Evlilik, İnsanı Allah'a Yaklaştırmalı

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#1
Eskiler sevdiğini alınlarından öperdi. Çünkü bilirlerdi o alnın secdeden kalkmadığını.....!!!!

Evlilik, İnsanı Allah'a Yaklaştırmalı
Delikanlı okulunu bitirip ve işini kurmuştur. Sıra evlenip çoluk çocuğa karışmaya gelir. Bunun için de düşünür ve so­rar:
"Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?" Akıl verense çok olur: "Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun..." Anne ille güzel bir gelin ister.
Genç kız evlenme yaşı gelmiştir. O da "Acaba evlenece­ğim kişide nasıl bir özellik arasam?
Dinî, diyaneti önemli olmalı mı?" diye düşünmektedir.
Kızın annesi de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesi­ni düşler...
Genç kız da delikanlı da şaşkındır. Çünkü eş, insanı saa­detin beşiğine götürdüğü gibi felaketin eşiğine de sürükle­yebilir.

Kur'an'da eşler tarif edilirken "Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz" (Bakara Suresi, 2:187.) buyruluyor.

Özellikle günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binlerce günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah'tan uzaklaştırıyor. Âdeta Allah'a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe is­ter istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.

Herkes, akın akın "insanın ve bilhassa Müslüman'ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından" çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığmak­tan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.

Kişi evinde oturup TV'sini seyrederken, gazetesini okur­ken; hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen elbise o ateşe perde olmalı. Eşiyle ateş arasında set kurmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup onu Allah'a yaklaştırmalı. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, cennet bah­çelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı...

Çünkü insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir.

Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk'ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmak­tır. Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı, Allah'a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacak­tır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Erkek olsun, kadın olsun mümin olarak güzel işler ya­panlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlan­dıracağız."( Nahl Suresi, 16:97.)

Asr-ı saadette yaşanan bir olay, evliliğin insanı Allah'a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek:

Peygamber'imiz (a.s.m.), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyor­du. Al-i İmran Suresi'nin 92. ayetini okudu:

"Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken malınızın kötü­sünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşa­mazsınız. İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız."

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha'yı (r.a.) can evinden vurdu.
En değerli malını Medine'deki hurmalığını ve evini he­men oracıkta bağışladı. Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (r.a.), Ebu Talha'yı (r.a.) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (r.a.) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:

- Kendin için mi yoksa ikimiz için mi, diye sorduğunda, Ebu Talha (r.a.):

- ikimiz için, cevabını verince eşi Rumeysa:

- Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri dü­şünürdüm. Bekle geliyorum, diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti.( Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı?, s. 52-53.)

Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsanî duygulardan ziyade uhrevî duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil, Allah'a yaklaştı­ranı seçmeliyiz.

Bizim evliliğimiz; yani Müslüman'ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçma-lı. Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye ve mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli. Derdimiz önce insanlığa hizmet olmalı. Bunun için eşler el ele vermeli.

"Allah için ver" deyince vermeli.
"Allah için yola çıkıyorum" deyince uğurlamak.

Allah'a giden yolda hayat arkadaşına omuz vermeli. Tıp' kı Hira Dağı'ndaki Peygamber kocasına, yemek taşıyan Hz. Hatice, İslam için şehit olan Ammar ve Sümeyye, yalın ayak kızgın çöller üstünde yan yana hicret eden sahabe gibi...

Böyle eşler için Bediüzzaman diyor ki:
"Bahtiyardır o adam ki refika-i ebediyesini (ebedi arkada­şını) kaybetmemek için saliha (dindar) zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki kocasını müte­deyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi (dünya saadeti) içinde saadet-i uhreviyesini (ebedi saadetini) kaza­nır."

