Kıyamete sipermiş şu efsane Şirince
Ölümsüzlük nerede konu epey derince
Nankörler toplanmışlar, seslenişten bihaber
Kıyametin dehşeti imansız geberince
Analar
Hak rızâsı kalbimdeki tek tasa
Biri gelip günahıma ağlasa
Cennet bize bilmem helâl olur mu
Anaların duâları olmasa
Akşamüstü
Gerçekte güzeldir çilenin büstü
Çilesiz büstlerde kırılır testi
Rahatın şerrinde ümüğün sıkar
Atarlar derine bir akşamüstü
Hislenirim
İnkâr kine doyamamış, kuşatılmış sanırım;
Tıpkı aynen Nemrut gibi, ne haydutlar tanırım!
Ve irâde paramparça, rahatsız minareden,
Bir sigara yakıverip, acırım hislenirim…
Son
Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar
Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz
Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır
Makam şöhret şan” kabrin kapısına kadardır”
Deme
Mümkünü yok utanır korkusuz direnirim
Yıpranırım ölürüm hâşâ vazgeçmem yâr'dan
Keşke derim kendime kendimden iğrenirim
Kınamayın dostlarım, kaçış var mı kabirden
Aşk Hizmettir
Aşk öyle bir yanış ki; yananlar anlar
Mevcudata hizmettir, aşk heyecanlar
Tasavvuf gerçekte aşk, aşk yaşayanlar
Aşkta ısınamazlar, ısıtmayanlar
Gülümse
Der hep gülümserim kahkaha asla
Bu sendeki hâli sükûta yasla
Çekingen tavrını şimdi anladım
Her daim kalbini zikriyle besle
Teslim
İlimde pek yüksek ihlâsta noksan
Varlıkta çok maruf gördüm şaşkını
Eldeki tahsisat belki de yeksan
Zekâya terk etmiş teslim köşkünü
Ömer Ekinci Micingirt
Hilâl
Hakikatte ben neyim boşluklarda tepeyim
Şu faniye koştukça tükeniyor kepeğim
Belki kibrime ayna tevazuda ipeğim
Sözlerim tartışılmaz mesûlüm nispetimde
Hilâl ne arz edeyim meâlini öpeyim
Muhabbet
Nankör lakırdıyı muhabbet sandım
Hakikat bu değil değilmiş eyvah
Gururu zevk edip ifşaya bandım
Yinede koş gel der ârifi billah
Kem Sözler
Keser biçer böler boz itin biri
Durmadan havlıyor kopmuş zinciri
Şuûru kaybetmiş hatta ötesi
Hele kem sözleri kendinden iri
Emânet
Kadın ana üretken doğurgandır dişidir
İffet ziynet göz nuru kanaat elişidir
Yâren kardeş sevgili ötelerden emânet
Zarif nâif kusursuz bulunmaz tek kişidir
Arif
Ariflerin muhabbeti hoş olur
Nankörlere izâhat yokuş olur
Teslim gerek hikmeti okumaya
Nasipsizin gözü gönlü boş olur
Tedavi
Tasâvvuf tedavi merkezi doktor
Sûfi olmayanın mürşidi çoktur
Belki bir vasıta öteyi tespit
Basit görmeyiniz dönüşü yoktur
Fırıldak
Sözleri fırıldak şakakları kir
Adam kızıl amma diyemem kâfir
Şeytanın vekili izândan ırak
Mekânı kaybetmiş nefse misafir
Vazetmem
İzândan soyunuk abartmaları
Bu tür dürtüleri asla hazzetmem
Hayret der tefekkür kabartmaları
Seyri hatırlatır sükûn vazetmem
Künye
Alamut efendisi Hasan Sabbah Araptır
Farisi Ömer Hayyam,her hecesi şaraptır
Mârifet renkte değil, âdemdir tek künyemiz
Asabiyet mahvoluş, büyüklenmek haraptır
Tâviz
İri iri adamlar, mahremiyet diz dize,
Ve raksın gümbürtüsü sallanıyor avize.
Kur’ân rafta örtülü,fıtrat modaya feda;
Yaklaştık büyük zevkle,teslim olduk tâvize!
Mizan
Helâl eyle haram katma aşına
Kazancını haram eden kul değil
Günahız yazıla mezar taşına
Mîzan ve terazi bir meçhûl değil
Aygır
Bir oh çeker köpürür, çifte atar direğe,
Secdeye pek muhâlif, koşar gider mereğe.
İdrâkten prangalı, dindara der mürteci;
Bu aygıra ne desem, mücüzat yerküreye!
Koşturmaca
Çok şey var avucumda, yoklukta var varlıkta,
İdrâkim çöl ortası, koşuyorum karlıkta.
Koşturanlar da ölür, peşinden koşanlar da;
Anladım ki mârifet, ölmez sanatkârlıkta!
File
Petek deseniyle pek hoştu file
Gün ola o günler geriye gele
Pazarcılar vakur pehlivan mertti
Ne desem bilmem ki boşa nafile
Tevbesiz
Liyâkati kuşanan kâinata tapamaz
Zorlamayın kardeşim kul tövbesiz yapamaz
Sükût ehilleri var susunuz dinleyiniz
Görenin gözlerini hiçbir perde kapamaz
Niye
İnsanlara gülüp küçülmek niye
Şirke atlanır mı desinler diye
Ve bu tür günahlar çok şeye gebe
Nefsini parkeyle koş ebediye
Şirk
Kıymetin soy değil büyüklenme ha
Bir şey olabilmek gerçekte tâkva
Belki tökezlemek belki hüsrandır
Belki de ötesi şirktir Allah’a
Cihat
Şüphesiz nefsimden ihânet bana
Her daim kılavuz cürümden yana
Ve nefse riayet peşinen hüsran
Der "büyük cihat nefs" atma yabana
Silinir
Hakikat aslında çok şeyi gizler
Rüya yaşam ölüm benzer ikizler
İnancın neferi aslında bizler
Kaderi suçlayıp cehle bürünme
Ölmeden ölmezsen silinir izler
Yakışır
İnsana tevâzu padişah tahta
Kazancı’ya Urfa Mıçı’ya Kâhta
Kulluk ve ötesi yârin bahçesi
Şehitte ne güzel tabuttan tahta
Ahlak
“İslam güzel ahlaktır”
Hakikat bu ve haktır
Mevlana Yunusları
Anlamayan ahmaktır
Ömer Ekinci Micingirt
Tefeci
Sokağı anladım peki sen neci
Hem genel müdürmüş bizim tefeci
Ve gençler ırgadı ateşe sürer
Namussuza hedef her itfaiyeci
Ömer Ekinci Micingirt
Azdılar
Hayır ve şer yiyip içip azdılar
Yakıp yıkıp demokrasi yazdılar
Ay yıldızlı mukaddesim yerine
Bayrak diye paçavralar dizdiler
Ömer Ekinci Micingirt
Kıpkızıl
Fikirleri nesepsiz şeytanın ağı netler
Yeşillik tuzak oldu fırıldak zürriyetler
Kaos yüzlü hâinler, Taksim’in gayyaları
Paçavradan bayraklar kıpkızıl hürriyetler
Ömer Ekinci Micingirt
Gezi
Rüsva etti dünyaya gezi yıkımın adı
Fırsatçı fesatçılar harap eti kaç ili
Vampirin öpüşleri cuntacının cellâdı
Sokakları kirletti devrin Ebu Cehil’i
Ömer Ekinci Micingirt
Dehşetli
Gururda görünmez hüsranlar var da
Vadesi gelince gayyalı narda
Dehşetli tahsisat ağzını açmış
Cürümler belki de güler kenarda
Ömer Ekinci Micingirt
Müfessir
Menfâat maddîyat gâfilin dini
Putu eylemiştir hırs nefret kini
Tekâmül vasıfsız idrâk terk etmiş
Bazen kof müfessir bazen bâtini
Hâl Düştü
Hasretimin göğsüne omuz çöktü dal düştü
Vuslata eremeden çığlıklarım lâl düştü
İstikâmet gel-gitler ışığımı kaybettim
Istıraptan öteye bir bambaşka hâl düştü
Çakallar
Oteller kunduz dolmuş kulelerde kargalar
Vicdanları minyatür hesap bilmez kurgular
Alabora denizler yığınlar dalgakıran
Ve asrın çakalları aslanları sorgular
Ben’le
Ben’in yağlı ipi nicedir benle
Ve ben’lerin dili hecedir benle
Basiret yok ise ışıkta yoktur
Gözüyle yaşayan gecedir benle
Azap
Cürümleri yâd edip, günahına gülünce;
Bilincini kaybedip ağustosta üşürsün!
