Ilm-i ahlâk ve islâmiyyetde ahlâk terbiyesi

MEHMET_1960

Çalışkan Üye
Silver
#1
İLM-İ AHLÂK VE İSLÂMİYYETDE
AHLÂK TERBİYESİ
Kalb ile rûhun hâllerini ve işlerini bildiren ilme (Ahlâk ilmi) denir. İnsan yalnız başına iken, bu hâller ve işler dokuz bâb olarak bildirilmişdir. [Biz, kitâbımıza, bunlardan yalnız altı bâbı aldık.]
BİRİNCİ BÂB
Burada huyların nev’leri, iyi ve fenâ şeyler bildirilecekdir. Huy, kalb ile rûhun melekesi, ya’nî alışkanlığı demekdir. Bu alışkanlık ile, düşünmeğe lüzûm kalmadan iş yaparlar. Yerleşmiş olan huya (Meleke) denir. Geçici olan huya (Hâl) denir. Meselâ gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömerdlik, cesâret, birer melekedir. Ahlâk, ya’nî huy deyince, meleke anlaşılır. Ba’zan hayr işlemek huy değildir. Her zemân hayr işlerse, cömerd huylu denir. Her zemân, fekat kendini zorlıyarak yaparsa, yine cömerd huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir.
Huy, iyi veyâ kötü iş yapmağa sebeb olur. Yâhud da, iyi ve kötü olmıyan şeye sebeb olur. Birincisine (Fazîlet) veyâ iyi ahlâk denir. Cömerdlik, şecâ’at ya’nî yiğitlik, yumuşaklık böyledir. İkincisine (Rezâlet) veyâ kötü ahlâk denir. Hasîslik ve erkekler için korkaklık böyledir. Üçüncüsüne fazîlet de, rezâlet de denmez. (San’at) deniliyor. Terzilik, çiftçilik böyledir. Bu kitâbda birincisi ve ikincisi zikr edilecekdir.
Kalbin ve rûhun iki kuvveti olduğunu mukaddemenin son sahîfesinde bildirmişdik. Birincisi, (Kuvve-i âlime) ve (Müdrike) denilen (anlama kuvveti) idi. Bu kuvvete, (Nutk) ve (Akl) demişdik. Bu kuvvet ile, aklın erdiği şeyleri anlarlar. İkincisi, hareket etdiren (Kuvve-i âmile), (yapıcı kuvveti) idi. Her iki kuvvet de ikiye ayrılır. Aklın birinci kısmına (Hikmet-i nazarî), ikinci kısmına (Hikmet-i amelî) denir. Yapıcı kuvvetin birinci kısmına (Şehvet) denir ki, zevkli, tatlı şeylere kavuşmak istiyen kuvvetdir. İkinci kısmına (Gadab) denir ki, beğenmediği şeylerden uzaklaşdırmak istiyen kuvvetdir. Bu dört kuvvetden muhtelif işler meydâna gelir. Bu işler akla uygun, güzel, noksan olmakdan ve aşırı olmakdan kurtulmuş olursa, bunları yapan huy fazîlet olur. Noksan veyâ aşırı olan işleri yapan huy, rezâlet olur. Aklın nazarî kuvveti iyi olursa, o huya (Hikmet) denir. İkinci kuvveti olan (Hikmet-i amelî) kuvveti iyi olursa, o huya (Adâlet) denir. Kalbin ve rûhun, yapıcı kuvvetlerinin şehvânî kuvveti iyi olursa, o huya (İffet) denir. Gadabî kısmı iyi olursa, o huya (Şecâ’at) denir. İyiliklerin başı, bu dört huydur. Adâletin azı çoğu olmaz. Diğer üçünün aşırı ve noksan olmaları, rezâlet olur. Hikmetin aşırısı (Cerbeze) ya’nî, ukalâlıkdır. Noksan olması ise; (Belâdet), ya’nî kalın kafalılıkdır. Adâletin aşırısı ve noksanı olmaz. Yalnız zıddı, tersi olur ki, bu da (Zulm)dür. İffetin aşırısı (Fücûr) ya’nî (Sefâhet)dir. Noksan olması ise (Humûd) ya’nî durgunlukdur. Şecâ’atin aşırısı (Tehevvür) ya’nî saldırmakdır. Noksanı, korkaklıkdır. Ahlâkın bu nev’leri, İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin (İhyâ) kitâbında böyle ta’rîf edilmişdir. Abdülganî Nablüsînin[1] (Hadîkat-ün-Nediyye) kitâbında da yazılıdır. Bu kitâb, arabî olup, İstanbulda, (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, ofset yolu ile basdırılmışdır. Ba’zılarına göre hikmet, iffet ve şecâ’at bir araya gelince (adâlet) olur.
Cerbeze huylu kimse, rûhun kuvveti olan aklını, hiyle, dedikodu, maskaralık yapmak için kullanır. Belâdet huylu kimse, hakîkatları anlıyamaz. İyi, kötü şeyleri birbirinden ayıramaz. Tehevvür huylu kimse, kendini tehlükelere atar. Kuvvetli düşmanla döğüşmeğe kalkar. Korkak olan adam, sabr edemez. Dayanamaz. Hakkını arayamaz. Fücûr huylu olan kimse, yimekde, içmekde ve evlenmekde mekrûhlara ve harâmlara sapar. Çirkin, kötü işlerden zevk alır. Humûd huylu olan kimse de, halâl olan zevkleri, meşrû’ olan arzûları terk eder. Yâ kendi helâk olur, yâhud nesli kesilir.
İnsanlarda bulunan bütün güzel ahlâk, yukarıda bildirilen dört iyi ana huydan doğar. Herkes bu dört huy ile öğünür. Hattâ, soyu ile, yakınları ile iftihâr eden kimseler, onlarda bu huylar bulunduğu için öğünürler.