Evlilik, İnsanı Allah'a Yaklaştırmalı
Delikanlı okulunu bitirip ve işini kurmuştur. Sıra evlenip çoluk çocuğa karışmaya gelir. Bunun için de düşünür ve so­rar:
"Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?" Akıl verense çok olur: "Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun..." Anne ille güzel bir gelin ister.
Genç kız evlenme yaşı gelmiştir. O da "Acaba evlenece­ğim kişide nasıl bir özellik arasam?
Dinî, diyaneti önemli olmalı mı?" diye düşünmektedir.
Kızın annesi de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesi­ni düşler...
Genç kız da delikanlı da şaşkındır. Çünkü eş, insanı saa­detin beşiğine götürdüğü gibi felaketin eşiğine de sürükle­yebilir.

Kur'an'da eşler tarif edilirken "Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz" (Bakara Suresi, 2:187.) buyruluyor.

Özellikle günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binlerce günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah'tan uzaklaştırıyor. Âdeta Allah'a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe is­ter istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.

Herkes, akın akın "insanın ve bilhassa Müslüman'ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından" çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığmak­tan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.

Kişi evinde oturup TV'sini seyrederken, gazetesini okur­ken; hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen elbise o ateşe perde olmalı. Eşiyle ateş arasında set kurmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup onu Allah'a yaklaştırmalı. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, cennet bah­çelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı...

Çünkü insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir.

Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk'ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmak­tır. Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı, Allah'a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacak­tır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Erkek olsun, kadın olsun mümin olarak güzel işler ya­panlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlan­dıracağız."( Nahl Suresi, 16:97.)

Asr-ı saadette yaşanan bir olay, evliliğin insanı Allah'a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek:

Peygamber'imiz (a.s.m.), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyor­du. Al-i İmran Suresi'nin 92. ayetini okudu:

"Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken malınızın kötü­sünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşa­mazsınız. İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız."

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha'yı (r.a.) can evinden vurdu.
En değerli malını Medine'deki hurmalığını ve evini he­men oracıkta bağışladı. Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (r.a.), Ebu Talha'yı (r.a.) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (r.a.) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:

- Kendin için mi yoksa ikimiz için mi, diye sorduğunda, Ebu Talha (r.a.):

- ikimiz için, cevabını verince eşi Rumeysa:

- Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri dü­şünürdüm. Bekle geliyorum, diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti.( Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı?, s. 52-53.)

Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsanî duygulardan ziyade uhrevî duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil, Allah'a yaklaştı­ranı seçmeliyiz.

Bizim evliliğimiz; yani Müslüman'ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçma-lı. Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye ve mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli. Derdimiz önce insanlığa hizmet olmalı. Bunun için eşler el ele vermeli.

"Allah için ver" deyince vermeli.
"Allah için yola çıkıyorum" deyince uğurlamak.

Allah'a giden yolda hayat arkadaşına omuz vermeli. Tıp' kı Hira Dağı'ndaki Peygamber kocasına, yemek taşıyan Hz. Hatice, İslam için şehit olan Ammar ve Sümeyye, yalın ayak kızgın çöller üstünde yan yana hicret eden sahabe gibi...

Böyle eşler için Bediüzzaman diyor ki:
"Bahtiyardır o adam ki refika-i ebediyesini (ebedi arkada­şını) kaybetmemek için saliha (dindar) zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki kocasını müte­deyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi (dünya saadeti) içinde saadet-i uhreviyesini (ebedi saadetini) kaza­nır." Evlilik, İnsanı Allah'a Yaklaştırmalı
Eskiler sevdiğini alınlarından öperdi. Çünkü bilirlerdi o alnın secdeden kalkmadığını.....!!
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

m.eminokumus

Tecrübeli Üye
Silver
#2

Aile hayatı neden bozuluyor?
Bu sene inzivâda iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. "Eyvah!" dedim. "İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevî cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?" dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir sûrette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma katiyen beyan ediyorum ki:

Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya'da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz. Risale-i Nur'un bir parçasında denilmiş ki:

Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli; tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risale-i Nur'un bir cüz'ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

İlgili Risale : Lemalar | 203
 

bekkain

diyâr-ı gurbet
Süper Moeratör
#3
Allah razı olsun.
Önemli bir konu olduğu için mi ilk bölümde iki kere aynı konu yayımlandı, ypksa yanlışlıkla mı ? :) emeğinize sağlık...