Çokluklardan kurtulup hesaplar dökülünce,
Görenler saâdette, sen azap bölüşürsün…
Aşkı
Aşkı göremezsin göz attığında
Aşkı aşkta görmek idrâk meziyet
Aşk bir yanıştır ki anlattığında
Yanana eziyet aşka eziyet
Bilim
Yaşadığın sürece her an bilime açsın,
Gönüllere koşturan tevazuya muhtaçsın.
Basitlikten kurtulmak tefekkür ve bilimse;
Benliğini teslim et, değerlendir gülümse!
Aşk Nedir
Kimine bir mızrak kimine oktur
Gerçek târifini bilende yoktur
Hasrette hastadır vuslatta doktor
Göreni görmeden göremezsiniz
Aşk seyir izâhı epeyce çoktur
Felsefi
Büyüklüğü izleyin semavi gölgelerde
Takdirine erilmez secdesiz bölgelerde
Ölümsüzlük nerede, nankörlerden olmayın;
Kurtuluş aranamaz, felsefi belgelerde! ..
Anlat
Sırtla huzur götür gittiğin yere
İzâhı güçlendir yerine göre
Hoşgörü yudumla sesini kısıp
Rastgelene anlat birkaç bin kere
Aşk Nedir
Aşklarımız aşk mıdır, âşk böyle mi hilkâten
Çok şey var yazmıyorum âşıklara hürmeten
Biri gelsin anlatsın, âşk nedir hakikatten
Aşka yanıştır gerçekte yananlara merhaba
Olmasaydı
Gözleri zümrüt taş kaşları yaydı
Mahzûn bakışları renk renk leylaydı
Bir taş kovuğunda susuz yeşerir
Gözde yaş olur mu aşk olmasaydı
Al Götür
Hazan vurmuş sanki zaman gün aya
Kasvet türküleri saldım fezaya
Beni de al götür Emri Rıza'ya
Yeniden dirilir belki bu ayyaş!
Anlayış
Kimin anlayışı idrâke göre
Nanköre izahsız şehir dağ dere
Ne kadar anlatsan esasen boştur
Bakarak görmektir ondaki töre
Duygu
“Seslenişe kör olana ter yoktur
Pusulası zevk olana yâr yoktur
Organları taşısa da vebâldir
Benlikteyse duygulara yer yoktur”
Sende Gittim
Sen beni terk edince terk edip bende gittim
Yüreğine gizlenip, gitme desende gittim
Hakikat noktasında edebi tende gittim
Gitmelerin tarifi, izâhı dönüşsüzdür
Hep seninle beraber birlikte sende gittim
Şartlanmalar
Teslimiyet timsâli arılar ve karınca,
Gerçekten kaçıyorum şartlanmalar sarınca.
Beden varıp şuûra tâbi olduğu anda;
Gözümü kapıyorum ortalık kararınca.
Helâlim
Gülümsemen baharım, susmaların kış dedim
Yüzün hep ayışığı, kaşların nakış dedim
Hem ben sana ne dedim yaklaş hele helâlim
Gözlerini ayırma,sıkıca bakış dedim! ...
Irk
Âdem kimdir idrâk et, dürüst çalış diri gez
Gücümün nispetinde kıymetim gayretimdedir
Cesedimin pahası rengimle ölçülemez
Mâzim şanlı eyvâllah, gayem şirkse ırk nedir!
Alkışlar
Cehâlet hükmetmiş kalkışlarına
Delâlet aşkolmuş bakışlarına
İhânet gizlenmiş alkışlarına
İzân kalabalık irfan gürültü
Bismillâh uğramaz yaz kışlarına
Oğul
Kalk yiğidim kal hele, yeniden doğrul oğul
Yoldaşın kim dostun kim, zincirleri kır oğul
Nefsin sussun sen bağır! Hak için haykır oğul
Zaman mekân dinleme şahâdet yoğrul oğul! ..
Kuymak
Yedi yıldızlarda yemek var ama
Bilmem ki var mıdır kete ve kuymak
Kültür mevt izâhat belki zor ama
Bir sorun var mıdır obeze doymak
Bu
Günah varlığımda uzak yok asla;
İrâde topraksa duygular sudur.
Yaşam çizgisini takdire yasla,
Sevginin kaynağı, vuslat aşk budur.
Aradım
Gerçek muhabbeti derdi aradım
Yoklukla var olan yurdu aradım
“Aşk ile gel imdi Allah diyelim”
Secde hâlindeki merdi aradım
Yine
Sevginin tarifi ne aşk nedir sordum yine
Korkulardan ziyâde gaflete vurdum yine
Çıplaklıkta aradım giydirilmiş yüzümü
Tahsisatı belirsiz hedefe vardım yine
Tefekkürü bırakıp kelime yordum yine! ..
Hâcesine
Mevlana’nın hâcesine Şeb-i_Arûs gecesine
Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben
İrfan yetmez nicesine duman olsam bacasına
Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben!
İzâfi
İlk-son bahar zincirli, kış görmeden yaz oldu
İhtiyaçlar sınırsız, şükür demek söz oldu
Sanat kimlik değişti, küpe takan kız oldu
Her cürmün zamanı var, adaletsiz son yoktur
Duygularım izâfi, dörtlüklerim v’âz oldu
Ataş
Bana sevdalı derdi; bir gönlü paşa,
Mârifet sülûkunde zannetmem hâşa!
Bir şâir parçasıyım ilhâmda kısır,
Yakın tüm şiirlerim atın ataşa!
İmgeler
Şiirlerim efsûnkâr,duvaklı telli olur
Yaşmaklı gelin gibi süt-beyaz elli olur
Dörtlüklerim yârenim,beyitlerim bir melek
Utangaç imgelerim,bu yüzden belli olur...
Mevt
Gitti bendeki senler,terse döndü çarkımız
Ömrümün usaresi neydi görüş farkımız
Ölmek var kuşluk vakti güneşsiz kış ayları
Mevt olduk beklemeden ağıt oldu şarkımız!

Tahsisat
“Kara toprak” örtüdür alevlerine cinci;
Bu nasıl şartlanmadır bekliyorum ey kinci!
Sonsuzluğun sahibi sabrı verir durdurur,
Tahsisatın hazırla, mizândadır Ekinci…
Gelse
Cenneti kokusu annemde else,
Ki öyledir anne âşkın baharı.
Efkârla öperim rüyâma gelse;
Öperim her daim geçer efkârım! ...
Cân
Sır ifşa naz niyaz başıma taçsın
Sahip olduğumsun teslim oldum yâr
Sen var iken bu ben nereye kaçsın
Seninleyim hep cân sonsuza kadar…
İmge
Gözlerini gördüm senin dışında
Yine sen giderken ben orda kaldım
İmgeler bıraktın her çıkışında
Peşinden toplayıp sokağa saldım
İfâdeler
Duygulara tutsak olmuş not es
Maşallah der övülmeye alışık
Ya mevsimlik ya gündelik prenses
Fikir bozuk ifâdeler yılışık! ...
Perde Olur
Kelimeler nispetinde sayılar
Hakikatte çok şey saklar kuyular
Varsaydığın çoklukların yok olur
Görmelere perde olur duyular
Seklavi
Hayat toy seklavi ürküttüm adım adım
Sevincimi kuytuya hüznü hüzne boyadım
Tescilli bir köylüyüm Ekinci derler zaten
Paramparça hasatlar belki sebep soyadım
Kortej
Felâket ruh hâli meçhul bir adım
Sebebi sebebe sarıp yamadım
Kortej görevdaşı,mahkeme mahkum
Hükmeden ne ister anlayamadım
Hicret Gibi
Mukaddes ve mübârek,horlanan adetimiz
Yaşamın reçetesi,asr-ı saadetimiz
Fitnelerin sardığı hele ahir zamanda
Tıpkı hicret gibidir, hicret ibadetimiz...
Aşk Edebi
Zordur Ferhat olmak çetin çileli
Sevgililer sahte,aşklar hileli!
Çile nispetinde aşkın edebi;
Züleyha, Yusuf'u bildim bileli.
İnabet
Tasavvuf rahmeti tahsile alet
Kimine inabet,kime delâlet
Nefse hakimiyet veyahut mahküm
Heva nefsaniyet şirk ve dalâlet!
Saf-lâf-gaf
Zihniyet dökülüyor, gaf aralarında,
Nefretin en koyusu, lâf aralarında.
Narsistleşmiş âdeta, hep ben ben ben diyor;
Şeytanlar koşturuyor,saf aralarında! ..