İKİNCİ BÂB
Burada dört esâs iyi huyun kısmları bildirilecekdir. Bu dört ana huydan türeyen iyi huylar, sayısız denilecek kadar çokdur. Bunların herbirini anlatmağa insan gücü yetişmez. Burada, islâm ahlâkcılarının üzerinde durdukları, meşhûrlarını bildireceğiz.
Hikmetden, yedi iyi huy meydâna gelmekdedir:
1 - Birincisi (Zekâ)dır. Bir melekedir. Bir alışkanlıkdır. Bunun yardımı ile, insan, bilinen şeylerden, bilinmiyenleri çıkarır. Delîlleri bir araya toplıyarak, aranılan şeyleri bulur. Bunu kazanmak için, ma’lûm şeyler yardımı ile mechûl olan şeyleri bulmağa çalışmak, hesâb [matematik] ve hendese [geometri] problemleri çözmek lâzımdır.
İnsanların zekâları muhtelif mikdârdadır. Zekânın en üstün derecesine (Dehâ) denir. Zekâ (Test) üsûlü ile ölçülür. Yirminci asrın tanınmış rûhiyyâtcılarından [psikologlarından] Amerikalı Terman[1] diyor ki, test üsûlü ile zekâ ölçmesi, ilk olarak Osmânlılarda yapıldı. Osmânlı orduları Avrupada ilerliyor. Viyana elden gidiyordu. Viyana gidince, bütün Avrupanın müslimânların eline geçmesi çok kolay olacakdı. Osmânlılar, Avrupaya islâm medeniyetini getiriyor. İlm, fen, ahlâk nûrları, hıristiyanlığın karartdığı, uyuşdurduğu yerlere, zindelik, insanlık, huzûr, se’âdet saçıyordu. Asrlarca, diktatörlerin, kapitalistlerin, papasların zulmleri altında inleyen, barbarlaşan Avrupa, islâm adâleti ile, islâm ilmleri ile, islâm ahlâkı ile, insan haklarına kavuşuyordu. Avrupa diktatörleri ve öncelikle hıristiyan kiliseleri, Osmânlı ordularına karşı son gayretlerini harcıyorlardı. Bir gece, İstanbuldaki, ingiliz sefîri, Londraya târihî mektûbunu yolladı. BULDUM... BULDUM!... Osmânlı ordularının ilerleme sebebini buldum. Onları durdurmanın yolunu buldum diyor. Şöyle yazıyordu:
(Osmânlılar ele geçirdikleri her yerde din, ırk farkı gözetmeksizin, seçdikleri çocukların zekâlarını ölçüyor, ileri zekâlıları ayırarak, medreselerde okutup, islâm terbiyesi ile yetişdiriyorlar. Bunlar arasından da seçdiklerine, serâydaki ENDERUN denilen yüksek okulda, o zemânın en ileri bilgilerini veriyorlar. İşte, Osmânlı siyâset adamları, başkumandanları, böyle seçilen, yetişdirilen keskin zekâlı şahsiyyetlerdir. Sokullular, Köprülüler, böyle yetişmişdir. Osmânlı akınlarını durdurmak, hıristiyanlığı kurtarmak için biricik çâre, enderun mekteblerini ve medreseleri dağıtmak, onları içerden yıkmakdır). Bu mektûbdan sonra, İngilterede (Müstemlekeler nezâreti) kuruldu. Burada yetişdirilen câsûslar ve hıristiyan misyonerleri ve masonlar, yalan propaganda ve yaldızlı va’dlerle avladıkları câhilleri Osmânlı devletinin kilid noktalarına yerleşdirmeğe ve bu kuklaların eli ile; medreselerden fen, ahlâk derslerini, hattâ, yüksek din bilgilerini kaldırmağa, müslimânları câhil bırakmağa uğraşdılar. Bu sinsi kampanyalarında, tanzîmatdan sonra tam başarı sağladılar. İslâm devleti yıkıldı. İslâmiyyetin dünyâya neşr etdiği se’âdet, huzûr nûrları söndü.
2 - Sür’at-i fehmdir. Buna (Sür’at-i intikâl) de denir. İhtiyâc olunca, lâzım olan şeyi hemen anlıyan melekeye denir. Birşey işitince, onun aksini, tersini de hemen anlar. Zekâ, düşünmede ve incelemede, ya’nî fikrde ve nazarda olur. Ya’nî bilinen şeyleri inceleyip, bunlardan bilinmeyen bir netîce elde eder. Sür’at-i fehm ise, fikrden ve nazardan başka şeylerde olur.
3 - Zihn açıklığıdır. İstediği şeyleri çabuk anlamak, elde etmekdir.
4 - Dikkat etmekdir. Düşünceler mâni’ olmayıp, istediği şeye teveccüh etmekdir.
5 - Te’akkuldür. Lüzûmlu şeyleri öğrenirken, herşeyin, haddini, sınırını aşmamakdır. Ya’nî lüzûmlu olanı terk etmez, lüzûmsuz olanla da meşgûl olmaz, vakt öldürmez.
6 - Tehaffuz, ya’nî unutmamakdır. Rûhun, akl erdirdiği, anladığı bilgileri unutmamasıdır.
7 - Tezekkürdür. Hâfızadaki bilgileri, her istenilen zemânda hâtırlamakdır.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
MEHMET_1960 Ahlak 2
ZiLaN_21 Ahlak 0
bekkain Ahlak 1
bekkain Ahlak 0
bekkain Ahlak 3

Benzer konular