Ters-düz
Günah benim sevap ben,zarar benim kârda ben
İmtiyâzlı muktedir,efendi hünkârda ben
Sefâlet ikliminde ters-düz olmuş fikirler
Secdenin en yerinde,şirk hâşâ inkârda ben
Şeksiz
Tevbe kurtuluştur tevbe gümandır
Allah'ın affını şeksiz umandır
Gerçek şu ki,zaman ahir zamandır
Uyarılar dehşet,azap yamandır
Kişi
Allah dostlarına eşsiz laflar der
Nifâk yalancılık diyemem geber
Kıyamet gününde mahşer yerinde
"Kişi sevdiğiyle olur beraber"
Mânâ
Hakikat bilenler mânâda varlar
İslam'ın nuruyla ışıldar parlar
Şiir bahanedir tebliğ yaparlar
Sonsuzluk peşinde gerçek şâirler
Çomarlar
Hırlayıp havlıyor hoş durmuyorlar
Zinciri koparmış boş durmuyorlar
Yatıp huysuzlaştı yerli çomarlar
Yalaklar tamtakır koşturmuyorlar!
Hal-Fıtrat
Sofralar zenginleşti burjuvazi filimler
İmtiyazlı züppeler ilim bilmez alimler
Kime baksam dört-ayak hâl fıtrata hıyânet
Fildişi kulelerden hakikat der zalimler! ..
El
Çamur kirletemez el temiz else
Adalet sabretmez vakti evvelse
Zihnim pek karışık sokaklar küskün
Muhakkak hoş olur hak dile gelse
Bir
Kış kıyamet hırs kin fücur fısk nifâk
Umudu karartma dön mâziye bak
Mutlak yücelmeli bu kutlu dâva
Bayrak ezan vatan “bir”de ittifak
Tepki
Anladık efendi,gizlilik sırdı
Kim bilir belki de kalemi kırdı
Hizmetkârsın sen ki,gölge düşürme
"Tepki"dostane dilim ısırdı
Müdafaa hakemsiz,izâh kısırdı...
Yüzün
Sükûtun pençesine takıldım hüzün oldu
Vefasız gülmelerin ifşâsı yüzün oldu
Sıdk ve kayıtsızlıklar,hâlin yeldeğirmeni
Münzevi baharların bana hep 'güz'ün oldu
Vahdet
Sulh islamın ağacı meyvesi sünnet olur
Barışta buluşanın mekânı cennet olur
Vahdeti unutmanın acıdır semeresi
Tahrik ve şuursuzluk,veyahut cinnet olur
Mâlesef
Kin nefret izânı dele bilirmiş
Şaron'un yerine gelebilirmiş
Bir avuç satılmış kurnazlıklarla
Kardeşi kardeşten çele bilirmiş
Şeytanca hıyânet hile bilirmiş! ..
Tembih
Savrulup çöküşü-mü yazın duvara asın
Ağlamayı unutan namertler okumasın
Kederli yanlarımı yokluğuma sakladım
Yokluğumu sevenler kuytularda ağlasın
İnkisar
Sükût içimde mahşer, çile emzirilen tat;
Beklentilerim dipsiz gamsıza izâhat zor
Gözlerim alev ateş, tıpkı bir deli Ferhat!
Yaşamaktan ziyâde, hep ölesim geliyor!
Bekleyiş
Nerede kahramanlar unutuldular tek tek
Mâzimin rüzgârları belki de esmeyecek
Gözlerimi kararttım aşk ile yağıyorum
Hak kutsal dâvaların hızını kesmeyecek
Vâkit
Salâlar veriliyor, dinleyenler kızanlar
Sükûta yaslandıkça kanatlandı ezânlar
Vâkit günlerden cuma içimde gökkuşağı
İç çekme vuruşları, okuyanlar yazanlar
Âh
İçimde bir ateş var, yaşıyorum âh ile
Fikri cevlân ederken bu bendeki zân nedir
Korku haz karışımı mahbubu eyvâh ile
Yalnızlık ve ıstırap, şâir ne ozan nedir
Fen-Din
Vicdânın ihyâsı,ziyâ,kâmeti
Gerçeği tesbiti ve istikâmeti
Ancak ve sadace "fen ile dinin
İzdivacı" Hakk'ın tecelliyâtı
Deyiş
Uyan yârim seccdeler bekliyor
Seherlerde gülümseten ne iş var
Gümüş rengi efsûnlu bir deyiş var
Uyan yârim seccâdeler bekliyor
Köy
Ötede bir köy var cenneten ada
İnletir ney gibi ruhumu sarar
Kevseri tattırır fâni dünyada
Babası olmayan köy neye yarar
Üç Kelâm
Gelenler sıkılmasın isterdim ki ölende
Sevenlerde gelsinler mirasları bölende
İsteklerim üç kelâm, helâllik af fâtiha
Namazla müteâkip yol aldığım şölende
Öyle
Kökünden çıkardığım sözün dalları yerde
Dörtlükler yataklara beyit üstüne perde
Gözyaşı sarnıçları çatlakları yutuyor
Çığlığımın sesi var bıraktığım eserde
Gittiler
Bugün de dün gibi boş vere saldık
Dünya ve kâinat hafife aldık
İki ayrı âlem gören yiğitler
Ölüp ve gittiler biz kalakaldık…
Sandık
Azgın vakit kin sesleri ve sandık
Sokakları dövülecek şey sandık
Siyaset mi şakırtı mı savaş mı
Kulakları tıkamaktan usandık!
Kahretsin
Elbet ben ölürsem eksilmez hayat
Fakat yâd edilmek vardan istenir
Kahretsin ne kötü öksüz hatırat
Buruk bir gözyaşı yârdan istenir
Ekranlar
Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı
Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı
Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler
Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı!
Mertebe
Tüm akli mertebeler şuûr ötesi perde
Kıblesiz şartlanmalar mertebeyi sever de
Felsefe göbeğinde kim hatırlar mahşeri
Şöhret kurtarsın seni mertebeyle ever de
Ertesi
Zamanın en yerinde kertesinde hesap var
Her gün bir hesabın da ortasında hesap var
Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var
Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! ..
Zikzak
Siyaset konuşsak ama nesini
Tarafgirliğimi,vicdan sesimi
Üçbuçuk akıllı zikzak kalemler
Öfkeye sattılar ruh dengesini
Aferin
Gece küçük ve ıslak,dökülenlerim derin
Seher ayrı bir alem,kehanetler buz serin
İçimde loş senfoni,nispetsizlik mecrada
Derbederlik çullandı,felsefem bu aferin!
Kelam
İrfânsız kaleme kelâm hır olur
Bazen mekân ağıl ve ahır olur
Eşekliyi kalır inattan başka
Âriflerde kahır,hep kahır olur
Tramvay
Ye'simi sakladım dizlerim de nem
Zemheri izlerim sıcak ayları
Zıttın işçisiyim kar buz cehennem
Şiire boğdurdum tramvayları
İpsiz
Hep tanıdık suratlar,hepsi bizden hep yerli
Dizgin kırar gürz atar, üzengili eyerli
Bilmem ki ben ne desem künyesiz beygirlere
Bunlar ipsiz küheylan, birbirinden değerli(!)
Sandık
Azgın vakit kin sesleri ve sandık
Sokakları dövülecek şey sandık
Siyaset mi şakırtı mı savaş mı
Kulakları tıkamaktan usandık!
Kahretsin
Elbet ben ölürsem eksilmez hayat
Fakat yâd edilmek vardan istenir
Kahretsin ne kötü öksüz hatırat
Buruk bir gözyaşı yârdan istenir
Ekranlar
Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı
Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı
Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler
Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı!
Ertesi
Zamanın en yerinde kertesinde hesap var
Her gün bir hesabın da ortasında hesap var
Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var
Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! ..
Cüret
Hüzünlerim bir atım, şiir mısra pâye ne
İnsan isem hem madem bendeki hikâye ne
Güz yaz kış geldi geçti, konuşuyor ilkbahar
Arsızlık cüret oldu, izzet iffet hayâ ne!
Yok
Kaprisler habire tevbe çile yok
Buyruk ve köleler sorsan köle yok
Günbegün çoğalır yürüyen taşlar
Şarkım yara bere ancak hile yok
Haç-Hilâl
Kızılırmak Nil Fırat Aras Meriç fark var mı
Erciyes Palandöken Ağrı Toros ağyâr mı
Ki mâzi kırbaçlanmış tuzaklar sahnelenmiş
Hilâl’in mâtemine, Haç’ı öpen ağlar mı! ..
Zirveler
Hamalın tek derdi hesap ve iptir
Hesap bilmeyende zirveler diptir
Ulvi prensiple çarpan her yürek
Yokluklarda ki var, var da neciptir
Gerekmez
İpini koparmış aygır gibi gez
Zannetmem kimseler yuların çekmez
Boğumsuz sözlerin meçhûllerinde
Çiftele künyene izâh gerekmez
Namus
Her nerde kim varsa zalime karşı
Sözün namusuyla tükür demeli
Mazlumun feryâdı titretir arşı
Çığlığa son verip şükür demeli
Mefkure
Mefkure insanları tefekküre râm olur
Menfilere itidâl Aslı’ya Kerem olur
İnsani değerlerin şirâzeden çıkması
Nankörlere vasıta görene haram olur
Beyan
Şiirlerim lüzumsuz derinlik yok anlam az
Kabiliyet pejmurde, mânâ imge anlamaz
Hayat denilen oyun, hakikatte tek perde
Üç beyan yazılarım; ölüm mizân ve namaz
Onlar
Hiçliğin göklerine rüzgâr olup estiler
Ateşe katre olup tutuştular sustular
Bu öyle bir manzara ve öyle bir üslûp ki
Zulme karşı Zülfikâr bazen de Yusuf’tular
Kıpırtı
Yine mayıs sabahı vakitler yine fâni
Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı
Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar
Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni…
Tüketiyor
Yine mayıs sabahı vakitler hile fâni
Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı
Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar
Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni…
Utandır
Sözlerim kalabalık yalnızlıklarım uslu
Hüzünlerim upuzun avuç içlerim tandır
Keder toplamış kalbim düşünceler huluslu
Kaçsam da gözlerinden gel utandır utandır
Dibi
Bay bay deyip çökerim uzaklaşın der gibi
Kaypak sözler türedi kanka adamın dibi
Asla ısınamadım mevsim bozuk ondan mı
Mersi’ler sunuyorum öpüyorum edibi…
Er
Ve gün gelir götürürler evine
Er odur ki musâllada sevine
Sâla va’zın tükendiği hay hayda
Dünya sana kucak açsa ne fayda
Ses
Şiire bir ses ver imgele sabah
“Bir lokma bir hırka” düşü aklımda
Bazı mısralara gözyaşı mübâh
Sır ve ifâdeler her şey saklımda
Fırtına
Şiir kırıntılarım, susuz şuûra besin
Sözler mutlak değildir ses ver oku yaz sına
Bir amansız yolculuk düşünki gemidesin
Ve git derinlere dal batırmadan fırtına
İhsan
Hak olmalı fark olsa da fikirler
Bir mum gibi eritmeli zikirler
İnsan ihsan değerlerin serveti
İhsan yoksa insanlığa ne derler
Hercümerç
Boğuk kımıldamalar bir acayip hâl aldım
Her yer acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım
Ürkek sokak pek gamsız, dudakları meyhane
Kavgaları belirsiz hercümerçten bunaldım
Mersi
Mersi bay bay bravo, rep doldu iliklerim?
Düşman oldu kültüre, Modalı sülüklerim.
Edep kökünden feda,defileli bayraklar,
Yıkın arsız düzeni, yıkın kötülüklerim!
Fısıldar
Yer gök hep fısıldar Bâkiyi insanlara,
Öteleri tattırır ölümsüz vicdanlara.
Sonsuzluğun azmiyle gürül gürül beraber,
Safını belirleyip ne mutlu koşanlara...
Çile
Hep böyle sessiz mi yoksa çileli
Micingirt çiledir bildim bileli
Sükût eder bazen, bazen bir selam
Onu dertli eden şu gurbet eli
Berceste
Gözlerin berceste Onu severek,
Mahremi tılsımla hep gizlenerek.
İnce zülüflerin mistik kokulu,
Üç beş lokma sevi birde sen gerek.
Kadın
Köpüren tebessüm içimde bade
Ötenin şevkiyle ruhumu sarar
Eşsiz hazinedir lakin dünyada
Vuslatı bilmeyen eş neye yarar
Sürmelidir
Mavi yeşil pembe mor ela göz sürmelidir
Çöl kokan yaşlarını yarama sürmelidir
O yaşa muhtaç ruhum, o yaş kucaklar beni
Leyla için dökülen gözyaşı sürmelidir
Hasbıhâl
Her yerde tesbihat zikir var ama
Bilmem ki orkestra nasıl görünür?
Yâr ile hasbıhâl belki zor ama
Avare düşlerim vuslat bürünür.
Ümit
Ümit varım ümit var, umut vardır bilirim
Dava büyük, yol uzun; mazlumlar medet bekler
Kol gezse de Nemrutlar İbrahim'le gelirim
Şakıyacak bülbüller, gül kokacak çiçekler
Hayret
Sevgiler çıldırdı sevgiyi seyret,
Değerler yerlerde millet ha gayret.
Acı bir tebessüm benimki zaten
Aziz Valentine sana ne hayret!
İstemezler
Allah bilir işini hele sabır yemezler,
Geçiciyi terk edip ebedi istemezler.
Arada bir bayramda secdeye gittiniz mi?
Müslümanlık eyvallah mabedi istemezler.
Kan Pıhtısı
Bir damla kan pıhtısı,üç beş nefes bir cenin
Kibir gurur gösteriş,canı çıktı hecenin
Afaki hülyalarla koca ömür geçerken
Ne faydası var yahu, kaygısız didişmenin
Ey Cân
Eşya benim âşıkta ben er de ben
Hayat ölüm gül cemâle perde ben
Günah benim vebâl de ben nurda ben
Söyle ey cân sen nerdesin nerde ben
Amiral Gemisi
Adam dine düşman irtica yafta,
Gırtlağı kin kusar midesi rafta!
İzzetten bihaber zillet sızdırır,
Kökünü araştır hangi tarafta!
Bedduâ
Hak batıl bedduâ ve kirli savaş,
O dehşetli davet gelinceye dek,
Sıların döküldü bak yavaş yavaş,
Ne yazık! Uğultu böyle sürecek.
Bihaber
Bir elimde davul bir elimde zil,
İdrakten nasipsiz, Ondan bihaber
Nefsim itirazda, hadi be rezil...
Gönlüm boş gözüm boş, sondan bihaber...
Müftüymüş!
Tefekkürü yönetmek halin istikbalidir
Ve milletim sabırlı,sabırlı ahalidir.
Hedefiniz çok arsız ve gerçeğe perdeli,
Benim dedem müftüydü çözülmüşlük halidir.
Ecel
Vakit elleşiyor ecel de sende
Ses verir her nefes hemen ensende
Ân seni bekliyor gelir fısıldar
Ümit ve endişe var mı kâsende
Hakikat
Ne devrimci ne faşist,
Ne Yahudi ne Budist...
Beni bana bildirdi,
Hakikat kutsi hadis...
Örtü
Sükûtun sırrıyla ağlayan sesi,
İdrâke çalış hem çevir suratı!
Aklın ermiyorsa sen neyin nesi,
Senin haddin midir örf ferâgati!
Öteki
Bâb-ı Âli yokuşu,idrâk noksan gözü aç,
Dudağını bükerek buyuruyor öteki!
Köşeleri zaptetmiş Zâtı tespite muhtaç,
Tedhişlerin sonu yok,biz neciyiz biz peki?
Şükür
Her gece beynimde tekleyen fikir
Pervaz et gel diyor müjdeli zikir
Dermansız dünyamda şafak doğmadan
Belki de yaklaştı kavuşmak şükür.
Şöhret
Dolaşıp durma öyle şöhretin ortasında!
Aygırlarla iç içe, arsız ata bin hemen,
Paye yoktur bedelsiz, girdap var sonrasında,
Bu Micingirt ne söyler,bu dörtlükler ne menem?
Bireysellik
Şaşarım insanlara fısıltıya ne gerek,
Gerçeğe seslenelim nefsimizi ezerek.
Bireysellik zillettir peki kimler yaparlar?
Ahmak ile aptallar idraksiz gizlenerek...
Tesbit
Parazitler sardı kene pire bit,
Devirir peş peşe kadehler gel git.
Susta bir kulak ver hey insanoğlu!
Kantarsız, kıstassız ne acı tesbit.
Riya
Öteye yönelmeyip sonsuzluğa bürünüp,
Sokakların derdinde değilseniz hürsünüz.
Onu idrak etmeyip eder gibi görünüp,
Kendinize varsanız neyi üfürürsünüz.
Şarap
Hep asi hep isyankar,gayrı meşru ve yasak...
Rubailer dolaşır,nerelere yamasak!
Ki Ona muhtaç herkes,şarap Hayyam ve azap...
Bu simsiyah şairi şarapla mı boyasak?
Şiir Yüzlü
Tufanın iklimi hep avaz avaz
Gürledin tek yürek arada yer yer
Birkaç tane dörtlük üç beş tane söz
Hep beni alt ettin şiir yüzlü yâr
Şükür
Her gece beynimde tekleyen fikir
Pervaz et gel diyor müjdeli zikir
Dermansız dünyamda şafak doğmadan
Belki de yaklaştı kavuşmak şükür.
Tolerans
Hafızalar yosun tutmuş liyâkatten eser yok,
Yalan-gerçek,isli-paslı hikmet heba ve sır yok.
Tolerans mı kurşunlandı dolu dizgin peş peşe,
Yaşıyoruz mefkûresiz anlatsam ne tesir yok.
Yaban Arısı
Nesilleri köksüz köpek sürüsü
Kime ne anlatsam bizden birisi (!)
Bir çirkef ki sorma kökünden cüda
Yerli bal yapar mı yaban arısı!
Zevk-Sefa
Seyrettim arkasından perdenin aval aval,
Kucaklarken rahatı vuslata perde düştü.
Bir tarafta yas vardı bir tarafta karnaval,
Hesap derin başladı her yanım derde düştü.
Akıl
Gerdan kırıp raks eyledik,
Hakkı akla hapseyledik,
Ne söz verdik ne söyledik,
Niçin böyle arsızız biz?
Teşvişler
Yaklaşıyor zeval hızla ard arda,
Kim bilir belki de sırdır bu işler.
Belki şimdi hemen belki ilerde,
Herkes ayrı telden ayrı teşvişler...
Bâde
Bir ömür boyunca elinde bâde
Kendini hatırla sen neyin nesi
Vebalin sırtladım senden ziyade
Töhmette bıraktın hemen herkesi
İçinde
Mor mevsim bekledim gözleri ela,
Ve kime rastladım her yanı titrek.
Kul azmaz ise gelmezmiş bela,
İnsanın içinde gezer engerek.
Huzur
Karun sokağında huzur ararken
Bulutlarda buldum bir sabah erken
Bir büyülü iklim Bilâl mi Bilâl
Dağ taş oldu dümdüz sarp yokuş derken
Biriktir
Şu karşı mezarlık şehit şüheda,
Çınarlar heybetli selviler diktir!
Bu kutlu yolcular yükselen sadâ,
Yokluğu yok eyle varlık biriktir!
Aşk Ve Vuslat
Aşk ve vuslat iç içe, belki bir tatlı savaş
Sessiz sessiz derinden, günbegün birikiyor
Sende buldum kendimi usulca yavaş yavaş
Biri elimden tutmuş, beni bana çekiyor
Gizemli Renkler
Hüzün yamaçlarım neşve bezenmiş
Bir müthiş cümbüşün bucağındayım
Gülün fısıltısı vadiye inmiş
Gizemli renklerin kucağındayım
Serzeniş
Yüreğimde yüreğin esrarlı bir serzeniş
Belki acı sallantı belki de bir işkence
Musikili sessizlik, gizemli bir bekleyiş
Yine tütmeye başlar gelir belki bu gece
Monşer
Biz bir yuvarlak masa,sizde monşer muhakkak
Mektepler size kaldı,kaç asırdır ne alâ!
Tafra tuzak ve yafta,siz akıllı biz ahmak(!)
Uyuyan dev uyandı sanma uykuda hâlâ!
Yokluğun
Bir başka senfoni ruhum derince
Sıkıyor yokluğun irkiliyorum
Tül gibi yüreğim inceden ince
Bendeki azabı ben biliyorum
Tahtaravan
Yollar koyu hep gürültü hep havan
Geçti günler içi boş bir karavan
Ve uçurur hülyalarım anbean
Benlik ve ben sürekli tahtaravan
Rengârenk
Bu renksiz yüreğim hep seni arar
Sessizce gezerim nere gidelim
İzaha ne hacet senin rengin var
Rüyalar rengârenk gel seyredelim
Gül Ve İklim
Sus be kardeş gül ve iklim huzursuz
Ta uzaktan sessiz sesiz sus gülme
Gül yağıyor ara ara kusursuz
Gül ve iklim kader bu ya üzülme
Akif’le
Şiirden yapsalar mezar taşımı
Akif’le yan yana hemen iç içe
Safahat okurken dönsem başımı
Sessizce ağlaşsak keşke her gece
Seninle Beraber
İçimde yükselen ismini tutsam
El ele baş başa yorgun halimle
Seninle beraber seni unutsam
Kendimi bağladım kendi elimle
Hebersiz
Yaşamın sırrını ifşâyla vurduk
Sûizân sırtlayıp gururda durduk
Yaşayan ölüydük zihnime çarpan
Habersiz verenden oturuyorduk
Zümrüt Gözlü
Sahilsiz bir deniz düştüm aniden
Dalga vurdu korsan vurdu yel vurdu
Düşe kalka azgın gece sopsoğuk
Gece değil zümrüt gözlü kul vurdu
Hisler
Gözyaşını gözyaşımla biledim
Hislerimi hislerinle eledim
Meçhullerin meçhulümün mihengi
Hep seninle, seninle sendeledim
Keşke Matarası
Tükenirken anbean, aklımın verâsından,
Kuşatıcı ses duydum, bir kapı arasından.
Kalbi bir münasebet, cezbe üstüne cezbe,
Keşke bende içseydim, “keşke” matarasından
Hiç
Gitmesen gelmesen de, hoş üslupla yâd eyle,
Bizi beni bırakıp, hal ile cihad eyle.
“Hiç” heybende yok ise ve “gözyaşı, tebessüm”
Uzaklaş hep kendinden, çok ağla feryad eyle!
Âdem Ol
Bu nasıl bir hakikat, ruh var iken deri ne,
Asabiyet kezzabı… Kim soktu içerine?
Varılmaz bu gidişle varacağın vadiye,
O’na dayan Âdem ol, razı ol kaderine.
Af
Büyülü tek hece, bence iki harf
İki de gözyaşı, reçete tarif
Ve başlar orkestra sesler duyulur
Müthiş tek kelime müthiş maarif
Yirmi Sekiz
Malum düzen kuruldu herkes bir köşe tuttu,
Melun şeytana inad, gelen bizi uyuttu.
Şahadetsiz bir hücum magazin ve irtica!
Biz şubata koşarken onlar hamutla yuttu.
Sıdk
Masûm gösterişsiz öteye ilgim
Ben’i var yok etmez bu kadar bilgim
Var olup yok olmak cürüme bağlı
Hüznüm mürekkebim, gözyaşı silgim
Puhular
Dupduru duruldu, bulanık sular,
Karanlık sönünce kaçtı puhular.
Virane son buldu ufuk göründü,
Yakarak terk etti köhne duygular!
Kuğu
Sessiz fısıldaşır sahilde kuğu,
Eğilip kalkışı endamı tuğu…
Zarafet aşk güven asil ve sakin,
Narin ve gizemli hep buğu buğu…
Kıvılcım
Ah hislerim duyulsa, derdimi açabilsem,
O solgun yüreğine kıvılcım saçabilsem.
Çılgın kumrular gibi mevsimleri delerek.
Tekrar tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem...
Yandı Züleyha
Çölün ortasında Yusuf bir vaha,
Görünce cemali yandı Züleyha.
İffetin reddeden cazibesiyle,
Sığındı vuslata zindan aşk ceza.
Müdekkik
Kendimi filozof arif sanırım
Çıkmaza düşünce paralanırım
Oysa Onu görür her an müdekkik
Darvin mektebinde yaralanırım
Zâhid
Ben’in yüzündeki perde,
Beni ben düşürdü derde.
Takva zühd tuş,zaman kırık,
Zâhid başıboş,aşk yerde…
Cadde
Şak şak ile izledim izzetten alıkları,
Tereddütsüz dolaşır, zillet kayalıkları!
Gülüp geçen çığlığım, sükût rengi ızdırap,
Cadde şehvetli şölen, etten kalabalıklar.
Götür Beni
Daldım eski günlere, ağzımda nurdan meme,
Okşasın gözlerimden, götür beni anneme.
Ana gibi yâr olmaz Leyla kimmiş arkadaş!
Öpsem ayaklarından, haramdır cehenneme.
Mavera
Bizim eller kubbelerden fark olur,
Yaşayanı ziyâ, nurâ gark olur.
Cazibe aşk izliyorum ıraktan,
Masivadan maveraya terk olur
Şatafat
Ruhumun terk edişi; varlık yokluk bir anlık,
Gündüz geceye gebe, benimkisi karanlık...
Şatafatlı dünyamda, ölüm hep beni bekler,
Şu Micingirt ne söyler, yaşasın unutkanlık
Taş
Ancak ve sadece seslenişte naz,
İdrak ve gözyaşı,zorlanmadan yaz.
Çok şeyler va’z eder üç beş damla yaş,
Nankör ve elitler taş ağlayamaz.
Solgun
Rüyalar sizin olsun, vedalara katınız.
Yâr olmak bedel ister, bu mu liyakâtiniz?
Geceye doydum artık, nerde kaldın meşale,
Gel gitlerle iç içe, hapsoldu takatiniz.
Gen Ve Harita
Aynen tarih gibi, gen ve harita,
Durmadan soruyor bizim kerata.
Genimiz Türk ama; renk gök kuşağı,
Zaman derin kuyu,bilim safsata.
Mefkûresiz
İzzet zillete feda, ben içinde ben varım,
Tefekküre elveda, düşüncem itibarım.
Edep erkân ve mazi, öfke celal ve inat,
Mefkûreyi terk etmiş, beyinsiz canavarım.
Moda
Yırtıldı tüm perdeler, dünya denen odamda,
Çıplaklığa büründüm, elbisesiz modamda.
Kol geziyor yosmalar,”hancı sarhoş han sarhoş”
Ruhum kime müptela, muhabbet yok bâde’mde.
Şiir Gibi
Şiir gibi gözleri,gözlerime sürüyor,
Nazarının işvesi içime üfürüyor.
Tüllenen rayihası tevbe olur dudakta
Çöl kokan renkleriyle bana ümit veriyor.
Hiç Saymış
“Kim görmüş cenneti, o cehennemi”
Hiç saymış galiba Havva annemi,
İfade pek bozuk, asi besbelli.
Bunun savaşı hep kutsal dinle mi?
Deli Gibi
Ben öyle tuhafım ki, koşarım aralıktan
Dayanılmaz sulu göz, emiyorum hüzünden
Ölüm değil tek korkum orda fukaralıktan
Deli gibi kaçarım, varlığın boynuzundan
Hodbin
Her ses her rengi,göremez hodbin,
Himmete kapalı,ben diyor hep ben.
İçime püskürür maşuk duygular,
Ruhuma tattırır aşkı hudabin.

Deli
Sanki birşey üflüyor,müminler telâşede
Bizim köyün delisi,en önde baş köşede
Arada bir tebessüm,hû hû sesiyle inler
Secde iklim müsait,tevbe eyle hâşa de
Kılavuz
Ses renk hüzün ahenk, yol boyunca işaret
İşarete ne hacet, kılavuzu sen yâr et
Kuşatır nazarıyla seni mavi duygular
Büyü sarar mest eder, cezbe tüter esâret
Derin
Kin girdaba sürükler, ben tedirgin rahat siz
Sessizden ses geliyor, vakitsiz ve sıhhatsiz
Monşerli süvariler, hazır kıta bekliyor
Kaleler elden gitmiş , derin vadi rahatsız
Ufuk
Apayrı âlemde her şey silindi
Ufuksuz ufukta kaybolup gittim
Yoklukla birebir aynı filimdi
Varlığın elini ittikçe ittim.
Sana
İçimde yükselen duygular var ya
Şiirsel çağıltı yorgun ve kıraç
Derin sevdalarda leylâ yakar ya
Ben hep sana yanık hep sana muhtaç
Manzara
Asrın baronları ihtiras nifâk
Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak
Tek derdi milletse kin savaş niye
Hep aynı manzara aynı ittifak
Eşik
Tıpkı insan gibi uzanır eşik
İki ayrı yöne mânâ bileşik
Girişte çıkışta bir şeyler söyler
Aklım hep tabutta gülüyor beşik
O Ve Ben
Şiir sahilsiz derya, dalga boyu her nokta,
Sonsuz sükûn sesleri, yokluk varda var yokta.
Hayret duygu iç içe, hece hece levhalar,
Yürüyoruz o ve ben, yapayalnız çoklukta.
Geceler
Ateş yüzlü geceler, iniltili kütükler,
Er bıyıklı gayyalar, artakalan sürtükler.
Vicdan yeksan besbelli, hissiyatlar serseri,
Sessizliğin çığlığı, sessizliği dürtükler.
Eks
Dosdoğru hayat dolu, zamanı kim eğecek
Fecir kuşluk saniye zerre eskimeyecek,
Zaman geçmişte saklı yahut şimdi taptâze
Yolcusu hiç bitmeyen zaman eksmi diyecek
Babannem
Nedense eksilmez gözlerimde nem
Bir şeyler görüyor hâşa cehennem
Yaslanıp geceye ben keşke derken
Çok ağla çok ağla derdi babannem
Bir Katre
Eksik bir katre iffet,likralı basmaları
Alev alev kol gezer,nerde kim bunu bildi
Her tarafta başköşe zamane yosmaları
Karardı mor tepeler sustu leyla kesildi
Bakışlar
Bıçak sırtı sözleri en vakti şafakta yaz
Bakışların çok derin,üslup latif hem ayaz
Gözyaşım dem sesleri,ürkek ve kalabalık
Uzaklaşma kendinden ,ağlaşalım gel biraz
Ebâbil
Bu şehir boğuyor boğacak gibi,
Ölümüm şafakta doğacak gibi.
Dört bir yan Ebrehe,kalemim ürkek,
Dokunsam Ebâbil yağacak gibi...
Kolbastı
Kolbastı da ayaklar,sinelerde çıngırak
Çılgınlık öğütüyor,kim zanatkar kim çırak
İnsanlık dünden firar,âh be ey Nesl-i Cedid
Çukura düşmüş adam,buyurur keyfine bak.
Hercümerç
Göğ kesik yer kopuk, bir acayip gen aldım,
Hep acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım.
Meğer ben pek gamsız, her kelimem meyhane…
Kavgası belirsiz, hercümerçten bunaldım.
Metruk
Günahkâr aşikâr, indikçe indik,
Çağdaşlık atına mahremsiz bindik.
Köşe bucak metruk, üslup pek köhne,
Şen şakrak tepiştik, gamsız didindik.
Kırık Sandalye
Koca koca koltuklar,
Adalet yok,hukuk var.
Yaşa! Kırık sandalye
El-Adl,Cenab-ı Hak var...
Dikizleriz
Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz
Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz
Mevsim zaman kâinat kan akıyor ırmaklar
Sarhoş bir mecnun gibi çakırkeyf dikizleriz
Eşik
Tıpkı insan gibi uzanır eşik
İki ayrı yöne mânâ bileşik
Girişte çıkışta bir şeyler söyler
Aklım hep tabutta gülüyor beşik
Gitgide
İhtiyar gölgeye yatmak iyide,
Bu kadar miskinlik gelmez yiğide.
Belki de beklenen günü bekliyor,
Benim de kıt aklım gitti gitgide.
Enâniyet
Onlar peşimdeydi hep ben en önde
Kibir caka çalım ne var bende var
Aczimi fark ettim sonun önünde
Son anda terketti bu üç kafadar
İfşa
Islak zarf doğurdu bulanık sular
Yer yer faşoluyor hain pusular
Düşman da bir sevinç bende ızdırap
Cunta vadisinde köhne duygular
En Yahşi
Hüznün yahşi cehren yahşi ten yahşi
İsmin yahşi aşkın yahşi sen yahşi
Tıpkı bülbül sensiz yeşil kubbeler
Sana meftun sana tutkun en yahşi
Birlik
Sağı solu ne varsa
Edirne’den ta Kars’a
Hakikatle tüllenip
Ziyâ iklimi sarsa
Manzara
Küfrün baronları, ihtiras nifak
Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak
Tek derdi milletse bu savaş niye
Hep aynı manzara, aynı ittifak
Tabak
Hırs beynim kemirir eller şak şakta
Sokaklara inat mı, yok yok tabakta
Çok şeyler döktürüyor irfan yok amma
İnsan eti göresin tabağa bak da
Gazel Gibi
Artık sonbaharım ben gazel gibi
Anbean çöküyor sonun kubbesi
Kefene yaklaşan beyaz el gibi
Uzanır ruhuma ölümün sesi
Büst
Leyla’ya ser çekmiş Leyla’nın üstü,
Vuslata engeldir Mecnun’un büstü.
Kim bilir göz kırpar belki ihtimal,
Hiçlik sütununda bir akşamüstü.
Yapayalnız
Sensiz yine yaslanmışım bir dağa,
Senin ile sen-ben yazdım yaprağa.
Yapayalnız rüya bu ya ikimiz,
Sığınmışım Veysel gibi toprağa.
Bir El Tutsa
Şuh sükûtum duyulsa, derdimi açabilsem,
Mecnunlara karışıp saçtıkça saçabilsem...
Zamanın inadına mevsimleri delerek,
Bir el tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem...
Yemyeşil
Geriye döndürelim yemyeşil rüyaları
İhtimal gözlerini istemem güyaları
Dörtlük deli gömleği, gözlerin kadar tatlı
Gel bize seyredelim kanatlı hülyaları
İp
Ümit kasem yumağını eğirtsem
Düşe kalka son durağa seğirtsem
Ne gam artık ipi sıkı tutmuşken,
Zaman bozuk mevsim savruk bir gitsem
Pamuk İpliği
Her yerde sapsağlam kendir var ama;
Belki de benimki pamuk ipliği.
Yazıcı dokunma dinmez yarama,
Terk ettim ben zaten şuh edipliği.
Ömer Ekinci Micingirt
Ey
Ey yokları var eden dertlilerin tabibi
Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme
Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi
Nisyânıma terk edip beni senden ayırma
Hesap
Her akşam sabaha mutlak erecek
Mağripten maşrığa aynı saatte
Görecek dehşeti herkes görecek
Günah yıkanırken gayyalı katta
Ömer Ekinci Micingirt
Teşviş
Aşkın ikliminde hoş olur işler
Sevda olur azık olur aş olur
Kurak etti şu gönlümü teşvişler
Ariflerin gözü gönlü yaş olur
Ömer Ekinci Micingirt
Gazze
Fosfordan mağmalar güneşi yaksın,
Süt kokan eyvahlar ortaya çıksın!
Belki bir Osmanlı gelip tekrardan,
Vicdana üfleyen ses duyacaksın.
Ömer Ekinci Micingirt
Unutma
İçim hep kasırga tutsak etmiş gam,
Sinem delik deşik, çekil be adam!
Ve ömür çok kısa unutma sakın,
Ruhum hep ızdırap eyvah da yaşam.
Dil
Bazen eşsiz tekmil, isyankâr yer yer …
Küfrün körüğünde ben’i de geçer.
Dil şeker şerbet bal, irfan’a tedbil,
Cahil kucağında zehirli hançer.
Son
Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar
Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz
Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır
Makam şöhret şan” kabir kapısına kadardır”
Ey!
Ey yokları var eden dertlilerin tabibi,
Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme.
Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi,
Nisyanıma terk edip beni senden ayırma.
Koşun
Zaman elleşiyor ecelde sende
Ses verir her nefes hemen ensende
Koşun koşun koşun, hesap bekliyor
Secde ve gözyaşı var mı kâsende!
Vesile
Vesileye hissettir, koş kendine bu sene,
Prangadan boşanıp, o iklime gelsene.
Hedef büyük gaflet pek, öte ufukta bahar,
Taptaze bir his ile aşk ve vuslat desene.
Son Nokta
Hayat bir fısıltı, ne derse desin,
Sonu yok,son nokta yeri herkesin.
Sahilsiz yürüyüş kıyı engebe,
Koş tekne geliyor yolcu nerdesin!
Kul Hakkı
İster milyon defa tavaf eyle sen
İsterse yaş döküp sevap eyle sen
Kul hakkı seninle paslı pranga
Gerçeği fark edip af, af eyle sen
Nisyan
Aşka şarap içirir, nisyanların kırığı
Meyhaneye bağladık, tekkeyi ve sarığı
Yok, ötede ümid ye’s, ötenin endişesi
Mahşerin gayyaları Ömer’ın hıçkırığı
Ömer Ekinci Micingirt
Yusuf’un
Beni âşık edip; yaram deşmeyi,
Sevda kazanında yanıp pişmeyi,
Bilir misin sabrı, aşka düşmeyi
Yusuf’un sabrından bana da gönder.
Yağlı Sicim
Düşündüm hamalı, yağlı sicimle
Tükeniş başladı bütün gücümle
Kurtuluş tek hitap, işte o cümle
Sen affedicisin, affı seversin...
Hodbin
Her ses her nefes,göremez hodbin,
Himmete kapalı,ben diyor hep ben.
İzlerken püskürür maşuk duygular,
Ruhuma tattırır aşkı hudabin.
Gittin
Yokluğun kuşatır,deme çileli
Sensizlik çiledir bildim bileli
Sükût eder gönlüm sessiz derinden
Takatim kalmadı gittin gideli...
Sonsuzluk
Tevbeler yerine mutlak erecek
Belki de günahla aynı saatte
En acı dehşeti kimler görecek
Sonsuzluk son bulur gayyalı katta
Kimi
Öbek öbek mahlûk var kimi kurt kimi tilki
Kimi hoşt hırıltıda, kimi pek yüce bil ki
Kimi mecnun divâne, kimi miskin avâre
Kimi çağdaş Firâvun kimi sonsuzun ilki
Yağlı Sicim
Düşündüm hamalı, yağlı sicimle
Tükeniş başladı bütün gücümle
Kurtuluş tek hitap, işte o cümle
Sen affedicisin, affı seversin...
Gül Olur
Sen ağlama yoksa bana hal olur
Gözyaşların içim akar bal olur
Cehennemi yaş söndürür bir tanem
Sen gel bana hicran yanar gül olur
Efendim
Yokluğun kuşatır,deme çileli
Sensizlik çiledir bildim bileli
Sükût eder gönlüm sessiz derinden
Takatim kalmadı gittin gideli...
Firûze
İstemem ben paye nişan endaze
Altın çağın her zerresi taptaze
Sonsuzluğun ahengi var tefekkür
İçim sarar semavi bir firûze
Derbeder
Tıpkı mecun gibi dön bak âlime,
Cismi eşşek yükü taşır bi haber.
Bir bilene sordum bir ahvalime,
Şakağı karartmış benden derbeder.
Bir Ömür
Gönlüm her zaman senin, hoş üslupla yâd eyle
Tebessümle okşayıp gözlerinle şad eyle
Ruhumdan yükselen ses her yerde seni arar
Bir ömür hep yol boyu, gönlüne serhat eyle.
Sükût Güzeli
Bir çiçek bekledim ayazda gelen
Ve güle rastladım her yanı titrek
Nihayet ruhuma açtı kardelen
O sükût güzeli söze ne gerek.
Renkler
Gönlüme hissiyat, hislerin yer yer,
Sendeki yâr renkler ben’i de geçer.
Sensiz bir başkayım sana bürünmüş
Sen heceliyorum, sensiz derbeder.
İç İçe
Hep bendesin sen bende, yokluk sesi var ama
Hasret-hüzün iç içe, bende neşe arama.
Zamanı itekleyip; hep seni bekliyorum,
Sen efsunlu musikim, sen dermansın yarama.
Terhis
Ellerimi bırak yüreğimden tut
Mekanın içinde mekanı unut
Allah'ın indinde engebe yoktur
Terhisten terhise koşuyor tabut
Mukaddes
Dudaklarımda ismi sessizlik içinde ses
Beynim beni tırmalar neden anlamaz herkes
İzâfi gelgitlerim koşar meçhule doğru
Hiçliğe iz bırakıp; hâlde yanış mukaddes
Ehil
Susun “emaneti ehline verin”,
İrade hak olur, endişe erir.
Teslim Aslı gibi sesleniş Şirin;
Yaş döken çok olur çöller yeşerir.
Vuslat Vakti
Kapayın gündüzü, söndürün sönsün,
Ben yâre varmışım bir vuslat vakti.
Yeşeren hislerim gece görünsün,
Yâr bana küllenmiş közü bıraktı.
Serhat
Telafisi ağır,şehidim sen yat!
Doksan bin çiçeği koklayan serhat.
Sitem ediyorum amma ve lakin
Var,yoktur; yok,vardır mutlak nihayet.
Deli Diyorlar
Beynim de aysbergler, neler neler var,
Yâr deyip yâr deyip, yâr deyip arar.
Belki bu arayış çok şeye gebe;
Nedense hep bana deli diyorlar!
Tökezler
Ruhani derin hisler, aşk sarardı şiiri,
Yorgun ihtiyar gibi, düşe kalka inlerdim.
Karanlık sokaklarda getirirdim tekbiri,
Ve peşinden tökezler, savrulur gülümserdim.
Şüphesiz
Tevbe ve misliyle mükâfat gelir,
En derin mihengi, “keşke” evlerin.
Günahsa çukurun dibe yükselir,
Sebeb-i sükûtun kalp alevlerin.
Beslemeler
Zift yağıyor adeta, şeylerin en şeyinden,
Bizdeki beslemeler, zıtların eşeğinden.
Her yer acı intikam, izan irfan yerlerde,
Vicdansızlık şöleni vâdi basın yayından.
Köpekler
Çobana sürünüp sürüyü bekler
Köpeksiz dağlara çakallar yağar
Çakaldan habersiz bizim köpekler
Sürüyü terk etmiş çobanı boğar
Görmeler
Aynalar da görmelerde bir perde;
Yanlış ata oynuyorsun unutma!
Kemâlini idrâkine göster de;
Nankörleri görenlerle bir tutma.
Kızlar
Meğer üç harfliymiş, raks eden kızlar,
Şimdi kaybolurlar, karanlık sönsün.
Tıpkı kızlar gibi gece yıldızlar,
Tekrar gelecekler,hele gün dönsün.
Zaman
Tıpkı benim gibi, pek sarhoş zaman,
Yol boyu terk etmez, düşündüm o ân.
İki ayrı âlem, birde tefekkür,
Sanki gök gürledi, delindi tavan.
Musiki
Aşk döker dereye derin ırmaklar,
Ruhları dindiren musiki saklar.
Yüksekten uçuşan turnalarında;
O’nun ahengiyle sayar parmaklar.
Vuslat Duygusu
Çöle serap yağmur susayana su,
Çok canı yok etti yokluk korkusu.
Sükûtta hararet,çığlıkta sükûn;
Tarifsiz yanıştır, vuslat duygusu.
He Ya
Hüzünle yürüyoruz, sanki o günden beri,
Salmışız kendimizi, gâh atlıyız gâh yaya.
Ve zümrüdî hıçkırık dağın gözbebekleri,
Mevsimim son güzünde, gel diyiyorum he ya.
Düğünüm
Kahrımı çekiyorum, kopuk nesiller günüm
İzzet zillet mahvoluş, yıllar yılı sürgünüm
Ne çok şeyler kaybettik diziler gölgesinde
Sevgililer kürtajlar, rastgidiyor düğünüm
İrkiliyorum
Ben beni biliyorum,
Gam keder gülüyorum.
Tahsisatı düşündüm,
Hayret, irkiliyorum!
Emanet
Her yaştan her renkten canlı et olsun,
Sokakta yat çiftleş, sus lanet olsun!
Dünya ve kâinat, hesap ve mizan,
Boş ver ne fark eder, emânet olsun.
Piç
Ben hep samimiyet, içimden gelir,
Bir şey olabilmek; hiçimden gelir.
Aşklar tartışılmaz aşka ihânet!
Zürriyetin nedir, piç kimden gelir.
Ufacıktım
Çokluğumu düşünüp, ben açlığa acıktım;
“Zan”nım iri kocaman, insandan ufacıktım.
Yiyip içip uyumak, hayvani bir mahvoluş,
Yok mudur telafisi, cürmü ifşaya çıktım!
Ne
Usta ifşa eyleme, yöneliş kim pâye ne
Şâir isen hem madem, şuâra hikâye ne
“Her vadide gezerler”hüsrana uğrayanlar
Şan şiire ihanet, ediplik kim gâye ne
Bizimsin
Hikmetten sual olmaz, ismin gibi nazımsın,
Kızıpta giittin amma, yinede sen bizimsin.
Sözlerin karadelik,her sokakta izim var,
Bazen gözümde şair, bazen kominizimsin!
Müstesna
Renk renk eşref-i mahlûk, o hâlâ derisinde
Asabiyet sus desem, şirk verdi nârasında
Zira dört başı mamur, mefkûre mi oda ne
Bu müstesna yaratık, insanlık neresinde
Kazan
Okuyan yazan mı ben
Söz sazsız ozan mı ben
Alev alev her yanım
Kaynayan kazan mı ben
Nedendir
Ben hülâsa o yâr için süslendim
Hiffet nedir, iffetine yaslandım
Yapayalnız meyusâne hislendim
Ağrım dinmez yüzüm gülmez nedendir
Yayın
Ne edip der ne göz nuru ne emek
Şâir kimdir şiir nedir velvele
Şöhret ister duyguları neşretmek
Şâir öldü şiir yetim gel hele! ..
Sırtlamış
Nefret verdi yaşadığı kuşağa,
Gel de kızma İmralılı eşeğe!
Semerini Avrupa’dan sırtlamış;
Pislemiştir baş koyduğu döşeğe!
Kisra
Fırsatçı fesatçı çalan sazları
Malum düzen çarptı bizim kızları
Moda reklam para ve gösterişler
Kisra’yla düşündüm düzenbazları
Çok
Bugünlerde habire, sanki duçarım derde;
Sevdiğine dert verir, şifa verip sever de.
Zaman farz et tükendi, sönmeyen gölge var mı?
Usta çok korkuyorum, rüzgâr tersten eser de!
Şey Gibi
Şeylerin ismini, aşka koyarlar,
Bu aşktan dışarı, şey gibi yârlar.
İffeti tepeler, zillet ekleyip;
Soyunup giyinip, zifte boyarlar!
Bir Duble
Hüzünlü bir gecede, ruhum büyüdü yer yer,
Ben gene şiir yazdım, siz de bana baktınız.
Bir duble yaş düşledim, vakti değilmiş meğer;
Sonra terk ediverip, fikri his bıraktınız!
Deyyuslar
Bak siyah komşuda sütbeyaz ölü;
Deyince nedense hepten sustular!
Dünyanın vicdanı kumla örtülü.
Sömüren vampirler pek deyyustular!
Hâşâ
O Allah’ın indinde, yok ayrı gayrı var mı?
Ümitsizlik ne peki, bu kulluğa sığar mı?
Ses veriyor kâinat, görmemezlik ihanet!
O şefkati yok etse; anne çocuk doğar mı?
Hayal
Gözlerimi kapayıp; aldırmam yorumlara,
Eşyaya teslim olur atlarım derinlere.
Hayallerde boğulur, hakikatte yanarım;
Aşk harâret verince, koşarım serinlere.
Ömür
Ömür: kimine uzun, kimin de bir kelebek;
Ömür: tıpkı huy gibi özünde sendelemek…
Ömür: bazen de gölge, velilin sükûtunda;
Ömür: kefeni biçip, zamanı rendelemek…
Ölmüyorum
Neden bu günlerde gülmüyorum ben;
Şen şakrak olmak mı, olmuyorum ben
Kulluk ve liyâkat, hesap ve kitap;
Nefesim burnumda ölmüyorum ben!
Kepazelik
Pimini çek diyor elinde silah;
Peygamber ocağı, elbet he vallah
Tespit pek müthişti; tam kepazelik!
İtiraf eyledi, eşhedü billâh,
Hüsnüniyet
Avama hüsnüniyet, ilmi sorana kadar
İnekte ki basiret, tren görene kadar
Ve bendeki tolerans, bilinmezle perdeli
Enâniyet ölçüsü, nefsi yerene kadar
Bendedir
Huzurunda mıyım, ey yüce takdir;
Neyin peşindeyim, söz etmek nedir.
Gafletten kurtuluş, arayış haktır,
Müspette bendedir, menfi bendedir.
Kalbim Temiz
Benim kalbim temiz nefsim temiz der
Günah şakağında kaynayan kazan
Flört tellal dikmiş aşk kubbemiz der
Şeklen oruçluyum, kısmen ramazan
Kraliçe
Cehlin kendince kullan, zaaflarını azdır
Bedenine tâbi ol, taçla taçlandır eti
Çıplaklığa yürürken, aşkı kaybettim yazdır
Kahrolası yarışma,orta çağ esareti
Dilsizler
Dinleyenden ziyade, susanlar üzdü beni;
Bir şey konuşmak gerek, düzen azgın düzeni!
Haksızlık karşısında, susanlara ne denir?
Deyyuslara değişmem, günahlarda yüzeni!
Muşamba
Gece ve gaz kokan, fitilli lamba,
Hep seni hıfzettim seninle amma;
Uyutmaz bu rüya, yat kalk ayakta,
Bir ben yerlerdeyim, bir de muşamba...
Tezek
Nankörler sofrasında,sus söylemek huyumdur,
Görenlerin ikramı “edep ya hu “deyimdir.
Söz meclisten dışarı, nankör olamaz tezek;
Tezekten bir öncesi, ihtimal varsayımdır!
Muhakeme
Ve her şeyim izafi, gerçekte davam tam da;
Hakk’ı yaşamalıyım, hakikat kıvamında.
Beni bana bırakma, esaretle iç içe,
Ruhum alıver gitsin, bir bahar akşamında.
Beşer
İçgüdü topladım, zevk safa tattım,
Güneşe üfledim bulutta yattım.
Sözlerim izâfi, ufkum sınırsız
Beşerden öteye bir mücazattım.
 

Benzer konular